

Gilmore Girls — 1. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
607 kelime
Seviye
yazarla ilgili
Sahnedebir metnin yazarıyla bağlantılı
The novel has a strong authorial voice
Romanın güçlü bir yazar sesi var
örneğin
Sahnedebir şeyi açıklamak için kullanılan belirli bir durum
You can use many colors, for instance, blue or red
Birçok renk kullanabilirsin, örneğin mavi veya kırmızı
güvenilmez
Sahnedegüvenilemeyen
This car is unreliable
Bu araba güvenilmez
savaşmak
Sahnedebir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
iki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
grup
Sahnedebir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
zorunlu olarak
Sahnedekaçınılması mümkün olmayan bir şekilde
This change will necessarily lead to problems
Bu değişiklik zorunlu olarak sorunlara yol açacaktır
mutlaka
kaçınılmaz olmayan bir biçimde
That is not necessarily true
Bu mutlaka doğru değil
zorunlu olarak
kaçınılmaz şekilde veya her zaman doğru olacak biçimde
The result is not necessarily bad
Sonuç zorunlu olarak kötü değil
mutlaka
her durumda ve kaçınılmaz olarak
It is not necessarily true
Bu mutlaka doğru değildir
eğilimi olmak
Sahnedebelirli bir şekilde davranmaya meyilli olmak
I tend to wake up early
Erken uyanma eğilimim var
bakmak
bir şeye bakmak veya onunla ilgilenmek
She tends the garden
Bahçeye bakıyor
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
pankek
Sahnedehamurdan yapılan yassı ve yuvarlak kek
I love eating pancakes
Pankek yemeyi çok severim
pankek
hamurdan yapılan ince yassı kek
I like eating pancakes for breakfast
Kahvaltıda pankek yemeyi severim
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
üzerine inşa etme
bir şeyi temel alarak daha fazla ilerleme kaydetmek
They are building on their past success
Geçmiş başarılarının üzerine inşa ediyorlar
inşaat
bir yapıyı oluşturma süreci
The building of the new house is almost finished
Yeni evin inşaatı neredeyse bitti
en yüksek
Sahnedeen büyük seviye veya miktar
This is the highest price
Bu en yüksek fiyat
en yüksek
tabandan tavana en uzun olan
Mount Everest is the highest mountain
Everest Dağı en yüksek dağdır
en yüksek
konum rütbe veya derece bakımından en tepede olan
Mount Everest is the highest mountain
Everest Dağı en yüksek dağdır
en yüksek
miktar veya rütbe bakımından en üst seviyede olan
This is the highest mountain in the world
Bu dünyadaki en yüksek dağ
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
kafası güzel
Sahnedealkol veya uyuşturucu etkisinde olan
He seems completely whacked out
O tamamen kafası güzel görünüyor
kaçık
çok tuhaf veya alışılmadık şekilde davranan
He came up with a whacked-out plan
Çok tuhaf bir planla geldi
mırlamak
Sahnedekedi gibi alçak ve yumuşak bir ses çıkarmak
The cat began to purr
Kedi mırlamaya başladı
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
düşük
Sahnedemiktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
dip
çok kötü veya başarısız bir nokta
That was the low of his career
Bu kariyerinin en kötü noktasıydı
kısık
ses seviyesi düşük olan
She speaks in a low voice
O kısık sesle konuşuyor
alçak
kötü veya adil olmayan
That was a low act
Bu alçak bir hareketti
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
kutsal kitapla ilgili
SahnedeHristiyan veya Yahudi kutsal kitabı ile ilgili olan
They study biblical history
Kutsal kitap tarihini çalışıyorlar
tatlı
Sahnedeyemeğin sonunda yenen şekerli yemek
I want chocolate cake for dessert
Tatlı olarak çikolatalı pasta istiyorum
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
devam etmek
bir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
Sahnedearkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
şimdi
içinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
öğleden sonra
Sahnedeöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
öğleden sonra
günün öğle ile akşam arasındaki bölümü
We have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantımız var
kule
Sahnedeyüksek ve dar bir yapı
The tower is very tall
Kule çok yüksek
dev gibi yükselmek
etrafındaki herkesten veya her şeyden çok daha uzun olmak
He towers over everyone in the room
O odadaki herkesin üzerinde yükseliyor
yemin etmek
Sahnedebir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
koltuklar
Sahnedeüzerine oturmak için kullanılan eşyalar
Please take your seats
Lütfen yerlerinize oturun
inek
Sahnedesüt veya et için beslenen büyük bir hayvan
The cow gives milk
İnek süt verir
inek
çiftliklerde sütü için beslenen büyük dişi hayvan
The cow is eating grass
İnek ot yiyor
sindirmek
birini korkutarak boyun eğmesini sağlamak
He was cowed by his boss
Patronu tarafından sindirildi
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
ısrar etmek
Sahnedebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yönetim
Sahnedebir organizasyonu yöneten kişi grubu
The school administration decided to change the rules
Okul yönetimi kuralları değiştirmeye karar verdi
yönetim
ülkeyi yöneten insan grubu
The new administration promised lower taxes
Yeni yönetim düşük vergiler vaat etti
üzerine
Sahnedebir şeyin üstünde veya üzerine
He placed the book upon the table
Kitabı masanın üzerine koydu
tamamlanmamış
Sahnedebitmemiş veya bütün olmayan
The project is incomplete
Proje tamamlanmamış
grup
Sahnedebir arada olan şeyler topluluğu
I baked a batch of cookies
Bir parti kurabiye pişirdim
ıstakozlu puf böreği
Sahnedeıstakoz etiyle doldurulmuş küçük fırınlanmış hamur işi
We ordered a lobster puff as an appetizer
Başlangıç olarak bir tane ıstakozlu puf böreği sipariş ettik
basamak
Sahnedeyukarı veya aşağı çıkan basamaklardan her biri
He sat on the bottom stair
En alt basamağa oturdu
üniforma
Sahnedebir grubun üyeleri tarafından giyilen kıyafetler
The police officer is wearing a uniform
Polis memuru üniforma giyiyor
üniforma
belirli bir grubun üyeleri tarafından giyilen özel kıyafet
He wears a school uniform
Okul üniforması giyer
tekdüze
her zaman veya her yerde aynı olan
The temperature is uniform in the room
Odadaki sıcaklık her yerde aynı
tesis
Sahnedebir binayı ve üzerinde bulunduğu araziyi kapsayan alan
Smoking is forbidden on the premises
Tesis içinde sigara içmek yasaktır
tesisler
bir işletmenin veya kuruluşun kullandığı arazi ve binalar
Smoking is not allowed on the premises
Tesislerde sigara içmek yasaktır
iş yeri
bir işletmenin faaliyetlerini sürdürdüğü arazi ve binalar
Staff must clear the premises
Personel iş yerini boşaltmalı
yelek
Sahnedegömlek üzerine giyilen kolsuz giysi
He wore a black vest
Siyah bir yelek giydi
yetki vermek
birine resmi bir güç veya hak tanımak
The power is vested in the president
Yetki başkana verilmiştir
kalorifer kazanı
Sahnedeısı üreten cihaz
The furnace keeps the house warm
Kalorifer kazanı evi sıcak tutar
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
satıcı
Sahnedeürün veya eşya satan kişi
He is a car dealer
O bir araba satıcısıdır
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
baskı
Sahnedebeklenti ve taleplerin yarattığı endişe duygusu
Modern life has many pressures
Modern hayatın birçok baskısı vardır
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
detaylı
Sahnedebirçok küçük parçayı veya gerçeği içeren
He gave a detailed explanation
Detaylı bir açıklama yaptı
ayrıntılı
Sahnedeçok sayıda detay içeren
The project requires a detailed plan
Proje ayrıntılı bir plan gerektiriyor
garip
Sahnedealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
garip
normal veya beklenenden farklı olan
It is strange to see snow here
Burada kar görmek garip
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
az ilgi isteyen
Sahnedeçok fazla ilgi veya çaba beklemeyen kişi
She is a very low maintenance person
O çok az ilgi isteyen bir insandır
az bakım gerektiren
düzenli olarak az ilgi veya özen isteyen şey
These plants are very low maintenance
Bu bitkiler çok az bakım gerektirir
bakımı kolay
az ilgi veya bakım gerektiren
I want a low maintenance pet like a goldfish
Japon balığı gibi bakımı kolay bir evcil hayvan istiyorum
bakımı kolay
çok fazla zaman emek veya para gerektirmeyen
This plant is low-maintenance
Bu bitkinin bakımı kolaydır
bağlı olmak
Sahnedeyardım veya destek için birine veya bir şeye ihtiyaç duymak
I depend on my parents
Aileme bağlıyım
telaşlı
Sahnedeçok hareketli ve yoğun
It was a hectic day
Telaşlı bir gündü
ezbere okumak
Sahnedeezberlenmiş bir metni yüksek sesle söylemek
She will recite a poem
O bir şiiri ezbere okuyacak
saymak
ezberlediği bir şeyi söylemek
He recited the alphabet
Alfabeyi saydı
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
parasını ödemek
Sahnedebir şeyin karşılığında para vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ben ödeyeceğim
bedel ödemek
geçmişteki bir eylemin kötü sonuçlarına katlanmak
You will pay for what you did
Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin
parasını ödemek
bir şey karşılığında para vermek
I paid for the ticket
Biletin parasını ödedim
bedelini ödemek
yapılan bir davranışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for your mistakes
Hatalarının bedelini ödeyeceksin
ödemek
bir şeyin karşılığında para vermek
I will pay for the dinner
Yemeğin ücretini ben ödeyeceğim
satın almak
alınan bir şey için para vermek
I paid for these new shoes
Bu yeni ayakkabılar için para ödedim
karşılamak
bir şeyin maliyetini üstlenmek
He pays for his sons education
Oğlunun eğitim masraflarını o karşılıyor
bedelini ödemek
bir şeyin kötü sonuçlarına katlanmak veya cezasını çekmek
You will pay for your mistakes
Hatalarının bedelini ödeyeceksin
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
mezun olmak
Sahnedebir okuldan diplomayla ayrılmak
He graduated from high school
Liseden mezun oldu
seviye atlamak
daha üst bir düzeye veya etkinliğe geçmek
He graduated to a faster car
Daha hızlı bir arabaya geçti
lisansüstü
ilk üniversite derecesinden sonraki eğitim seviyesi ile ilgili
She is applying for a graduate program
O lisansüstü programa başvuruyor
ortalama
Sahnedebir sayı grubunun tipik değeri
The average score is eighty
Ortalama puan seksen
ortalama
normal veya alışılmış olan
He is an average student
O, ortalama bir öğrencidir
ortalamasını almak
bir sayı kümesinin tipik değerini bulmak
You should average these numbers
Bu sayıların ortalamasını almalısın
günlük
Sahnederesmi olmayan, rahat
I prefer casual clothes
Günlük kıyafetleri tercih ederim
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
tüylü
Sahnedekürk veya tüylerle kaplı
The cat has furry ears
Kedinin tüylü kulakları var
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
Sahnedebirine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
tekrar başlamak
bir aradan sonra bir şeye yeniden dönmek
Let us get back to work
Haydi işimize geri dönelim
geri dönmek
biriyle daha sonra tekrar iletişim kurmak
I will get back to you later
Sana daha sonra geri döneceğim
haber vermek
bir gecikmeden sonra biriyle iletişime geçmek
I will get back to you with the answer
Cevabı sana daha sonra bildireceğim
cevap vermek
birine yanıt göndermek
She needs to get back to him today
Bugün ona cevap vermesi gerekiyor
dönüş yapmak
birine yanıt vermek
I will get back to you later
Sana daha sonra dönüş yapacağım
tekrar iletişime geçmek
birine tekrar yazmak ya da konuşmak
I will get back to him tomorrow
Yarın onunla tekrar iletişime geçeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
sadist
Sahnedebaşkalarına acı çektirmekten zevk alan kimse
He acts like a sadist sometimes
Bazen bir sadist gibi davranıyor
varlıklı
Sahnedeçok parası olan
She comes from a moneyed family
O varlıklı bir aileden geliyor
çalışmak
Sahnedebir işi veya görevi yerine getirmek
He works in an office
O bir ofiste çalışıyor
eser
emekle üretilen şey, özellikle sanat eseri
This is a great work of art
Bu harika bir sanat eseridir
iş
çaba gerektiren faaliyet
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
çalışmak
doğru veya beklendiği gibi işlemek
The elevator does not work
Asansör çalışmıyor
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
Roma çalışmaları uzmanı
SahnedeRoma tarihi veya kültürü üzerine çalışan kişi
The Romanist presented his findings on ancient architecture
Roma çalışmaları uzmanı antik mimari konusundaki bulgularını sundu
iyileşmek
Sahnededaha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
edinmek
bir şeyi kazanmak veya öğrenmek
He picked up a new language easily
O yeni bir dili kolayca edindi
cezbetmek
Sahnedeilgi çekici veya hoş gelmek
This idea appeals to me
Bu fikir bana cazip geliyor
itiraz
bir kararın değiştirilmesi için yapılan resmi başvuru
He filed an appeal
Temyize başvurdu
tatlım
Sahnedesevilen birine hitap ederken kullanılan sözcük
I love you, sweetie
Seni seviyorum, tatlım
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
çalışma masası
Sahnedeyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
masada çalışmak
bir masanın başında oturup iş yapmak
I will desk for the whole day
Bütün gün masada çalışacağım
kıyafet
Sahnedebirlikte giyilen elbise takımı
I love your outfit
Kıyafetine bayıldım
kuruluş
bir organizasyon veya insan grubu
It is a small professional outfit
Bu küçük, profesyonel bir kuruluştur
donatmak
birini gerekli giysi veya eşyalarla sağlamak
The store outfitted the hikers with warm clothes
Mağaza yürüyüşçüleri sıcak tutan kıyafetlerle donattı
zor
Sahnedekolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
yaklaşık
tam olmayan veya kesinlik içermeyen
This is just a rough estimate
Bu sadece yaklaşık bir tahmin
sert
nazik olmayan güç kullanımı
The game was very rough
Oyun çok sertti