

Gilmore Girls — 1. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
645 kelime
Seviye
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
saygısız
Sahnedesaygı göstermeyen
He was disrespectful to his teacher
Öğretmenine saygısızca davrandı
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip
Sahnedenormal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
cocker spaniel
Sahnedeuzun kulaklı küçük bir köpek türü
I have a cocker spaniel
Bir cocker spanielim var
dikkate almak
Sahnedebir karar verirken bir şeyi göz önünde bulundurmak
We must take the weather into account
Hava durumunu dikkate almalıyız
dikkate almak
bir durumu göz önünde bulundurmak
You must take into account the budget
Bütçeyi dikkate almalısın
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
dik durmak
Sahnedevücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
kız torun
Sahnedebirinin oğlunun veya kızının çocuğu olan kız
She is my granddaughter
O benim kız torunum
narkolepsi
Sahnedeani uyku ataklarına yol açan tıbbi durum
She has narcolepsy so she falls asleep suddenly
Narkolepsisi var bu yüzden aniden uyuyakalıyor
yüzleşme
Sahnedeinsanların şiddetli bir şekilde anlaşamadığı veya tartıştığı durum
They avoided a confrontation
Yüzleşmekten kaçındılar
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
Sahnedebir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
bayılmak
Sahnedeaniden bilincini kaybetmek
She fainted from the heat
Sıcaktan bayıldı
hafif
gücü veya enerjisi eksik olan
The sound was faint
Ses hafifti
hafif
çok küçük veya zayıf olan
I heard a faint sound
Hafif bir ses duydum
halsiz
gücü veya enerjisi az olan
She felt faint after the long walk
Uzun yürüyüşten sonra halsiz hissetti
hayran olmak
Sahnedebirine veya bir şeye saygı duymak ve onu beğenmek
I admire your courage
Cesaretine hayranım
hayran olmak
birini veya bir şeyi beğenerek takdir etmek
I admire her courage
Onun cesaretine hayranım
hayranlık duymak
bir şeye keyif ve saygıyla bakmak
I admire your work
İşine hayranlık duyuyorum
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
melodi
Sahnedebir şarkıyı oluşturan müzikal notalar dizisi
She hummed a nice tune
Güzel bir melodi mırıldandı
ayarlamak
bir şeyi daha iyi çalışması için hafifçe değiştirmek
He needs to tune the guitar
Gitarı ayarlaması gerekiyor
tutar
bir durumda söz konusu olan toplam para miktarı
They paid a large tune for the repairs
Onarımlar için büyük bir tutar ödediler
görüş
bir kişinin bir konu hakkındaki düşünce veya hissetme biçimi
He changed his tune when he saw the results
Sonuçları görünce görüşünü değiştirdi
yavru güvercin
Sahnedeyemek olarak tüketilen genç bir güvercin
The chef prepared a dish with squab
Şef yavru güvercin ile bir yemek hazırladı
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
ezberlemek
Sahnedebir şeyi hafızaya kaydetmek
I need to memorize these words
Bu kelimeleri ezberlemem gerekiyor
lokma
Sahnedehızlıca yenen küçük bir miktar yemek
I had a quick bite
Hızlıca bir şeyler atıştırdım
ısırmak
Sahnededişlerle bir şeyi kavramak
The dog wants to bite the toy
Köpek oyuncağı ısırmak istiyor
ısırık
bir hayvanın dişlerinden kaynaklanan yara
He has a dog bite on his leg
Bacağında bir köpek ısırığı var
kesit
bir konuşmanın veya gösterinin kısa bir bölümü
I heard a sound bite on the news
Haberlerde bir ses kesiti duydum
savunmacı
Sahnedeeleştirilere karşı kendini korumaya çalışan
Stop being so defensive
Bu kadar savunmacı olmayı bırak
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
yirmi
Sahnedeon dokuzdan sonra gelen sayı
I have twenty dollars
Yirmi dolarım var
yirmi
on dokuzdan sonra gelen sayı
I have twenty apples
Yirmi elmam var
söz hakkı vermek
Sahnedebirinden konuşmasını veya cevap vermesini istemek
The teacher called on me to answer the question
Öğretmen soruyu cevaplamam için bana söz hakkı verdi
ziyaret etmek
birini görmek için yanına gitmek
I will call on my grandmother today
Bugün büyükannemi ziyaret edeceğim
çağırmak
birinden bir şey yapmasını istemek
The teacher called on her to speak
Öğretmen konuşması için onu çağırdı
aramak
birine telefon ile ulaşmaya çalışmak
I will call on my friend later
Arkadaşımı daha sonra arayacağım
mantıklı olmak
Sahnedemakul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
mantıklı olmak
mantıklı veya anlaşılır olmak
What you are saying makes sense
Söylediklerin mantıklı
mantıklı olmak
anlaşılır veya mantıklı bir yapıya sahip olmak
Your explanation makes sense
Açıklaman mantıklı
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
makale
Sahnedeokul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
kağıt
üzerine yazı yazılan ince malzeme
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
bağırmak
Sahnedeyüksek sesle haykırmak
He started to yell at his friend
Arkadaşına bağırmaya başladı
bağırmak
yüksek sesle haykırmak
Don't yell at me
Bana bağırma
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
aslında
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
koku
Sahnedeburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
bileklik
Sahnedebileğe takılan süs eşyası
She wears a gold bracelet
O, altın bir bileklik takıyor
sebze
Sahnedeyemek olarak yenen bitki
I like to eat fresh vegetables
Taze sebze yemeyi severim
sebze
Sahnedeinsanların yiyecek olarak tükettiği bitki veya bitki kısmı
I eat fresh vegetables every day
Her gün taze sebze yerim
bitkisel hayattaki kişi
ağır beyin hasarı nedeniyle düşünemeyen veya hareket edemeyen kimse
The patient is a vegetable
Hasta bitkisel hayatta
kadın arkadaş
Sahnedearkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
sevgili
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan kişi
Everyone likes my girlfriend
Herkes benim sevgilimi seviyor
kız arkadaş
bir rol için uygun olma nitelikleri
She is my girlfriend and has the qualities for this role
O benim kız arkadaşım ve bu rol için gereken niteliklere sahip
kız arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan kişi
She is my girlfriend
O benim kız arkadaşım
öfkeli
Sahnedeaşırı derecede kızgın
He was incensed by the rude comments
Kaba yorumlar yüzünden çok öfkeliydi
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
ça ça
SahnedeLatin kökenli bir salon dansı
They are dancing the cha cha
Ça ça dans ediyorlar
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
popüler
Sahnedebirçok insan tarafından beğenilen
That singer is very popular
O şarkıcı çok popüler
popüler
birçok kişi tarafından sevilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
popüler
çok sayıda insan tarafından beğenilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
inanç
Sahnedebir şeyin doğru olduğuna dair güçlü his
She has a strong belief in justice
Adalete güçlü bir inancı var
inanç
bir kişinin önemli olduğunu düşündüğü ilke veya standart
He holds a strong belief in honesty
Dürüstlüğe dair güçlü bir inancı var
kıta
Sahnedebir şarkının veya şiirin bölümü
The first verse is long
İlk kıta uzun
ayet
kutsal bir metnin kısa bir bölümü
Read the first verse
İlk ayeti oku
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
yavru köpekler
Sahnedeçok genç köpekler
I love playing with puppies
Yavru köpeklerle oynamayı seviyorum
hoş
Sahnedemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
yakalamak
Sahnedebir şeyi hızlıca ve sıkıca yakalamak
Seize the day
Günü yakala
kapmak
bir şeyi hızla tutup kavramak
He seized the bag
Çantayı kaptı
el koymak
bir şeyi zorla veya hukuki yolla almak
The police seized the drugs
Polis uyuşturuculara el koydu
kaçamak
Sahnedebir yerden kısa süreliğine uzaklaşma veya tatil
We need a weekend getaway
Hafta sonu için bir kaçamağa ihtiyacımız var
versiyon
Sahnedebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
He is watching the birds
Kuşları izliyor
izlemek
bir şeyi bir süre boyunca gözleme
I am watching a movie
Bir film izliyorum
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
tebaa
hükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
karmaşık
Sahnedeanlaşılması veya çözülmesi zor olan
This machine is very complicated
Bu makine çok karmaşık
karışık
durumu veya çözümü zor olan
Their relationship is complicated
Onların ilişkisi karışık
karmaşık
anlaşılması veya uğraşılması güç olan
This math problem is very complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This math problem is too complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
arkasını dönmek
Sahnedeyönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
tersine çevirmek
kötü giden bir durumu iyileştirmek
The new manager turned the business around
Yeni müdür işletmeyi düzeltti
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
dönüş
yön veya fikirde yaşanan tam bir değişiklik
The sudden turnaround in his opinion was surprising
Onun fikrindeki ani dönüş şaşırtıcıydı
yönünü şaşırmak
nerede olduğunu bilememek veya kaybolmak
I turned around in the woods
Ormanda yönümü şaşırdım
arkasına dönmek
ters yöne bakacak şekilde hareket etmek
Please turn around so I can see you
Lütfen arkana dön ki seni görebileyim
kitleler
Sahnedeçok sayıda insan grubu
The political leader addressed the masses
Siyasi lider kitlelere hitap etti
kitleler
sıradan insanlardan oluşan büyük grup
He wants to appeal to the masses
Kitlelere hitap etmek istiyor
kitleler
büyük insan topluluğu
The news reached the masses quickly
Haber kitlelere çabucak ulaştı
kitleler
büyük bir insan grubu
The politician spoke to the masses
Politikacı kitlelere hitap etti
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
uymak
Sahnedebir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
ödünç vermek
Sahnedebir şeyi bir süre için birine vermek
Can you loan me your pen
Kalemini bana ödünç verebilir misin
ödünç
birine geçici olarak verilen şey
This car is a loan
Bu araba ödünç
kredi kuruluşu
insanlara borç para veren işletme
The loan company gave me money
Kredi kuruluşu bana para verdi
kredi
geri ödenmesi gereken para
I need a loan for my business
İşim için bir krediye ihtiyacım var
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
uğramak
Sahnedebirini veya bir yeri görmek için gitmek
I will go over to my friend's house later
Daha sonra arkadaşımın evine uğrayacağım
geçmek
başka bir yere gitmek veya taraf değiştirmek
I will go over to the office
Ofise geçeceğim
yanına gitmek
belirli bir yere veya kişiye doğru hareket etmek
I will go over to the window
Pencerenin yanına gideceğim
cerrahi olarak
Sahnedetıbbi yöntemler kullanarak
The tumor was surgically removed
Tümör cerrahi olarak çıkarıldı
her gün aralıksız
Sahnedehiç durmadan sürekli gerçekleşen
He does the same work day in day out
O her gün aralıksız aynı işi yapıyor
konuşma
Sahnededüşünceleri ifade etmek veya iletişim kurmak için kelimeler söyleme
She started talking at a young age
O küçük yaşta konuşmaya başladı
konuşma
fikir ve bilgi alışverişi içeren sözlü iletişim
There has been too much talking lately
Son zamanlarda çok fazla konuşma oldu
konuşma
bir şeyleri sesini kullanarak söyleme
She is talking to her friend
Arkadaşıyla konuşuyor
konuşma
bir şey hakkında konuşma eylemi
We are having a talking session
Bir konuşma seansı yapıyoruz
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
sınıf
Sahnedebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
acınası
Sahnedeçok kötü veya işe yaramaz
Your effort was pathetic
Çaban acınasıydı
acınası
acıma veya küçümseme uyandıran
His excuse was pathetic
Mazereti acınasıydı
normal
Sahnedestandart ve alışılmış olan
It was just a normal day
Sadece normal bir gündü
her zamanki
normal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
yaygın
çoğu zaman gerçekleşen durum
It is usual to see rain
Burada yağmur görmek yaygındır
her zamanki
kişinin genellikle tercih ettiği şey
I will order my usual
Her zamankinden sipariş edeceğim
hırslı
Sahnedebaşarılı olma konusunda güçlü bir istek duyan
He is a very ambitious student
O çok hırslı bir öğrencidir
şiir
Sahnederitim ve imgelem içeren yazılı eser
She wrote a beautiful poem
Güzel bir şiir yazdı
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
hitabetle ilgili
Sahnedeikna etmek veya etkilemek için dilin kullanılmasıyla ilgili
He used a rhetorical strategy to win the debate
Münazarayı kazanmak için retorik bir strateji kullandı
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
kazanmak
bir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
kazanmak
ödül almak veya birinci olmak
I want to win the game
Oyunu kazanmak istiyorum
kurtulmak
Sahnedebir yerden veya durumdan kaçıp özgürleşmek
The dog broke loose from its leash
Köpek tasmasından kurtuldu
kurtulmak
tutulmuş veya kontrol edilmiş bir durumdan kurtulmak
The dog broke loose from the leash
Köpek tasmasından kurtuldu
ebeveynler
Sahnedeçocuğu büyüten kişiler
Parents must be patient
Ebeveynler sabırlı olmalı
ebeveynler
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
My parents are kind
Ebeveynlerim nazik
anne baba
birinin annesi ve babası
I live with my parents
Annem ve babamla yaşıyorum
ebeveyn
kişinin anne veya babası
I love my parents
Anne babamı seviyorum
öğleden sonra
Sahnedeöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
öğleden sonra
günün öğle ile akşam arasındaki bölümü
We have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantımız var