

Disenchantment — Season 1 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
481 kelime
Seviye
tek gözlü
sadece bir gözü olan
He is a one eyed man
O tek gözlü bir adam
tek gözlü
yalnızca tek bir gözü bulunan
The one eyed monster was scary
Tek gözlü canavar korkutucuydu
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
bağnazlık
Sahnedebir gruba karşı duyulan haksız önyargı
Bigotry has no place in our society
Bağnazlığın toplumumuzda yeri yoktur
destekleyici
Sahnedeyardım veya teşvik veren
My family is very supportive
Ailem çok destekleyicidir
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
hiçbiri
Sahnedeiki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
de değil
olumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
oturmak
bir yüzeyin üzerinde, ağırlığını vererek durmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
o zamanlar
geçmişteki bir zaman
Things were different back there
O zamanlar işler farklıydı
Arkada
konuşmacının arkasında kalan bir yer
I left my bag back there
Çantamı arkada bıraktım
orada
konuşmacının gerisinde veya geçmişte kalan bir yerde
I left my bag back there
Çantamı orada bıraktım
tutum
Sahnedebir şey hakkında düşünme veya hissetme biçimi
She has a positive attitude
Olumlu bir tutumu var
ton
Sahnedeağırlık ölçü birimi ya da çok fazla miktar
I have a ton of homework
Tonla ödevim var
iguana
Sahnedesıcak bölgelerde yaşayan büyük bir kertenkele türü
The iguana is sunbathing on a rock
İguana bir kayanın üzerinde güneşleniyor
konuşan
Sahnedekonuşma yeteneği olan
A talking parrot
Konuşan bir papağan
konuşma
fikir ve bilgi alışverişi içeren sözlü iletişim
There has been too much talking lately
Son zamanlarda çok fazla konuşma oldu
konuşma
karşılıklı olarak yapılan sözlü iletişim
Please stop the talking
Lütfen konuşmayı kesin
peri
Sahnedesihirli güçleri olan küçük hayali yaratık
The fairy flew over the garden
Peri bahçenin üzerinde uçtu
peri
kanatları olan küçük hayali bir varlık
The fairy has a magic wand
Perinin sihirli bir değneği var
masal perisi
masallarda anlatılan küçük sihirli kişi
She dressed up as a fairy for the party
Partide masal perisi gibi giyindi
paniklemek
Sahnedeaşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
ucube
Sahnedeçok garip veya alışılmadık kişi
He is a total freak
O tam bir ucube
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
meşgul
Sahnedeyapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
meşgul
yapacak çok işi olan
I am busy today
Bugün meşgulüm
yoğun
çok fazla aktivitenin olduğu
This is a busy street
Burası yoğun bir cadde
yapışkan
Sahnedebir şeye yapışma özelliğine sahip veya kaplı olan
The tape is very sticky
Bant çok yapışkan
ikiyüzlü
Sahnedekişinin yaptığıyla söylediğinin tersini yapması
Don't be so sticky
Bu kadar ikiyüzlü olma
yapışkanlı not
tek tarafında yapıştırıcı bulunan küçük kağıt parçası
I wrote the number on a sticky
Numarayı yapışkanlı nota yazdım
sıkıntılı
başa çıkılması zor veya rahatsız edici
This is a sticky situation
Bu sıkıntılı bir durum
selam
samimi bir selamlama ifadesi
Hey hey how are you doing today
Selam bugün nasılsın
işaretlemek
Sahnedebir şeyi renk veya ışıkla belirginleştirmek
Highlight the key words in the text
Metindeki anahtar kelimeleri işaretleyin
en önemli an
bir şeyin en keyifli veya önemli kısmı
The goal was the highlight of the match
Gol maçın en önemli anıydı
vurgulamak
bir şeyi daha dikkat çekici hale getirmek
I want to highlight this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
röfle
saçın belirli kısımlarının renginin açılması işlemi
She decided to get some highlights
Saçlarına röfle yaptırmaya karar verdi
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
alçak
Sahnedekötü veya dürüst olmayan şekilde davranan kişi
He is a complete scoundrel
O tam bir alçak
aileler
Sahnedekan bağı veya evlilikle birbirine bağlı insan grubu
Many families live here
Burada birçok aile yaşıyor
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
sessiz
Sahnedeses çıkarmayan
The phone is on mute
Telefon sessizde
yumuşatmak
bir şeyin parlaklığını veya etkisini azaltmak
The designer decided to mute the bright colors
Tasarımcı parlak renkleri yumuşatmaya karar verdi
domuz pastırması
Sahnedetuzlanmış veya tütsülenmiş domuz eti
I eat bacon for breakfast
Kahvaltıda domuz pastırması yerim
başlamak
bir şeye başlamak
Let's get started
Hadi başlayalım
yaşamak
Sahnedebir durumu hissetmek veya bir şeyin etkisinde kalmak
I experienced great happiness today
Bugün büyük bir mutluluk yaşadım
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to experience new things
Yeni şeyler deneyimlemek istiyorum
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
kendinden emin yürümek
Sahnedekendinden emin ve gösterişli bir şekilde yürümek
He swaggered into the room
Odaya kendinden emin bir şekilde girdi
ciddi
Sahnededikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ağır
çok kötü veya büyük
She has a serious injury
Ağır bir yaralanması var
ciddi
şaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
alan
Sahnedebir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
Sahnedebüyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
pislik herif
Sahnedekaba ve hakaret içeren bir hitap şekli
Look at that crazy mofo
Şu çılgın pislik herife bak
gaza getirmek
birini çok heyecanlı veya enerjik hissettirmek
The coach fired up the team
Koç takımı gaza getirdi
çalıştırmak
bir makineyi veya cihazı başlatmak veya açmak
Fire up the laptop
Dizüstü bilgisayarı çalıştır
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
önce söylenenden farklı bir durumu belirtmek için kullanılır
I am tired though
yine de yorgunum
alevler içinde
alevlerle yanmakta olan
The house is on fire
Ev yanıyor
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
vazgeçmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up on your dreams
Hayallerinden vazgeçme
elf
Sahnedehikayelerde geçen küçük büyülü yaratık
The elf lives in the forest
Elf ormanda yaşar
elf
Sahnedehikayelerde geçen küçük büyülü kişi
He is a kind elf
O nazik bir elftir
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
kahkaha
Sahnedegülme eylemi veya çıkardığı ses
The room was filled with laughter
Oda kahkahalarla doluydu
kahkaha
gülme eylemi
I heard laughter coming from the kitchen
Mutfaktan gelen kahkahaları duydum
ayağına basmak
müdahale ederek birini rahatsız etmek
I don't want to step on your toes
Ayağına basmak istemem
üzerine basmak
ayağını bir şeyin üzerine koymak
Be careful not to step on the cat
Kedinin üzerine basmamaya dikkat et
lezzetli yiyecek
Sahnedetatlı bir yiyecek veya küçük bir hediye
She bought some goodies for the party
Parti için bazı lezzetli yiyecekler aldı
mistik
Sahnedesihirle veya doğaüstü olaylarla ilgili olan
The forest had a mystical atmosphere
Ormanın mistik bir atmosferi vardı
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
zorunda olmak
bir şeyi yapması gerekli olmak
I have got to study for the exam
Sınava çalışmak zorundayım
mecbur olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I have got to follow the rules
Kurallara uymak mecburiyetindeyim
ilaç veya uyuşturucu
Sahnedevücudu etkileyen kimyasal madde
This drug helps you sleep
Bu ilaç uyumanıza yardımcı olur
ilaç
Sahnedehastalıkları tedavi etmek için kullanılan madde
You must take the drug
İlacı almalısın
arkadaş
çok sevilen bir kişi
He is a good drug
O iyi bir arkadaş
ilaç vermek
birine vücudunu etkileyen bir madde vermek
They drug the patient
Hastaya ilaç veriyorlar
zehirlemek
Sahnedebirine zehirli bir madde vermek
He tried to poison the king
Kralı zehirlemeye çalıştı
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake's poison is strong
Yılanın zehri güçlüdür
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake had a deadly poison
Yılanın ölümcül bir zehri vardı
içki
birinin tercih ettiği alkollü içecek için kullanılan gayriresmi terim
What is your poison tonight
Bu gece ne içersin
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
Sahnede12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
salgın hastalık
Sahnedehızla yayılan ciddi ve bulaşıcı bir hastalık
The plague killed many people
Salgın hastalık birçok insanı öldürdü
musallat olmak
birine veya bir şeye sorunlar çıkarmak
Doubts plagued his mind
Şüpheler zihnini kurcaladı
musallat olmak
birine veya bir şeye sürekli sıkıntı veya acı vermek
Serious health problems plagued him for years
Ciddi sağlık sorunları yıllarca onun peşini bırakmadı
düzenlemek
Sahnedebir şeyi düzenli veya düzgün hale getirmek
Please straighten your desk
Lütfen masanı düzenle
düzeltmek
eğri veya bükülmüş bir şeyi düz hale getirmek
Please straighten your tie
Lütfen kravatını düzelt
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
kişi
insan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
ahır
Sahnedeekinlerin saklandığı veya hayvanların barındığı çiftlik binası
The horses are in the barn
Atlar ahırda
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
şahsen
Sahnedekendi görüşüne göre
Personally, I prefer tea
Şahsen çayı tercih ederim
iyi şeyler
çok kaliteli veya güzel olan şeyler
This website has good stuff
Bu web sitesinde iyi şeyler var
yoğun
Sahnedeçok güçlü veya şiddetli
She felt a deep sadness
Yoğun bir üzüntü hissetti
derin
yüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
âşık
birine karşı güçlü bir romantik sevgi duymak
They are in love
Onlar birbirine âşık
savaşmak
Sahnedebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
bekle
kısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
efendim
Sahnedebirinin söylediğini tekrarlamasını istemek için kullanılır
Pardon? I didn't hear you
Efendim? Sizi duymadım
affetmek
birini resmi olarak cezadan kurtarmak
The king pardoned the prisoner
Kral mahkumu affetti
gelmek
varmak veya görünmek
A new opportunity will come along soon
Yakında yeni bir fırsat çıkacak
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
Do you want to come along
Beraber gelmek ister misin
gelişmek
bir şeyin ilerleme kaydetmesi veya düzelmesi
His project is coming along nicely
Projesi güzel bir şekilde ilerliyor
büyütmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
artırmak
bir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
uzun süre
uzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun zaman
olayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
hayal
Sahnedegerçekte var olmayan bir şeyin zihinde canlanan görüntüsü
He had a vision of a better future
Geleceğe dair bir hayali vardı
vizyon
gelecekte olması istenen durumla ilgili fikir
He has a clear vision for the company
Şirket için net bir vizyonu var
görme yetisi
görme yeteneği
She has perfect vision
Görme yetisi mükemmel
görünüş
birinin veya bir şeyin görünme biçimi
She was a vision in her beautiful dress
Güzel elbisesi içinde harika görünüyordu
lafı açılmışken
bahsetmişken
Speaking of movies, have you seen the new one?
Filmlerden bahsetmişken, yenisini izledin mi?
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
çıkmak
Sahnedebiriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim