

Friends — 3. Sezon Bölüm 24
Kelimeler ve anlamları
454 kelime
Seviye
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
Sahnedesolun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
mutlu
Sahnedemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
mutlu
zevk veya neşe duyma hali
I am happy today
Bugün mutluyum
cep
Sahnedeeşya taşımak için kıyafete dikilmiş küçük torba
I have a coin in my pocket
Cebimde bir bozuk para var
cebe koymak
bir şeyi kendi cebine yerleştirmek
He pocketed the keys
Anahtarları cebine koydu
kural
Sahnedeyapılması veya yapılmaması gerekenleri belirten yönerge
You must follow the rules
Kurallara uymalısın
hükmetmek
bir alanda en iyi veya baskın olmak
Rock music rules
Rock müzik hükmediyor
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
işaret
Sahnedeözel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
imza atmak
kabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
tekrarlayarak söylemek
Sahnedebir şeyi ritmik bir şekilde defalarca söylemek
The crowd began to chant the player's name
Kalabalık oyuncunun adını tekrarlayarak söylemeye başladı
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
hak etmek
Sahnedebir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
geçmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin yanından gitmek
He passed the car
Arabayı geçti
geçiş belgesi
bir yere girmenizi sağlayan resmi belge
I have a security pass
Güvenlik kartım var
geçmek
bir sınavda veya testte başarılı olmak
I passed the exam
Sınavı geçtim
reddetmek
bir teklifi veya isteği geri çevirmek
I will pass on that offer
O teklifi reddedeceğim
demode
artık modası geçmiş olan
This hat is passé
Bu şapka demode
bira
Sahnedetahıldan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira istiyorum
bira
tahıllardan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira isterim
sağlamak
birine bir şey vermek
Can you beer me the pen
Bana kalemi sağlayabilir misin
ikram etmek
birine özellikle alkollü bir içecek vermek
Let me beer you a drink
Sana bir içecek ikram edeyim
çatışmacı
Sahnedeçatışmaya veya tartışmaya meyilli
He has a confrontational style
Çatışmacı bir tarzı var
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
bilerek
Sahnedekazara değil, isteyerek
He did it on purpose
Bunu bilerek yaptı
amaç
bir şeyin yapılma nedeni
His purpose is to help everyone
Onun amacı herkese yardım etmektir
kasten
kazara değil bilinçli olarak yapılmış
He broke the cup on purpose
Bardağı kasten kırdı
kasten
bir şeyi planlayarak yapmak
He broke the glass on purpose
Bardağı kasten kırdı
randevu
Sahnedeönceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
önceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
meme
Sahnedekadın göğsü için kullanılan gayri resmi terim
She has small boobs
Küçük memeleri var
aptalca hata
aptalca yapılan bir hata
I made a real boob
Gerçekten aptalca bir hata yaptım
aptal
aptal veya şapşal bir kişi
Stop acting like a boob
Aptal gibi davranmayı bırak
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
aramak
Sahnedetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
bilirsin ya
Sahnedekonuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
biliyor musun
konuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
malum şey
ismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
zımbırtı
Sahnedeadını bilmediğiniz veya hatırlayamadığınız nesne
Give me that metal thingy
Şu metal zımbırtıyı bana ver
şey
adını bilmediğimiz veya hatırlayamadığımız nesneler için kullanılan gayriresmi kelime
Can you hand me that thingy
Şu şeyi bana uzatır mısın
zengin
Sahnedeçok parası veya malı mülkü olan
He is a very rich man
O çok zengin bir adam
orta
Sahnedeiki uç nokta arasında olan
I want a medium coffee
Orta boy bir kahve istiyorum
araç
bir şeyi yapma yolu
Television is a powerful medium of communication
Televizyon güçlü bir iletişim aracıdır
medyum
ölülerin ruhlarıyla iletişim kurduğunu iddia eden kişi
The medium claimed to speak to ghosts
Medyum hayaletlerle konuştuğunu iddia etti
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
cumhurbaşkanı
Sahnedebir ülkenin lideri
He is the president of the country
O, ülkenin cumhurbaşkanıdır
başkan
bir kuruluşun başındaki kişi
She is the president of the club
O, kulübün başkanıdır
etkinlik
Sahnedeyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
Sahnedesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
sekmek
Sahnedebir yüzeye çarpıp geri sıçramak
The bullet ricocheted off the wall
Kurşun duvardan sekti
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
eş
Sahnedeevli kadın
His wife is a doctor
Onun eşi bir doktordur
ikincisi
Sahnedebir listedeki ikinci maddeyi tanıtmak için kullanılır
Second of all, I am too tired
İkincisi, çok yorgunum
biriktirmek
Sahnedegelecekte kullanmak için saklamak
I save money every month
Her ay para biriktiririm
kurtarmak
kötü bir durumun önüne geçmek
We saved the project
Projeyi kurtardık
kurtarmak
birini tehlikeden veya ölümden kurtarmak
The doctor saved his life
Doktor onun hayatını kurtardı
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
bulutlanmak
güneşin bulutların arkasına gizlenmesi
The sun went in behind the clouds
Güneş bulutların arkasında bulutlandı
saldırmak
birini eleştirmeye veya ona karşı çıkmaya başlamak
The media will go in on the politician
Medya siyasetçiye saldırmaya başlayacak
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
aferin
Sahnedeövgü veya teşvik amacıyla kullanılan bir ifade
You won the race! Way to go!
Yarışı kazandın! Aferin!
izlenecek yol
bir şeyi yapmak için seçilen yöntem veya tercih
This strategy is the best way to go
Bu strateji izlenecek en iyi yoldur
aferin
birine iyi iş çıkardığını söylemek için kullanılan söz
You passed the test way to go
Sınavı geçtin aferin
kılcal çatlak
Sahnedekemikte meydana gelen çok ince çatlak
He has a hairline fracture in his toe
Ayak parmağında kılcal bir çatlak var
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
yürütmek
Sahnedebir faaliyeti yapmak veya gerçekleştirmek
They conduct a survey
Bir anket yürütüyorlar
davranış
bir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His conduct was professional
Davranışları profesyonelceydi
iletmek
elektrik veya ısının geçmesine izin vermek
Metal wires conduct electricity
Metal teller elektriği iletir
yönetmek
bir etkinliği düzenlemek veya idare etmek
The scientist will conduct the experiment
Bilim insanı deneyi yönetecek
etrafında dönmek
Sahnedebir şeyin çevresinde dairesel bir yolla hareket etmek
The birds circle the lake
Kuşlar gölün etrafında dönüyor
daire
Sahnedeyuvarlak ve kapalı bir eğri
Draw a circle on the paper
Kağıda bir daire çiz
çevre
ortak ilgi alanlarına sahip insan grubu
He has a small circle of friends
Küçük bir arkadaş çevresi var
daire içine almak
bir şeyin çevresine yuvarlak çizmek
Please circle the correct answer
Lütfen doğru cevabı daire içine alın
deney
Sahnedebir hipotezi test etmek için yapılan işlem
The scientist did an experiment
Bilim insanı bir deney yaptı
denemek
ne olacağını görmek için yeni bir şey yapmak
I want to experiment with new colors
Yeni renkleri denemek istiyorum
takım
Sahnedeberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
tebrik etmek
Sahnedebirini başarısından dolayı kutlamak
I want to congratulate you
Seni tebrik etmek istiyorum
huzursuz
Sahnedekendisini rahat hissetmeyen
I feel uncomfortable here
Burada huzursuz hissediyorum
rahatsız
fiziksel olarak rahatlık vermeyen
This chair is uncomfortable
Bu sandalye rahatsız
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
karıncalar
Sahnedegruplar halinde yaşayan küçük böcekler
Ants are very strong
Karıncalar çok güçlüdür
konsantrasyon
Sahnededikkatini bir şeye verme yeteneği
Reading requires a lot of concentration
Okumak çok fazla konsantrasyon gerektirir
derişim
bir karışımdaki madde miktarı
The salt concentration is high
Sudaki tuz derişimi yüksek
yara
Sahnedevücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
yaralamak
birine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
dehşet
Sahnedeçok büyük korku
He screamed in terror
Dehşet içinde çığlık attı
baş belası
korku veya sorun yaratan kişi
That little boy is a total terror at school
O küçük çocuk okulda tam bir baş belası
tokatlamak
Sahnedeelin ayasıyla birine vurmak
She slapped him on the cheek
Yanağına bir tokat attı
harika
çok iyi veya etkileyici olmak
This song really slaps
Bu şarkı gerçekten harika
çarpmak
bir şeyi hızla veya dikkatsizce koymak
He slapped the book on the table
Kitabı masaya çarptı
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
bölge
Sahnedebelirli bir bölge veya alan
This is a no-parking zone
Burası park yasak bölgesi
bölgelere ayırmak
bir alanı belirli bir kullanım için ayırmak
The city is zoned for residential use
Şehir konut kullanımı için bölgelere ayrılmıştır
odaklanmış durum
tamamen konsantre olma hali
He is in the zone today
Bugün tamamen odaklanmış durumda
dalmak
bir şeye veya birine odaklanmayı bırakıp hayallere dalmak
I tend to zone during lectures
Derslerde dalmaya meyilliyim
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kapmak
hızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
sona erdirmek
Sahnedebir ilişkiyi veya etkinliği sonlandırmak
They broke up the session
Oturumu sona erdirdiler
parçalamak
bir şeyi çatlatmak veya bölmek
The ice began to break up
Buz parçalanmaya başladı
kesilmek
telefon veya görüntülü görüşmede bağlantının bozulması
Your voice is breaking up
Sesin kesiliyor
sarsılmak
çok üzgün veya duygusal hissetmek
He broke up when he heard the news
Haberi duyduğunda sarsıldı
hızla ilerlemek
buz hokeyinde buz üzerinde hızla kaymak
The player will break up the ice
Oyuncu buzun üzerinde hızla ilerleyecek
ayrılık
romantik bir ilişkinin sona ermesi
The break-up happened last week
Ayrılık geçen hafta gerçekleşti
ayrılmak
romantik bir ilişkiyi sonlandırmak
They decided to break up
Onlar ayrılmaya karar verdiler
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
her zaman
Sahnedesürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
yırtılmış
Sahnedeparçalanarak zarar görmüş
His shirt is torn
Gömleği yırtılmış
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am torn between the two options
İki seçenek arasında kararsızım
yırtık
çekilerek parçalanmış olan
His shirt is torn
Gömleği yırtık
tanıştırmak
Sahnedebirini başka biriyle tanıştırmak
I want to introduce you to my friend
Seni arkadaşımla tanıştırmak istiyorum
tanıştırmak
birini başkasına ilk kez tanıtmak
I want to introduce my friend to you
Arkadaşımı seninle tanıştırmak istiyorum
tanıtmak
bir şeyi ilk defa bir yere getirmek
The company introduced a new product
Şirket yeni bir ürün tanıttı
tanıtmak
yeni bir şeyi ortaya koymak
The company introduced a new phone
Şirket yeni bir telefon tanıttı
iş
Sahnedeçaba gerektiren faaliyet
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
çalışmak
Sahnedebir işi veya görevi yerine getirmek
He works in an office
O bir ofiste çalışıyor
eser
emekle üretilen şey, özellikle sanat eseri
This is a great work of art
Bu harika bir sanat eseridir
çalışmak
doğru veya beklendiği gibi işlemek
The elevator does not work
Asansör çalışmıyor
touchdown
SahnedeAmerikan futbolunda altı puan kazandıran sayı
The player scored a touchdown
Oyuncu touchdown yaptı
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
cinsel olarak
Sahnedecinsellikle ilgili veya cinselliği içeren
They are sexually active
Cinsel olarak aktifler
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
omurga
Sahnedesırtımızda bulunan kemik sütunu
The spine protects the spinal cord
Omurga omuriliği korur
ofis
Sahnedeinsanların çalıştığı oda veya bina
I work in an office
Bir ofiste çalışıyorum
yanlışlıkla
Sahnedeistemeden veya kasıt olmadan
I deleted the file by accident
Dosyayı yanlışlıkla sildim
riskli
Sahnedetehlikeli veya belirsiz
The situation is a bit dicey
Durum biraz riskli