

Friends — 5. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
374 kelime
Seviye
cezbetmek
Sahnedebirini bir şeye çekmek
They enticed him with a high salary
Onu yüksek bir maaşla cezbettiler
iç çamaşırı
Sahnedediğer kıyafetlerin altına giyilen giysiler
I need to buy new undies
Yeni iç çamaşırı almam gerekiyor
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
sakinleştirici
Sahnedesakinleştirmek veya gevşetmek için kullanılan ilaç
The doctor prescribed a tranquilizer
Doktor bir sakinleştirici reçete etti
yer
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
hesabını karşılamak
birinin masrafını veya borcunu ödemek
I will spot you for lunch today
Bugün öğle yemeğini senin yerine ödeyeceğim
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
We can work out this problem
Bu sorunu çözebiliriz
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
yetişkin
Sahnedetamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş kişi
He is an adult
O bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş insan
She is an adult now
O artık bir yetişkin
ön izleme
Sahnedebir şey tamamen hazır olmadan önce ona kısa bir bakış
I want to see a preview of the movie
Filmin ön izlemesini görmek istiyorum
cilt
Sahnedevücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
derisini yüzmek
bir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
bölüm
Sahnedebir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
bir tane
tek bir şey
I only need one
Sadece bir tane istiyorum
doğru olan
aranan kişi ya da şey
This is the one I wanted
İstediğim şey bu
sefer
belirli bir olay ya da etkinlik
That was a special one
O özel bir seferdi
insan
herhangi bir kişi
One should be kind to others
İnsan başkalarına karşı nazik olmalı
biri
bir gruptaki kişi ya da şey
Choose the one you like
Beğendiğin birini seç
açık
Sahnedegörülmesi veya anlaşılması kolay
The answer is obvious
Cevap açık
öğrenen
Sahnedebir şeyi öğrenen kişi
He is a fast learner
O hızlı öğrenen biridir
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
aptalca
Sahnedeakıl ve mantıktan yoksun
That was a silly mistake
Bu aptalca bir hataydı
video
Sahnedehareketli görüntülerin kaydedilmiş hali
I watched a funny video
Komik bir video izledim
videoya çekmek
hareketli görüntüleri kaydetmek
He wants to video the event
O etkinliği videoya çekmek istiyor
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
inanılmaz
doğru veya gerçek olması zor olan
That is an unbelievable price
Bu inanılmaz bir fiyat
inanılmaz
inanılması çok zor veya imkansız olan
It is an unbelievable story
Bu inanılmaz bir hikaye
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
hevesi kaçmak
Sahnedeuzun süre uğraştıktan sonra bir şeyi sevmeyi bırakmak
She tired of playing the game
Oyunu oynamaktan hevesi kaçtı
bıkmak
bir şeye karşı sabrını veya enerjisini yitirmek
I tire of doing the same work
Aynı işi yapmaktan bıkıyorum
usanmak
bir şeye karşı hevesini veya sabrını kaybetmek
Children tire of their old toys
Çocuklar eski oyuncaklarından usanır
sıkılmak
bir şeyden zamanla bunalmak veya rahatsız olmak
You will tire of this game soon
Bu oyundan yakında sıkılacaksın
yorulmak
bir şeye karşı bıkkınlık duymaya başlamak
I tire of hearing the same excuses
Aynı bahaneleri duymaktan yoruluyorum
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
kazak
Sahnedeüst vücut için giyilen sıcak tutan kıyafet
I wear a sweater in winter
Kışın kazak giyerim
kazak
vücudun üst kısmına giyilen giysi
Wear a sweater
Bir kazak giy
örgü kazak
genellikle yünden yapılan örme giysi
I bought a wool sweater
Yün bir örgü kazak aldım
kurnazca
Sahnedezeki ve keskin bir şekilde
She invested her money shrewdly
Parasını kurnazca yatırdı
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
bakmak
gözlerini bir şeye çevirmek
Look at the sky
Gökyüzüne bak
-den dolayı
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
yüzünden
bir durumun nedeni olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
not
Sahnedekısa yazı
I left a note for you
Senin için bir not bıraktım
fark etmek
bir şeye dikkat etmek
Please note the date
Lütfen tarihe dikkat edin
nota
parfümlerdeki belirgin koku
The perfume has a floral note
Parfümün çiçeksi bir notası var
nota
müzikte tek bir ses veya bunu temsil eden işaret
She played a high note on the piano
Piyanoda tiz bir nota çaldı
siborg
Sahnedekısmen insan kısmen makine olan varlık
He is a cyborg
O bir siborg
siborg
Sahnedeinsan ve makine parçalarının birleşimi olan varlık
The movie is about a cyborg
Film bir siborg hakkındadır
sayborg
hem organik hem de yapay vücut parçalarına sahip kurgusal varlık
The movie features a powerful cyborg
Filmde güçlü bir sayborg var
vahşilik
Sahnedekontrol edilemez veya doğal olma özelliği
Her wildness surprised everyone
Onun vahşiliği herkesi şaşırttı
yabanilik
Sahnededoğal ve kontrol edilmemiş olma durumu
The wildness of the forest is beautiful
Ormanın yabaniliği güzeldir
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
etkinlik
Sahnedeyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
Sahnedesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
psikiyatrist
Sahnederuh sağlığı uzmanı
He is seeing a shrink
Bir psikiyatriste gidiyor
çekmek
boyutunun veya miktarının azalması
The shirt shrank in the wash
Gömlek yıkandığında çekti
küçültmek
bir şeyin boyutunu azaltmak
This hot water will shrink your sweater
Bu sıcak su kazağını küçültecek
psikolog
zihinsel sorunları tedavi eden doktor
The shrink helped him feel better
Psikolog onun daha iyi hissetmesine yardımcı oldu
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
Sahnedeutangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
izin
Sahnedeişten veya görevden belirli bir süre uzak kalma izni
He took a leave of absence
İzin aldı
izin
bir kişinin işten veya okuldan bir süre uzak kalma durumu
She is on a leave of absence
O şu anda izinli
izin
işten veya okuldan uzak kalmaya izin verilen dönem
He took a leave of absence for personal reasons
Kişisel nedenlerden dolayı izin aldı
konuşmak
Sahnedebirisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
tavuk
Sahnedeetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
açıklama
Sahnedebir şeyi netleştiren ifade
I need a clear explanation
Net bir açıklamaya ihtiyacım var
açıklama
bir şeyi anlaşılır kılan ifade
Please give me an explanation for this
Lütfen bana bunun için bir açıklama yap
açıklama
bir durumu anlaşılır kılan ifade
I need an explanation for this mistake
Bu hata için bir açıklamaya ihtiyacım var
götürmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
algılamak
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
almak
Sahnedebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
yapmak
Sahnedebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
kabul etmek
birinin bir gruba katılmasına izin vermek
They took her into the group
Onu gruba kabul ettiler
sataşmak
birine vurmaya ya da onu eleştirmeye kalkışmak
He took a shot at my idea
Fikrimi eleştirmeye kalkıştı
tüketmek
bir şeyi yemek ya da içmek
Take this medicine with water
Bu ilacı suyla tüket
ilgi duymaya başlamak
bir duygu ya da ilgi geliştirmeye başlamak
She took an interest in painting
Resme ilgi duymaya başladı
sürmek
belirli bir süre gerektirmek
The journey takes three hours
Yolculuk üç saat sürüyor
almak
bir şeyi edinmek ya da elde etmek
I took the last cookie
Son kurabiyeyi aldım
başa çıkmak
bir durumla ya da görevle ilgilenmek
She can take any challenge
Her türlü zorluğun üstesinden gelebilir
gündeme getirmek
bir konuyu tartışılmak üzere ortaya atmak
He took the issue to the meeting
Konuyu toplantıda gündeme getirdi
teslim almak
bir şeyi birinden almak
I took the parcel from the driver
Paketi şoförden teslim aldım
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden ya da konumdan uzaklaştırmak
Take your shoes off the bed
Ayakkabılarını yataktan çıkar
zaman gerektirmek
belirli miktarda zamana ihtiyaç duymak
This task takes a lot of time
Bu görev çok zaman gerektiriyor
göze almak
kötü bir şey olma ihtimalini kabul etmek
She took the risk of losing her job
İşini kaybetme riskini göze aldı
barındırmak
birine kalacak bir yer sağlamak
They took us in for the night
Bizi gece için barındırdılar
ateş etmek
bir silahla ateş açmak
The soldier took aim and fired
Asker nişan aldı ve ateş etti
izlemek
bir yere gitmek için belirli bir güzergâhı kullanmak
We took the coastal road
Sahil yolunu izledik
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
ilişki
Sahnedeiki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
yemek
SahnedeYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
yemek yemek
SahnedeBesinleri ağza alıp yutmak
We eat dinner at six
Saat altıda akşam yemeği yeriz
tüketmek
Yiyerek bitirmek
He eats all the cookies
Bütün kurabiyeleri yer
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
güzel
Sahnedegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
o zamandan beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar sürekli olarak
I have lived here ever since
O zamandan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar
I have lived here ever since
Buraya taşındığımdan beri burada yaşıyorum
o günden beri
geçmişteki belirli bir zamandan itibaren
She has been happy ever since
O günden beri çok mutlu
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
nitelendirmek
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu tanımlamak
He characterized the movie as boring
Filmi sıkıcı olarak nitelendirdi
moral toplantısı
Sahnedebir takıma destek göstermek için düzenlenen toplu etkinlik
The students attended the pep rally
Öğrenciler moral toplantısına katıldı
moral toplantısı
bir spor takımına destek göstermek amacıyla yapılan etkinlik
The students attended a pep rally for the team
Öğrenciler takım için düzenlenen moral toplantısına katıldı
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
Sahnedezihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
hayat
Sahnedecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
ömür
bir ürünün kullanım süresi
The battery life is short
Pil ömrü kısa
yaşam
kişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
üzerinde durmak
Sahnedebir yüzeyin üzerinde durur pozisyonda olmak
The book sits on the table
Kitap masanın üzerinde duruyor
üye olmak
bir kurul veya komitede görev yapmak
She sits on the school board
Okul yönetim kurulunda üye olarak görev yapıyor
eylemsiz kalmak
bir konuda harekete geçmek yerine hiçbir şey yapmamak veya beklemek
Do not sit on the report
Raporu bekletme
sahip olmak
değerli bir şeye sahip olmak
She sits on a fortune
Büyük bir servete sahip
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
adlandırmak
Sahnedebir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
doğru tahmin etmek
bir şeyi önceden isabetli şekilde bilmek
You called it when you said it would rain
Yağmur yağacağını söylediğinde doğru tahmin ettin
dokunmak
Sahnedeelini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
duygulandırmak
birinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
küçük bir miktar
bir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
iğrenç
Sahnedegüçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
iğrenç
Sahnedegüçlü bir tiksinti uyandıran
The garbage smells disgusting
Çöp iğrenç kokuyor
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
bir gün
Sahnedegelecekteki belirsiz bir zamanda
Someday I will travel the world
Bir gün dünyayı gezeceğim
bir gün
gelecekte belirli olmayan bir zaman
I hope to visit Japan someday
Bir gün Japonya'yı ziyaret etmeyi umuyorum
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
boşanmak
Sahnedeevliliği yasal olarak bitirmek
They decided to divorce last year
Geçen yıl boşanmaya karar verdiler
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
ayırmak
bir şeyle olan bağlantıyı kesmek
It is hard to divorce facts from opinions
Gerçekleri fikirlerden ayırmak zordur
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
temsil etmek
Sahnedebiri adına hareket etmek veya konuşmak
The lawyer represents the client
Avukat müvekkili temsil ediyor
simgelemek
bir şey için sembol veya işaret olmak
The dove represents peace
Güvercin barışı simgeler
temsil etmek
bir şeyi simgelemek veya ifade etmek
The red color represents danger
Kırmızı renk tehlikeyi temsil eder