

Friends — 4. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
376 kelime
Seviye
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
hayat
Sahnedecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
ömür
bir ürünün kullanım süresi
The battery life is short
Pil ömrü kısa
yaşam
kişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
eşcinsel
Sahnedeaynı cinsiyetten kişilere ilgi duyan
He is gay
O eşcinsel
eşcinsel
LGBTQ kültürüyle ilişkilendirilen kişi
He is an openly gay man
O açık bir eşcinsel erkek
eğlenceli
insanları güldürmeyi amaçlayan neşeli durum
The party had a gay atmosphere
Partinin eğlenceli bir atmosferi vardı
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
hapishane
Sahnedeyasa dışı işler yapan kişilerin tutulduğu yer
He is in jail
O hapiste
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
ıskalamak
Sahnedehedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
fena
Sahnedeciddi bir şekilde
He was hurt bad
O fena yaralandı
kalitesiz
Sahnededüşük nitelikli
This product is bad
Bu ürün kalitesiz
kötü
ahlaki açıdan yanlış
He is a bad person
O kötü bir insan
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
bakmak
gözlerini bir şeye çevirmek
Look at the sky
Gökyüzüne bak
robot
Sahnedeotomatik olarak hareket edebilen ve görevleri yerine getirebilen makine
The robot can clean the house
Robot evi temizleyebilir
merhamet
Sahnedebirine gösterilen nezaket veya bağışlama
He begged for mercy
Merhamet için yalvardı
mutfak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
Yahudi
SahnedeYahudilerle veya Yahudilik diniyle ilgili olan
He is Jewish
O Yahudidir
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
gömmek
Sahnedebir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
gömmek
bir ölüyü toprağa koymak
They buried the body
Cesedi gömdüler
levrek
Sahnedeokyanuslarda yaşayan büyük bir balık türü
I like eating sea bass
Levrek yemeyi severim
kulp
Sahnedebir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
başa çıkmak
bir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
mango
Sahnedesarı etli, tatlı bir tropikal meyve
I like mangoes
Mangoları severim
bağlanmadan flört etmek
Sahnedebağlılık sözü vermeden birçok farklı kişiyle görüşmek
He prefers to play the field
Bağlanmadan flört etmeyi tercih ediyor
birden fazla kişiyle çıkmak
aynı anda birden fazla kişiyle romantik ilişki yaşamak
He is not ready to settle down and prefers to play the field
Henüz durulmaya hazır değil ve birden fazla kişiyle çıkmayı tercih ediyor
örtmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
bahane
gerçek amacı gizlemek için kullanılan sahte neden
He used work as a cover
İşini bahane olarak kullandı.
işe almak
Sahnedebirine iş vermek
They want to hire a new manager
Yeni bir yönetici işe almak istiyorlar
kiralamak
bir şeyi belirli bir süre kullanmak için para ödemek
We decided to hire a car for our holiday
Tatilimiz için bir araba kiralamaya karar verdik
işe alınan kişi
şirketin işe aldığı kimse
They welcomed the new hire
Yeni işe alınan kişiyi karşıladılar
işe almak
birine ücretli bir iş vermek
We need to hire more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
yüzücü
Sahnedesu sporlarıyla uğraşan kişi
He is a professional swimmer
O profesyonel bir yüzücü
yüzücü
Sahnedeyüzebilen kişi
She is a good swimmer
O iyi bir yüzücü
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
komik
Sahnedegüldüren veya eğlenceli
He is a funny man
O komik bir adam
tuhaf
garip veya alışılmadık
That is a funny smell
Bu tuhaf bir koku
kredi kartı
Sahnedeborç almak veya ödemeleri ertelemek için kullanılan küçük plastik kart
I applied for a new credit card
Yeni bir kredi kartı için başvurdum
kredi kartı
alışveriş yapıp sonra ödemek için kullanılan plastik kart
Can I pay by credit card
Kredi kartıyla ödeyebilir miyim
kredi kartı
borç alarak ödeme yapmaya yarayan küçük plastik kart
I paid with my credit card
Kredi kartımla ödeme yaptım
kredi kartı
eşya almak için borçlanarak ödeme yapmaya yarayan plastik kart
I paid for the ticket with my credit card
Bileti kredi kartımla ödedim
ofis
Sahnedeinsanların çalıştığı oda veya bina
I work in an office
Bir ofiste çalışıyorum
süslemek
Sahnedebir şeyi güzel göstermek için şeyler eklemek
We decorate the cake
Pastayı süslüyoruz
madalya ile ödüllendirmek
birine başarılarından dolayı nişan veya madalya vermek
The general was decorated for his service
General hizmetlerinden dolayı madalya ile ödüllendirildi
süslemek
bir şeyi daha iyi görünmesi için güzel şeylerle donatmak
We decorate the house for Christmas
Noel için evi süslüyoruz
dekore etmek
bir yeri veya odayı daha güzel hale getirmek
We want to decorate our living room
Oturma odamızı dekore etmek istiyoruz
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
kendini birine sunmak
Sahnedebirinin romantik ilgisini çekmek için çok çabalamak
She threw herself at him
Kendini ona sundu
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
Sahnedeotobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
bayram
Sahnedekutlama veya dinlenme için ayrılan özel gün
We visit family during the holidays
Bayramda ailemizi ziyaret ederiz
tatil
çalışmaya veya okula ara verilen süre
I am going on holidays next week
Gelecek hafta tatile gidiyorum
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
katılmamayı tercih etmek
bir etkinliğe katılmamayı seçmek
She decided to sit out the game
Maça katılmamaya karar verdi
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
uydurmak
Sahnedebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
yakmak
Sahnedebir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
sekiz yaşında
Sahnedesekiz yaşındaki kişi veya canlı
He is an eight year old boy
O sekiz yaşında bir çocuk
sekiz yaşındaki çocuk
sekiz yaşını doldurmuş çocuk
She is an eight year old
O sekiz yaşında bir çocuk
sekiz yaşında
sekiz yaşını doldurmuş olan
I have an eight-year-old brother
Sekiz yaşında bir erkek kardeşim var
sekiz yaşındaki çocuk
sekiz yaşında olan çocuk
The eight-year-old is playing outside
Sekiz yaşındaki çocuk dışarıda oynuyor
yakın
Sahnedeuzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
yakın
kısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
öğrenmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
I will find out the truth
Gerçeği öğreneceğim
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
düzenlemek
bir şeyi belirli bir sıraya veya konuma koymak
Please set up the chairs for the meeting
Lütfen toplantı için sandalyeleri düzenleyin
kurmak
bir şeyi yerine yerleştirip kullanıma hazır hale getirmek
They set up the new computer system
Yeni bilgisayar sistemini kurdular
hazırlamak
bir şeyi başlaması için uygun duruma getirmek
We need to set up the agenda for today
Bugünün gündemini hazırlamamız gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I set up the new computer
Yeni bilgisayarı hazırladım
kumpas kurmak
birini işlemediği bir suçtan dolayı suçlu göstermek
They set him up for the robbery
Soygun için ona kumpas kurdular
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
feribot
Sahnedeinsanları veya araçları su üzerinden taşıyan tekne
I took the ferry to the island
Adaya feribotla gittim
taşımak
insanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak
They ferry passengers across the river
Yolcuları nehir boyunca taşıyorlar
götürmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
yapmak
Sahnedebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
almak
bir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
kabul etmek
birinin bir gruba katılmasına izin vermek
They took her into the group
Onu gruba kabul ettiler
sataşmak
birine vurmaya ya da onu eleştirmeye kalkışmak
He took a shot at my idea
Fikrimi eleştirmeye kalkıştı
tüketmek
bir şeyi yemek ya da içmek
Take this medicine with water
Bu ilacı suyla tüket
ilgi duymaya başlamak
bir duygu ya da ilgi geliştirmeye başlamak
She took an interest in painting
Resme ilgi duymaya başladı
sürmek
belirli bir süre gerektirmek
The journey takes three hours
Yolculuk üç saat sürüyor
almak
bir şeyi edinmek ya da elde etmek
I took the last cookie
Son kurabiyeyi aldım
başa çıkmak
bir durumla ya da görevle ilgilenmek
She can take any challenge
Her türlü zorluğun üstesinden gelebilir
gündeme getirmek
bir konuyu tartışılmak üzere ortaya atmak
He took the issue to the meeting
Konuyu toplantıda gündeme getirdi
teslim almak
bir şeyi birinden almak
I took the parcel from the driver
Paketi şoförden teslim aldım
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden ya da konumdan uzaklaştırmak
Take your shoes off the bed
Ayakkabılarını yataktan çıkar
zaman gerektirmek
belirli miktarda zamana ihtiyaç duymak
This task takes a lot of time
Bu görev çok zaman gerektiriyor
göze almak
kötü bir şey olma ihtimalini kabul etmek
She took the risk of losing her job
İşini kaybetme riskini göze aldı
barındırmak
birine kalacak bir yer sağlamak
They took us in for the night
Bizi gece için barındırdılar
ateş etmek
bir silahla ateş açmak
The soldier took aim and fired
Asker nişan aldı ve ateş etti
izlemek
bir yere gitmek için belirli bir güzergâhı kullanmak
We took the coastal road
Sahil yolunu izledik
izin vermek
Sahnedebirinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
bir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
benzer
Sahnedeneredeyse aynı olan
These two cars are similar
Bu iki araba benzer
peynir
Sahnedesütten yapılan katı gıda
I like cheese
Peynir severim
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
dışarı koymak
Sahnedebir şeyi başkalarının görebileceği veya kullanabileceği bir yere koymak
Put out the trash
Çöpü dışarı çıkar
söndürmek
bir yangını durdurmak
Please put out the fire
Lütfen ateşi söndür
zahmet etmek
biri için çaba göstermek veya zahmete girmek
I don't want to put you out
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız
canı sıkılmış veya gücenmiş
She felt put out by his rude comment
Onun kaba yorumu yüzünden rahatsız oldu
yayınlamak
bilgiyi birçok kişiyle paylaşmak veya duyurmak
The company put out a new report today
Şirket bugün yeni bir rapor yayınladı
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
kafiye yapmak
Sahnedekelimelerin sonunda benzer sesleri kullanmak
Words like cat and bat rhyme
Kedi ve yarasa gibi kelimeler kafiyelidir
kafiye
benzer seslerle biten kelime veya kısa şiir
This poem has a rhyme
Bu şiirin bir kafiyesi var
kafiyelenmek
bir kelimeyle aynı son sese sahip olmak
Cat and hat rhyme
Kedi ve şapka kafiyelenir
kısa süreli ilişki
Sahnedekısa süreli ve ciddi olmayan romantik ilişki
It was just a summer fling
Sadece bir yaz aşkıydı
fırlatmak
Sahnedebir şeyi kuvvetle atmak
He flung the book on the table
Kitabı masaya fırlattı
gönül macerası
kısa süreli, gündelik romantik ilişki
They had a brief fling
Kısa süreli bir macera yaşadılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
bırakmak
bir işi veya eylemi yapmayı durdurmak
He decided to quit his job.
O işini bırakmaya karar verdi.
diş
Sahnedeçiğnemek için kullanılan ağızdaki sert beyaz nesne
He lost a tooth
Bir dişini kaybetti
dişler
ısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
sektörde çalışmak
Sahnedebelirli bir alanda veya endüstride görevli olmak
She works in finance
O finans sektöründe çalışıyor
eklemek
bir şeyi başka bir şeyin içine katmak
I need to work in more details
Daha fazla detay eklemem gerekiyor
uyum sağlamak
bir duruma veya ortama uygun olmak
The new rules work in well
Yeni kurallar iyi uyum sağlıyor
dahil etmek
bir şeye eklemek veya karıştırmak
We should work in some exercise to our routine
Rutinimize biraz egzersiz dahil etmeliyiz
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor