

Friends — Season 3 Episode 24
Kelimeler ve anlamları
459 kelime
Seviye
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
aramak
Sahnedetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
konsantrasyon
Sahnededikkatini bir şeye verme yeteneği
Reading requires a lot of concentration
Okumak çok fazla konsantrasyon gerektirir
derişim
bir karışımdaki madde miktarı
The salt concentration is high
Sudaki tuz derişimi yüksek
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
suikastçı
Sahnedepara veya siyasi nedenlerle birini öldüren kişi
The assassin was caught by the police
Suikastçı polis tarafından yakalandı
yarım
Sahnedebütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
orta
Sahnedeiki uç nokta arasında olan
I want a medium coffee
Orta boy bir kahve istiyorum
araç
bir şeyi yapma yolu
Television is a powerful medium of communication
Televizyon güçlü bir iletişim aracıdır
medyum
ölülerin ruhlarıyla iletişim kurduğunu iddia eden kişi
The medium claimed to speak to ghosts
Medyum hayaletlerle konuştuğunu iddia etti
tıraş etmek
Sahnedekılları veya saçları deriden kesmek
I will shave your head
Kafanı tıraş edeceğim
yontmak
küçük bir miktar kesip çıkarmak
He shaved the edge of the board
Tahtanın kenarını yonttu
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
gürleme
Sahnedeyüksek ve derin bir ses
I heard a loud boom
Yüksek bir gürleme duydum
patlama
ani ve heyecan verici gelişme
There was an economic boom
Ekonomik bir patlama yaşandı
hızla büyümek
hızla artmak veya başarılı hale gelmek
The local economy is booming
Yerel ekonomi hızla büyüyor
gümbürtü
aniden duyulan yüksek ve derin ses
We heard a loud boom
Yüksek bir gümbürtü duyduk
herkes
Sahnedetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
anlamına gelmek
belirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
duymak
Sahnedebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
zengin
Sahnedeçok parası veya malı mülkü olan
He is a very rich man
O çok zengin bir adam
en kötü
Sahnedeen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en kötü
kalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
işte başlıyoruz
bir etkinliğe başlarken kullanılan bir ifade
Here we go, let's start
İşte başlıyoruz, hadi başlayalım
alan
Sahnedebir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
aksi takdirde
Sahnedeaksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
durum farklı olsaydı
Run otherwise you will be late
Koş yoksa geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde
I could not do otherwise
Ben başka türlü yapamazdım
terli
Sahnedeterle kaplanmış
My palms are sweaty
Avuçlarım terli
terli
vücut sıvısı nedeniyle ıslanmış
His face was sweaty
Yüzü terliydi
terli
vücuttan çıkan terle kaplı
I feel sweaty after exercising
Egzersiz yaptıktan sonra terli hissediyorum
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
huzursuz
Sahnedekendisini rahat hissetmeyen
I feel uncomfortable here
Burada huzursuz hissediyorum
rahatsız
fiziksel olarak rahatlık vermeyen
This chair is uncomfortable
Bu sandalye rahatsız
özel
Sahnedebir kişiye veya gruba ait olan
This is a private room
Bu özel bir oda
planlamak
Sahnedebir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
program
planlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
ikincisi
bir listedeki ikinci maddeyi tanıtmak için kullanılır
Second of all, I am too tired
İkincisi, çok yorgunum
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
yanlışlıkla
istemeden veya kasıt olmadan
I deleted the file by accident
Dosyayı yanlışlıkla sildim
kenara kaymak
yer açmak için yana doğru hareket etmek
Can you move over a bit?
Biraz yana kayabilir misin?
ucube
Sahnedeçok garip veya alışılmadık kişi
He is a total freak
O tam bir ucube
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
oyuncu
Sahnedebir oyunda veya sporda yer alan kişi
He is a football player
O bir futbol oyuncusu
müzisyen
müzik aleti çalan kişi
He is a piano player
O bir piyano çalgıcısı
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
takılmak
arkadaşlarla rahat bir vakit geçirmek
Do you want to hang out tomorrow?
Yarın takılmak ister misin?
dışarı sarkmak
bir şeyin içinden dışarı doğru uzanmış olmak
The shirt was hanging out of the bag
Gömlek çantadan dışarı sarkıyordu
rezervasyon
Sahnedebir masa veya oda gibi bir şeyi ayırtma
I have a reservation for tonight
Bu gece için rezervasyonum var
ayrılmış bölge
belirli bir grup için ayrılmış özel arazi
They visited a large reservation
Büyük bir ayrılmış bölgeyi ziyaret ettiler
çekince
bir durum hakkında hissedilen kararsızlık veya şüphe
I have some reservations about this plan
Bu plan hakkında bazı çekincelerim var
rezervasyon
bir yer veya hizmetin önceden ayrılması
We have a reservation at the restaurant
Restoranda bir rezervasyonumuz var
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
beyefendi
Sahnedekibar bir erkek için kullanılan terim
He is a gentleman
O bir beyefendi
beyefendiler
kibar erkekler için kullanılan terim
Ladies and gentlemen, welcome
Hanımlar ve beyefendiler, hoş geldiniz
olta avcılığı
oltayla balık yakalama eylemi
Fish hook is a common hobby
Olta avcılığı yaygın bir hobidir
olta iğnesi
balık tutmak için kullanılan kancalı metal alet
The fish hook is stuck
Olta iğnesi takıldı
ayakkabı
Sahnedeayağı koruyan örtü
I bought new shoes
Yeni ayakkabılar aldım
nal çakmak
bir hayvanın ayağına nal takmak
He shoes the horse
Atı nallıyor
bundan sonra
şu andan itibaren
From now on, I will be more careful
Bundan sonra daha dikkatli olacağım
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir seçeneğin kullanılması
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
onun yerine
alternatif bir seçenek olarak
There was no coffee, so I drank tea instead
Kahve yoktu, bu yüzden onun yerine çay içtim
yerine
bir şeyin veya birinin yerine
I chose tea instead of coffee
Kahve yerine çay seçtim
saplamak
Sahnedebir şeyi başka bir şeyin içine itmek
Stick the pin in the map
İğneyi haritaya sapla
sopa
bir şeyin uzun ve ince parçası
He has a walking stick
Onun bir yürüyüş sopası var
sadık kalmak
bir yerde veya durumda kalmaya devam etmek
I will stick to the plan
Plana sadık kalacağım
erişim
Sahnedebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
yırtılmış
Sahnedeparçalanarak zarar görmüş
His shirt is torn
Gömleği yırtılmış
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am torn between the two options
İki seçenek arasında kararsızım
yırtık
çekilerek parçalanmış olan
His shirt is torn
Gömleği yırtık
umut etmek
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I hope you win
Kazanmanı umuyorum
ümit
Sahnedebir şeye duyulan güven
Keep your hope
Ümidini koru
ümit etmek
bir şeyin gerçekleşmesini dilemek
I hope you succeed
Başarılı olmanı ümit ediyorum
umut
olumlu bir beklenti
There is still hope
Hala umut var
not
Sahnedekısa yazı
I left a note for you
Senin için bir not bıraktım
fark etmek
bir şeye dikkat etmek
Please note the date
Lütfen tarihe dikkat edin
nota
parfümlerdeki belirgin koku
The perfume has a floral note
Parfümün çiçeksi bir notası var
nota
müzikte tek bir ses veya bunu temsil eden işaret
She played a high note on the piano
Piyanoda tiz bir nota çaldı
çılgınca
Sahnedeçok aptalca veya mantıksız olan
That is an insane idea
Bu çılgınca bir fikir
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
vücut yapısı
Sahnedebir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
sosisli sandviç
ekmek arasında servis edilen pişmiş sosis
I want a hot dog
Bir sosisli sandviç istiyorum
doğum günü
Sahnedeher yıl tekrarlanan doğum tarihi
Today is my birthday
Bugün benim doğum günüm
doğum günü
bir kişinin doğduğu gün
When is your birthday
Doğum günün ne zaman
ayak
Sahnedebacağın uç kısmındaki vücut bölümü
My left foot hurts
Sol ayağım ağrıyor
alt kısım
bir şeyin en alt veya son kısmı
He sat at the foot of the bed
Yatağın ayakucunda oturdu
fut
12 inç'e eşit olan ölçü birimi
The ceiling is ten feet high
Tavan on fut yüksekliğinde
iyi başlangıç
bir işe olumlu bir şekilde başlamak
They got off on the right foot
İşe iyi bir başlangıç yaptılar
dışarıda bırakmak
bir şeyi dahil etmemek
Don't leave out any details
Hiçbir detayı dışarıda bırakma
dışarıda bırakmak
bir şeyi dahil etmemek
You left out an important detail
Önemli bir detayı atladın
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
çıkmak
daha yüksek bir yere hareket etmek
He went up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
yanıp kül olmak
ateşle yok olmak
The house went up in flames
Ev alevler içinde yanıp kül oldu
artmak
değer veya miktar olarak yükselmek
Prices go up every year
Fiyatlar her yıl artar
karşı karşıya gelmek
biriyle rekabet etmek veya çatışmak
Our team will go up against the champions
Takımımız şampiyonlara karşı mücadele edecek
asılmak
halka açık bir yere konulmak veya sergilenmek
New posters went up in the city center
Şehir merkezine yeni afişler asıldı
yaklaşmak
birinin yanına doğru yürümek
He went up to her and said hello
Ona yaklaştı ve merhaba dedi
ha ha ha
gülme sesi
Ha ha ha, that is funny
Ha ha ha, bu çok komik
ha ha ha
gülme sesi
He wrote ha ha ha
Ha ha ha yazdı
eskiden
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama şimdi yapılmayan
I used to run every day
Eskiden her gün koşardım
alışkın
bir şeye deneyimle aşina olmak
I am used to the cold
Soğuğa alışkınım
ikinci el
başkası tarafından daha önce kullanılmış
They bought a used car
İkinci el bir araba aldılar
kullandı
bir şeyi bir amaç için yararlanmak
She used the new tool
O yeni aleti kullandı
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
randevu
Sahnedeönceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
önceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
yara
Sahnedevücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
yaralamak
birine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
peçete
Sahnedeyemek sırasında temizlik için kullanılan bez veya kağıt parçası
I need a napkin
Bir peçeteye ihtiyacım var
ped
adet döneminde kullanılan emici hijyenik ürün
She bought a pack of napkins
Bir paket ped satın aldı
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
nasıl oldu da
hangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
neden
hangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
yanında
bir şeyin veya birinin hemen yanında
The cat is next to the box
Kedi kutunun yanında
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum