

Friends — 8. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
424 kelime
Seviye
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
düşürmek
bir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
damla
çok az miktarda sıvı
A drop of water fell on the floor
Yere bir damla su düştü
çizmek
Sahnedesürtünme yoluyla yüzeyi bozmak
Don't scuff up your new shoes
Yeni ayakkabılarını çizme
kanun
Sahnedehükümet tarafından konulan kural
You must obey the law
Kanunlara uymalısın
fiyat
Sahnedebir şey için ödenen para miktarı
The price of this book is ten dollars
Bu kitabın fiyatı on dolardır
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
koca
Sahnedeevli olunan erkek
My husband is a doctor
Kocam bir doktordur
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
devam etmek
bir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
esnemek
Sahnedeyorgun olduğunda ağzını genişçe açmak
He couldn't stop yawning
Esnemeyi durduramadı
sıkıcı şey
ilgi çekici olmayan şey
The movie was a total yawn
Film tamamen sıkıcıydı
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
I have two kids
İki çocuğum var
çocuklar
genç insan topluluğu
The kids are playing
Çocuklar oynuyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
tam burada
Sahnedetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
tam burada
tam olarak bu noktada
Stay right here
Tam burada kal
burada
kişinin bulunduğu tam yer
My book is right here
Kitabım burada
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
felaket
Sahnedebüyük zarara veya sıkıntıya yol açan ani olay
The earthquake was a disaster
Deprem bir felaketti
felaket
çok kötü veya başarısız olan durum
The event was a total disaster
Etkinlik tam bir felaketti
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
bahçe
Sahnedebir binanın yanındaki çevrili arazi alanı
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
yarda
3 feet'e eşit olan uzunluk birimi
The fabric is one yard long
Kumaş bir yarda uzunluğunda
bahçe
evin çevresindeki açık alan
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
sevgili
Sahnedesevilen kişi
He wrote a letter to his beloved
Sevgilisine bir mektup yazdı
çok sevilen
çok sevilen veya değer verilen
She is my beloved grandmother
O benim çok sevdiğim büyükannem
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
yön
Sahnedebir durumun özelliği
Every story has a bright side
Her hikayenin aydınlık bir yönü vardır
yan
bir nesnenin sol veya sağ kısmı
Stay by my side
Yanımda kal
garnitür
ana yemeğin yanında sunulan yiyecek
I ordered a side of fries
Yanına bir porsiyon patates kızartması söyledim
taraf
bir anlaşmazlıkta desteklenen görüş
Whose side are you on
Kimin tarafındasın
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
anlamak
Sahnedebilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
toplamak
Sahnedeinsanları veya nesneleri bir araya getirmek
Please gather your things before we leave
Gitmeden önce lütfen eşyalarını topla
gösteri
Sahnedeizleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
eylem
bir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
aman tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya duygu belirtmek için kullanılır
My god, look at that!
Aman tanrım, şuna bak!
dalga geçmek
Sahnedebiriyle şakacı veya kaba bir şekilde eğlenmek
They make fun of my hair
Saçımla dalga geçiyorlar
alay etmek
biriyle alay ederek gülmek
Don't make fun of him
Onunla alay etme
alay etmek
birisiyle kötü niyetle alay etmek
It is wrong to make fun of others
Başkalarıyla alay etmek yanlıştır
bebek
Sahnedeçok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
misafir
sizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
kesin bir dille reddetmek veya bir şeyi kabul etmemek
No way am I doing that
Asla bunu yapmayacağım
asla
bir şeyi yapmayı reddetmek için kullanılan ifade
No way I am doing that
Bunu asla yapmam
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
blok
Sahnedeiki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
engellemek
bir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
iletişime geçmek
Sahnedebiriyle iletişim kurmak
Please get in touch with me tomorrow
Lütfen yarın benimle iletişime geçin
bağlantı kurmak
biriyle veya bir şeyle ilişki kurmak
I want to get in touch with my roots
Köklerimle bağlantı kurmak istiyorum
bir seferde
Sahnedeher bir ayrı durumda veya seferde
Please enter one at a time
Lütfen teker teker giriniz
tek tek
bir seferde sadece bir tane
Go through the door one at a time
Kapıdan tek tek geçin
sırtında taşımak
Sahnedebirini sırtında taşımak
He carried the child piggyback
Çocuğu sırtında taşıdı
haksızca faydalanmak
bir başkasının emeğini veya kaynaklarını kullanarak kendi çıkarını sağlamak
He piggybacked on her research for his project
Projesi için onun araştırmasından haksızca faydalandı
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
-ist eki
Sahnedebir inancı veya sistemi takip eden kişi
He is an optimist
O bir optimisttir
yazık
Sahnedebir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
sandviç
Sahnedeiki dilim ekmek arası malzeme
I ate a sandwich for lunch
Öğle yemeği için sandviç yedim
Sandwich
İngiltere veya Amerika da bulunan bir yerleşim yeri adı
Sandwich is a town
Sandwich bir kasabadır
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
Sahnedebir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevgili
sevdiğin kişi
My love is waiting for me
Sevgilim beni bekliyor
evlilik
Sahnedeeşlerin yasal ilişkisi
Their marriage is very happy
Evlilikleri çok mutlu
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
saman
Sahnedehayvanlar için yiyecek olarak kullanılan kurutulmuş ot
The cows eat hay
İnekler saman yer
kuru ot
hayvanların beslenmesi için kurutulmuş çimen
He stored the hay in the barn
Samanı ahıra koydu
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
dinozor
Sahnedeeski zamanlarda yaşamış nesli tükenmiş bir sürüngen
He loves dinosaurs
Dinozorları sever
dinozor
çok uzun zaman önce yaşamış büyük bir hayvan
The dinosaur is huge
Dinozor devasadır
dinozor
çok eski ve artık işe yaramayan şey
This old computer is a dinosaur
Bu eski bilgisayar bir dinozor
uğramak
Sahnedekısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
elde etmek
bir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
uğramak
bir yere veya birine kısa süreliğine ziyaret gerçekleştirmek
Come by my office later
Daha sonra ofisime uğra
dalga geçmek
Sahnedebiriyle eğlenmek için gülmek
Don't laugh at him
Onunla dalga geçme
ofis
Sahnedeinsanların çalıştığı oda veya bina
I work in an office
Bir ofiste çalışıyorum
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
götürmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
almak
Sahnedebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
yapmak
Sahnedebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
kabul etmek
birinin bir gruba katılmasına izin vermek
They took her into the group
Onu gruba kabul ettiler
sataşmak
birine vurmaya ya da onu eleştirmeye kalkışmak
He took a shot at my idea
Fikrimi eleştirmeye kalkıştı
tüketmek
bir şeyi yemek ya da içmek
Take this medicine with water
Bu ilacı suyla tüket
ilgi duymaya başlamak
bir duygu ya da ilgi geliştirmeye başlamak
She took an interest in painting
Resme ilgi duymaya başladı
sürmek
belirli bir süre gerektirmek
The journey takes three hours
Yolculuk üç saat sürüyor
almak
bir şeyi edinmek ya da elde etmek
I took the last cookie
Son kurabiyeyi aldım
başa çıkmak
bir durumla ya da görevle ilgilenmek
She can take any challenge
Her türlü zorluğun üstesinden gelebilir
gündeme getirmek
bir konuyu tartışılmak üzere ortaya atmak
He took the issue to the meeting
Konuyu toplantıda gündeme getirdi
teslim almak
bir şeyi birinden almak
I took the parcel from the driver
Paketi şoförden teslim aldım
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden ya da konumdan uzaklaştırmak
Take your shoes off the bed
Ayakkabılarını yataktan çıkar
zaman gerektirmek
belirli miktarda zamana ihtiyaç duymak
This task takes a lot of time
Bu görev çok zaman gerektiriyor
göze almak
kötü bir şey olma ihtimalini kabul etmek
She took the risk of losing her job
İşini kaybetme riskini göze aldı
barındırmak
birine kalacak bir yer sağlamak
They took us in for the night
Bizi gece için barındırdılar
ateş etmek
bir silahla ateş açmak
The soldier took aim and fired
Asker nişan aldı ve ateş etti
izlemek
bir yere gitmek için belirli bir güzergâhı kullanmak
We took the coastal road
Sahil yolunu izledik
heh
Sahnedegülmeyi temsil eden bir ses
Heh, you are right
Heh, haklısın
nimet
Sahnedeçok yardımcı veya yararlı olan şey
The new road is a boon to the village
Yeni yol köy için bir nimettir
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
denetleyici
Sahnedeçalışanları denetleyen kişi
My supervisor is very helpful
Denetleyicim çok yardımsever
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
işe koyulmak
Sahnedebir şeye ciddi bir şekilde başlamak
Let's get down to business
Hadi işe koyulalım
ciddileşmek
bir şeyi ciddiyetle ele almaya başlamak
It is time to get down to work
Artık işe odaklanma zamanı
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
hamile
Sahnedevücudunda bir bebeğin gelişmekte olması
She is pregnant
O hamile
hamile
karnında bebek taşıyan
She is pregnant with her first child
İlk çocuğuna hamile
manidar
gizli anlamlar taşıyan
The silence was pregnant with meaning
Sessizlik anlam yüklüydü
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
dağınık ve unutkan kimse
Sahnedesık sık şaşıran veya bir şeyleri unutan kişi
He is such a scatterbrain
O çok dağınık biridir
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
mal olmak
bir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such an ass
Bu kadar aptal olma
kıç
vücudun üzerine oturulan etli kısmı
He fell on his ass
Kıçının üzerine düştü
eşek
uzun kulaklı küçük ata benzeyen hayvan
The ass carries the load
Eşek yükü taşır
apış arası
Sahnedebacakların birleştiği vücut bölümü
The pants are too tight in the crotch
Pantolon apış arası kısmından çok dar