

Breaking Bad — Season 2 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
651 kelime
Seviye
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
yatak
yemeklerin üzerine konulduğu alt katman
Serve the meat on a bed of rice
Eti pirinç yatağında servis edin
yatmak
biriyle cinsel ilişkiye girmek
He bedded her before they married
Evlenmeden önce onunla yattı
mil
Sahnede1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
1.609 kilometreye eşit bir uzaklık ölçüsü
The city is ten miles away
Şehir on mil uzakta
mil
1.6 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
That road is many miles long
O yol birçok mil uzunluğunda
mil
1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
mil
1.6 kilometreye eşit bir mesafe birimi
We walked a mile today
Bugün bir mil yürüdük
büyük
Sahnedeboyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
mağlup olmak veya başarısız olmak
The team went down in the final
Takım finalde yenildi
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going down here
Burada neler oluyor
hapse girmek
hapishaneye gönderilmek
He went down for five years
Beş yıl hapse girdi
yenilmek
bir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
hatırlanmak
belirli bir şekilde kayıtlara geçmek ya da anımsanmak
This day will go down in history
Bugün tarihe geçecek
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
çökmek
bir sistemin veya web sitesinin çalışmayı durdurması
The server went down at midnight
Sunucu gece yarısı çöktü
inmek
bir yerden daha alçak bir seviyeye doğru hareket etmek
We go down the stairs to the basement
Bodruma gitmek için merdivenlerden iniyoruz
batmak
suyun içine gömülmek veya dibe çökmek
The ship started to go down
Gemi batmaya başladı
kaydedilmek
bir kayda geçirilmek veya hatırlanmak
This event will go down in history
Bu olay tarihe geçecek
yenilmek
yenilgiye uğramak veya başarısız olmak
The team went down in the final match
Takım final maçında yenildi
gitmek
bir yere doğru hareket etmek
I am going down to the office
Ofise gidiyorum
inmek
yukarıdan aşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
feng shui
Sahnedeiyi enerji getirmek için mekanları düzenleme sanatı olan Çin öğretisi
They arranged the furniture according to feng shui
Mobilyaları feng shuiye göre düzenlediler
feng shui
mekanları şans ve uyum getirecek şekilde düzenleyen Çin sistemi
The house follows the rules of feng shui
Ev feng shui kurallarına göre düzenlenmiş
feng shui yapmak
eşyaları şans ve uyum getirdiğine inanılan sisteme göre yerleştirmek
I will feng shui the living room
Oturma odasına feng shui yapacağım
tekmelemek
Sahnedeayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
kovmak
Sahnedebirini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
keyif
yapmaktan zevk alınan şey
I get a kick out of this game
Bu oyundan keyif alıyorum
yenmek
birine karşı galip gelmek
Our team will kick theirs in the game
Takımımız oyunda onları yenecek
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
selam gönderme
Sahnedebirini herkese açık şekilde anma veya selamlama
She gave a shoutout to her friend
Arkadaşına selam gönderdi
yerçekimsizlik
Sahnedeyerçekiminin hissedilmediği durum
Astronauts float in zero gravity
Astronotlar yerçekimsiz ortamda yüzerler
sıfır yerçekimi
uzayda ağırlığın hissedilmediği durum
Astronauts float in zero gravity
Astronotlar sıfır yerçekiminde havada kalır
ağırlıksızlık
uzay gibi ortamlarda ağırlığın olmaması hali
They study the effects of zero gravity
Onlar sıfır yerçekiminin etkilerini inceliyorlar
tam vaktinde
Sahnedeplanlanan zamanda gerçekleşen
The train arrived on time
Tren tam vaktinde vardı
mahvetmek
Sahnedebir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
üflemek
ağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
etkinleştirmek
Sahnedebir şeyin çalışmasını sağlamak
You need to activate your account
Hesabınızı etkinleştirmeniz gerekiyor
etkinleştirmek
bir şeyin çalışmaya başlamasını sağlamak
You need to activate your account
Hesabınızı etkinleştirmeniz gerekiyor
dükkan hırsızlığı
Sahnedemağazadan ürünleri para ödemeden alma eylemi
He was arrested for shoplifting
Dükkan hırsızlığı yaptığı için tutuklandı
mağaza hırsızlığı
mağazalardan ödeme yapmadan ürün çalma eylemi
Shoplifting is a crime
Mağaza hırsızlığı bir suçtur
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
uyuşturucu bağımlısı
Sahnedeuyarıcı uyuşturucular kullanan kişi
He is a tweaker
O bir uyuşturucu bağımlısı
göz kırpmak
Sahnedegözleri hızla kapatıp açmak
He blinked his eyes
Gözlerini kırptı
göz kırpmak
gözlerin hızlıca kapanıp açılması
Don't blink
Gözlerini kırpma
hiçbir yer
Sahnedehiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
hiçbir yer
herhangi bir yer veya konum bulunmayan durum
I have nowhere to go tonight
Bu gece gidecek hiçbir yerim yok
efsane
Sahnedegeçmişten gelen çok eski bir hikaye
The legend of King Arthur is famous
Kral Arthur efsanesi ünlüdür
efsane
büyük başarılarıyla tanınan çok ünlü kişi
He is a football legend
O bir futbol efsanesi
efsane
doğru olmayabilecek çok eski bir hikaye
It is only a local legend
Bu sadece yerel bir efsane
teknik
Sahnedebelirli bir konu veya alanla ilgili
This is a technical problem
Bu teknik bir sorun
çıkmak
Sahnededaha yüksek bir konuma doğru hareket etmek
Please go up the stairs
Lütfen merdivenlerden yukarı çık
çıkmak
daha yüksek bir yere hareket etmek
He went up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
yanıp kül olmak
ateşle yok olmak
The house went up in flames
Ev alevler içinde yanıp kül oldu
artmak
değer veya miktar olarak yükselmek
Prices go up every year
Fiyatlar her yıl artar
karşı karşıya gelmek
biriyle rekabet etmek veya çatışmak
Our team will go up against the champions
Takımımız şampiyonlara karşı mücadele edecek
asılmak
halka açık bir yere konulmak veya sergilenmek
New posters went up in the city center
Şehir merkezine yeni afişler asıldı
yaklaşmak
birinin yanına doğru yürümek
He went up to her and said hello
Ona yaklaştı ve merhaba dedi
yönelmek
bir yere doğru hareket etmek
I will go up to the city
Şehre doğru yöneliyorum
çıkmak
daha yüksek bir yere gitmek
Please go up the stairs
Lütfen merdivenlerden yukarı çık
artmak
daha yüksek bir seviyeye ulaşmak
The price will go up
Fiyat artacak
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılanmak veya gerilmek
Don't sweat the small stuff
Küçük şeyleri dert etme
terlemek
ciltten ter çıkarmak
I sweat a lot in summer
Yazın çok terlerim
sorguya çekmek
birini yoğun veya agresif bir şekilde sorgulamak
The detectives sweated the suspect for information
Dedektifler bilgi almak için şüpheliyi sorguya çekti
endişelenmek
bir konu hakkında kaygılı veya stresli hissetmek
Do not sweat the small details
Küçük detaylar için endişelenme
Eşofman
Egzersiz yaparken veya dinlenirken giyilen rahat kıyafetler
I wear my sweats to the gym
Spor salonuna eşofmanlarımı giyiyorum
Terletmek
Yiyeceği az yağda esmerleşmeden yavaşça pişirmek
Sweat the onions in a pan
Soğanları tavada terletin
Terli
Vücuttan çıkan sıvı ile kaplı olma durumu
I am damp with sweat
Ter içindeyim
girmek
Sahnedebir sürece başlamak
The car will go into production soon
Araba yakında üretime girecek
girmek
bir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
girmek
bir işe veya alana dahil olmak
She wants to go into politics
Siyasete girmek istiyor
detaylandırmak
bir konuyu derinlemesine incelemek
We cannot go into the details now
Detayları şimdi inceleyemeyiz
derinlemesine incelemek
bir konuyu detaylıca araştırmak veya konuşmak
We need to go into this problem
Bu sorunu derinlemesine incelememiz gerekiyor
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
girmek
bir duruma veya sürece başlamak
She will go into recovery after surgery
Ameliyattan sonra iyileşme sürecine girecek
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
girmek
belirli bir duruma geçiş yapmak
She went into a state of shock
O şoka girdi
incelemek
bir durumu derinlemesine araştırmak
The police will go into the matter
Polis konuyu inceleyecek
uzatmalara gitmek
bir karşılaşmada normal sürenin aşılması
The game went into extra time
Oyun uzatmalara gitti
rol oynamak
bir sonucun oluşmasında etken olmak
Many factors go into the cost
Maliyette birçok faktör rol oynar
başlamak
bir işe veya faaliyete girişmek
He decided to go into politics
Siyasete atılmaya karar verdi
meslek edinmek
bir alanda çalışmaya başlamak
She wants to go into medicine
Tıp alanında çalışmak istiyor
kurcalamak
Sahnededüzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
dağınıklık
düzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Genellikle anahtarlarımı nereye koyduğumu unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi aklından çıkarmak
Don't forget to buy milk
Süt almayı unutma
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürüyerek götürmek
bir şeyi yürüyerek birine veya bir yere ulaştırmak
I walked the package to his house
Paketi onun evine yürüyerek götürdüm
yürüyüş
egzersiz veya keyif için yapılan kısa yolculuk
We went for a walk in the park
Parkta yürüyüşe çıktık
yürümek
ayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to work every day
Her gün işe yürürüm
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
memnun
mutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
köpekbalığı
Sahnedekeskin dişleri olan büyük bir deniz balığı
The shark is swimming
Köpekbalığı yüzüyor
köpek balığı
keskin dişleri olan büyük bir balık
The shark swam in the ocean
Köpek balığı okyanusta yüzdü
kurt avukat
çok hırslı veya becerikli avukat
He is a real shark in the courtroom
O mahkeme salonunda tam bir kurt avukattır
müthiş
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That is a sweet ass guitar
Bu müthiş bir gitar
dişler
Sahnedeısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
diş
çiğnemek için kullanılan ağızdaki sert beyaz nesne
He lost a tooth
Bir dişini kaybetti
erkek kardeş
Sahnedeaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
erkek kardeş
erkek olan kardeş
My brother is a student
Erkek kardeşim bir öğrencidir
erkek kardeş
erkek kardeş
He is my older brother
O benim ağabeyim
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
görüşmek
biriyle bir meseleyi konuşmak
I want to talk to the manager
Müdürle görüşmek istiyorum
sohbet etmek
biriyle keyifli bir şekilde konuşmak
We like to talk to our friends
Arkadaşlarımızla sohbet etmeyi severiz
dertleşmek
biriyle samimi şekilde konuşmak
I want to talk to my sister
Kız kardeşimle dertleşmek istiyorum
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
zorunda kalmak
Sahnedebir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
fırsat bulmak
Sahnedebir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsat bulmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I finally got to see the movie
Sonunda filmi görme fırsatı buldum
sinirini bozmak
birini sinirlendirmek veya üzmek
His comments really got to me
Yorumları gerçekten sinirimi bozdu
başlamak
bir işi yapmaya koyulmak
We need to get to work
İşe başlamamız gerekiyor
ilgili olmak
bir şeyle bağlantılı olmak
This point gets to the main issue
Bu nokta asıl sorunla ilgili
varmak
bir yere ulaşmak
We got to the hotel at noon
Otele öğlen vardık
gitmek
bir etkinliğe ulaşmak
I cannot get to the party today
Bugün partiye gidemiyorum
yapabilmek
bir şeyi yapma izni olmak
I get to stay up late tonight
Bu gece geç saatlere kadar oturabiliyorum
izinli olmak
bir şeyi yapmaya yetkili olmak
She gets to drive the car today
Bugün arabayı sürme izni var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
zorunda olmak
bir şeyi yapma mecburiyeti
I get to finish this task now
Bu görevi şimdi bitirmek zorundayım
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
imkanı olmak
bir şeyi yapma olanağı
We get to visit them next week
Gelecek hafta onları ziyaret etme imkanımız var
yetkili olmak
yapma yetkisi bulunmak
You get to pick the winner
Kazananı seçme yetkin var
şansı olmak
bir şeyi yapma fırsatı
We get to win the prize
Ödülü kazanma şansımız var
olanağı olmak
yapma olanağına sahip olmak
They get to see the show
Gösteriyi izleme olanakları var
mecbur kalmak
yapma mecburiyetinde olmak
I get to pay for dinner
Akşam yemeğini ödemeye mecbur kalıyorum
etkilemek
birini duygu olarak sarsmak
His rude comments really get to me
Kaba yorumları beni gerçekten etkiliyor
başarmak
bir işi başarıyla tamamlamak
She got to finish the race
Yarışı bitirmeyi başardı
becermek
bir şeyi yapmayı başarmak
We finally got to see the view
Sonunda manzarayı görmeyi becerdik
gerek duymak
bir şeyi yapmaya ihtiyaç duymak
I get to ask him for help
Ondan yardım istemeye gerek duyuyorum
ihtiyaç duymak
yapma zorunluluğu hissetmek
You get to send these emails
Bu e-postaları göndermeye ihtiyaç duyuyorsun
ele almak
bir işe veya konuya başlamak
Let us get to the next point
Bir sonraki maddeyi ele almaya başlayalım
girişmek
bir faaliyete başlamak
I will get to cleaning later
Evi temizlemeye daha sonra girişeceğim
koyulmak
işe veya çalışmaya başlamak
We should get to working now
Şimdi çalışmaya koyulmalıyız
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
çalışmak
bir cihazın veya ışığın devreye girmesi
The street lights come on at night
Sokak lambaları gece yanmaya başlar
gel
bir yere gitmeye davet etmek
Come on with me to the car
Arabaya benimle gel
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
Come on you can do it
Hadi başarabilirsin
varmak
bir yere ulaşmak
The guests will come on soon
Misafirler yakında varacak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
ilerlemek
bir şeyin gelişmesi veya ilerleme kaydetmesi
Your project is really coming on well
Projen gerçekten iyi ilerliyor
davranmak
belirli bir şekilde hareket etmek
He came on too strong
Çok baskın davrandı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek veya şaşkınlık ifade etmek için kullanılır
Come on you can do it
Hadi yapabilirsin
içeri girmek
bir yerin içine doğru hareket etmek
Please come on into my office
Lütfen ofisime girin
acele etmek
birini daha hızlı hareket etmeye veya daha çok çabalamaya teşvik etmek için kullanılır
Come on we are late
Acele et geç kaldık
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
yayına girmek
televizyonda veya radyoda gösterilmeye başlanmak
The news will come on at eight
Haberler sekizde yayına girecek
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
bilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
oturum açmak
bir bilgisayar sistemine veya hesaba bilgileri vererek girmek
I need to sign into my account
Hesabıma oturum açmam gerekiyor
imzalamak
bir anlaşmayı onaylamak için belgeye isim yazmak
I need to sign this contract
Bu sözleşmeyi imzalamam gerekiyor
imza vermek
hatıra olarak bir yere ismini yazmak
The actor agreed to sign my book
Oyuncu kitabımı imzalamayı kabul etti
işe almak
sözleşme yaparak birini görevlendirmek
The club will sign a new player
Kulüp yeni bir oyuncuyla sözleşme imzalayacak
tabela
bilgi veren yazılı veya resimli levha
Look at the sign on the road
Yoldaki tabelaya bak
kaydolmak
bir yere katılmak için isim yazmak
You need to sign up for classes
Derslere kaydolman gerekiyor
işaret
özel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
imza atmak
bir belgeye onay vermek için ismini yazmak
You must sign the form here
Formu buraya imzalamalısın
adını yazmak
bir yüzeye kendi ismini yazmak
Please sign your name on the list
Lütfen listeye adını yaz
imza koymak
bir yere ismini eklemek
She signed her name on the card
Kartın üzerine imzasını koydu
onaylamak
bir şeyi doğrulamak için imza atmak
Please sign your name on this line
Lütfen bu satıra ismini yaz
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
bowie bıçağı
Sahnedesabit ağzı olan büyük ve güçlü bıçak
He used a bowie knife for camping
Kamp yapmak için bir bowie bıçağı kullandı
bowie bıçağı
sabit bıçaklı büyük bir bıçak
He used a bowie knife to carve wood
Tahtayı oymak için bir bowie bıçağı kullandı
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
suçlamak
Sahnedebirini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
ücret talep etmek
bir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
erkek odası
Sahnedeevde genellikle erkeğin boş zamanlarını geçirdiği veya hobileriyle uğraştığı özel oda
He built a man cave in the basement
Bodrum katına bir erkek odası inşa etti
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
meşgul
Sahnedeyapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
meşgul
yapacak çok işi olan
I am busy today
Bugün meşgulüm
yoğun
çok fazla aktivitenin olduğu
This is a busy street
Burası yoğun bir cadde
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
aşırı yüksek
Sahnedeçok yüksek veya yoğun olan
The excitement was off the charts
Heyecan aşırı yüksekti
müthiş bir
Sahnedeçok veya aşırı anlamında kullanılan vurgu ifadesi
That was a hell of a game
Müthiş bir maçtı
inanılmaz
bir şeyin aşırılığını vurgulamak için kullanılan ifade
It was a hell of a day
İnanılmaz bir gündü
harika
çok etkileyici veya mükemmel olan
He is a hell of a player
O harika bir oyuncu
ciddi
Sahnededikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ağır
çok kötü veya büyük
She has a serious injury
Ağır bir yaralanması var
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
dikkatle ele alınması gereken önemli durum veya konu
This is a serious matter
Bu ciddi bir mesele
başına
Sahnedeher bir birim için geçerli olan miktar
It costs ten dollars per person
Kişi başı on dolar tutuyor
gereğince
birinin dediğine veya kurallara uygun şekilde
Per your request I have attached the file
İsteğin gereğince dosyayı ekledim
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
olmadan idare etmek
Sahnedebir şey olmadan yaşamaya veya çalışmaya devam etmek
I can do without coffee today
Bugün kahve olmadan idare edebilirim
-siz idare etmek
bir şey olmadan yaşamak veya çalışmakta başarılı olmak
I can do without coffee today
Bugün kahvesiz idare edebilirim
hasta olduğunu bildirmek
Sahnedeişverene hasta olduğun için işe gelemeyeceğini bildirmek
I had to call in sick today
Bugün hasta olduğumu bildirmek zorunda kaldım
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
kırık parça
Sahnedecam metal veya taş gibi nesnelerin kırılmış küçük parçası
She stepped on a shard of glass
Cam kırığına bastı
toplanmak
Sahnedebelirli bir amaç için bir araya gelmek
The people rallied for a cause
İnsanlar bir amaç için toplandılar
miting
bir düşünceyi desteklemek için yapılan büyük halk toplantısı
They held a rally to protest the new law
Yeni yasayı protesto etmek için bir miting düzenlediler
toparlanmak
zor bir dönemden sonra tekrar güçlenmek veya iyileşmek
The patient began to rally after the surgery
Hasta ameliyattan sonra toparlanmaya başladı
birleşmek
birini veya bir şeyi desteklemek için bir araya gelmek
The team decided to rally behind their captain
Takım kaptanlarının arkasında birleşmeye karar verdi
toparlanmak
değerin veya gücün yeniden artması
The stock market began to rally
Borsa toparlanmaya başladı
irtibat
Sahnedekişiler veya gruplar arasındaki bağ veya ilişki
He serves as a liaison between the two companies
İki şirket arasında irtibat görevlisi olarak çalışıyor
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
polisler
Sahnedepolis teşkilatının üyeleri
The cops arrived quickly
Polisler hızlıca geldi
polisler
polis teşkilatı mensupları için kullanılan gayriresmi terim
The cops arrived quickly
Polisler hızlıca geldi
polisler
polis memurları için kullanılan gayriresmi ifade
The cops arrived at the scene
Polisler olay yerine vardı
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
o zamandan beri
geçmiş bir zamandan bugüne kadar
I have loved it ever since
O zamandan beri bunu seviyorum
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
yapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
pislik herif
Sahnedekaba ve hakaret içeren bir hitap şekli
Look at that crazy mofo
Şu çılgın pislik herife bak
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
keskin
Sahnedekesici bir kenarı olan
The knife is very sharp
Bıçak çok keskin
zeki
çabuk anlayan ve akıllı
She is a sharp student
O zeki bir öğrenci
tam
tam vaktinde olan
We start at nine sharp
Dokuzda tam başlıyoruz
donuk
zeki veya akıllı olmayan
He is not very sharp
O pek zeki değil
yönetmek
Sahnedebir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başa çıkmak
bir durumun üstesinden gelmek
She manages the stress well
Stresle iyi başa çıkıyor
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor
başarmak
zor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
baş etmek
bir durum veya sorunla uğraşmak
I can manage this difficult task
Bu zor görevle baş edebilirim
ara sıra
Sahnedezaman zaman; sık olmayan
I go to the cinema once in a while
Ara sıra sinemaya giderim
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
şaşırtmak
Sahnedebirini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
şaşırtmak
birinin hayrete düşmesine sebep olmak
You surprised me with your arrival
Gelişinle beni şaşırttın
ürkütmek
birini aniden korkutarak şaşırtmak
The sudden noise surprised her
Aniden çıkan ses onu ürküttü
şaşkınlık
beklenmedik bir şey karşısında duyulan şok
She showed great surprise
Büyük bir şaşkınlık gösterdi
sürpriz
beklenmedik bir anda gerçekleşen olay veya hediye
We have a surprise for you
Senin için bir sürprizimiz var
şimdiye kadar
Sahnedeşu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
istenmeyen kişi
Sahnedebir yerde kabul görmeyen veya istenmeyen kimse
He was declared persona non grata after the scandal
O istenmeyen kişi ilan edildi
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
yirmi beş
Sahnede24 ile 26 arasındaki sayı
I have twenty five dollars
Yirmi beş dolarım var
işe almak
Sahnedebirine iş vermek
They want to hire a new manager
Yeni bir yönetici işe almak istiyorlar
kiralamak
bir şeyi belirli bir süre kullanmak için para ödemek
We decided to hire a car for our holiday
Tatilimiz için bir araba kiralamaya karar verdik
işe alınan kişi
şirketin işe aldığı kimse
They welcomed the new hire
Yeni işe alınan kişiyi karşıladılar
işe almak
birine ücretli bir iş vermek
We need to hire more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
zincir
Sahnedebirbirine bağlı metal halkalar serisi
The bicycle chain is broken
Bisiklet zinciri kopmuş
zincir
aynı şirkete ait işletmeler grubu
This coffee shop is part of a large chain
Bu kahve dükkanı büyük bir zincirin parçası
zincirlemek
bir zincirle bağlamak veya tutmak
They chain the dog to the fence
Köpeği çite zincirliyorlar
zincir
birbirine bağlı benzer şeyler dizisi
This store is part of a large chain
Bu mağaza büyük bir zincirin parçası
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
daha hızlı
Sahnededaha yüksek hızda
Can you walk faster?
Daha hızlı yürüyebilir misin?
daha hızlı
daha yüksek bir hızda
Please drive faster
Lütfen daha hızlı sür
kesin olarak
Sahnededikkatli ve tam bir şekilde
Follow the rules strictly
Kurallara kesin olarak uyun
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
yine de
Sahnedesöylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
kesinlikle
Sahnedebir şeyin doğruluğunu vurgulamak için kullanılan ifade
You are sure as hell going to regret this
Buna kesinlikle pişman olacaksın
kesinlikle
kesinlik veya güçlü bir vurgu ifade etmek için kullanılır
I am sure as hell going to win
Kesinlikle kazanacağım
gerçekten de
öfke veya güçlü bir vurgu belirtmek için kullanılır
He was sure as hell angry
Gerçekten de çok kızgındı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı