

Gilmore Girls — 1. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
616 kelime
Seviye
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
yalan söyleme
Sahnededoğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
uzanma
bir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
uzanmak
yatay bir konumda bulunmak
He is lying on the bed
O yatakta uzanıyor
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
uzman
Sahnedebir konuda çok bilgi veya beceriye sahip kişi
She is an expert in this field
O bu alanda bir uzmandır
nane
Sahnedenane bitkisinden gelen taze ve serinletici tat
I love the smell of peppermint
Nanenin kokusunu çok severim
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
delik
Sahnedekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
boşluk
bir şey eksik olduğunda hissedilen üzüntü veya kayıp duygusu
He felt a hole in his heart after she left
O gittikten sonra kalbinde bir boşluk hissetti
hücre
insanların ceza olarak tutulduğu yer
They threw him in the hole
Onu hücreye attılar
azarlanmış
Sahnedeyüksek sesle ve öfkeyle konuşulmuş
The yelled at child cried
Azarlanmış çocuk ağladı
azarlamak
birine yüksek sesle ve öfkeyle konuşmak
My teacher yelled at me
Öğretmenim beni azarladı
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
berbat olmak
Sahnedeçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
paramedik
Sahnedeacil tıbbi yardım vermek üzere eğitilmiş kişi
The paramedic arrived quickly
Paramedik hızla geldi
iyi geçinmek
Sahnedebiriyle arkadaşça veya hoş bir ilişkiye sahip olmak
I get along with my neighbors
Komşularımla iyi geçinirim
iyi geçinmek
birisiyle dostça bir ilişkiye sahip olmak
I get along with my sister
Kız kardeşimle iyi geçinirim
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça bir ilişkiye sahip olmak
I get along with my coworkers
İş arkadaşlarımla iyi geçinirim
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça bir ilişki içinde olmak
I get along with my brother
Erkek kardeşimle iyi geçinirim
yanından geçmek
Sahnedebir şeyin yanından geçip gitmek
I pass by the library every day
Her gün kütüphanenin yanından geçerim
yanından geçmek
birinin veya bir şeyin yanından ilerlemek
I passed by the school
Okulun yanından geçtim
duyarlılık
Sahnedebir şeyi anlama veya hissetme yeteneği
She has a great sensitivity to other people's needs
Diğer insanların ihtiyaçlarına karşı büyük bir duyarlılığı var
duyarlılık
bir şeyi hissetme veya ona tepki verme yeteneği
She has great sensitivity to cold weather
O soğuk havaya karşı büyük bir duyarlılığa sahip
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I entirely agree with you
Sana tamamen katılıyorum
tatlı
Sahnedeyemeğin sonunda yenen şekerli yemek
I want chocolate cake for dessert
Tatlı olarak çikolatalı pasta istiyorum
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
dans
Sahnedemüzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans etmek
müziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
dans etmek
müziğe uyumlu şekilde hareket etmek
They dance together at the party
Partide birlikte dans ediyorlar
güvenmek
Sahnedebirine veya bir şeye güven duymak
You can trust in him
Ona güvenebilirsin
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
diyet
Sahnedeyenen yiyeceklerin planlanması
I am on a diet
Diyetteyim
diyet
normalden daha az kalori içeren
I bought a diet soda
Diyet bir gazoz aldım
kemirmek
Sahnedebir şeyi küçük parçalar halinde ısırmak
The mouse nibbled the cheese
Fare peyniri kemirdi
atıştırmalık
yemekten önce yenen küçük miktar
Have a nibble before the main course
Ana yemekten önce bir atıştırmalık al
küçük ısırıklar almak
bir yiyecekten çok küçük parçalar yemek
She nibbled on a cracker
O krakerden küçük ısırıklar aldı
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
pizza
Sahnedepeynir ve malzemelerle yapılan yuvarlak İtalyan yemeği
I love eating pizza
Pizza yemeyi severim
pizza
üzerine peynir ve malzeme konulan yuvarlak fırın yemeği
We ordered a pizza for dinner
Akşam yemeği için pizza sipariş ettik
flört etmek
Sahnedebirine romantik veya cinsel ilgi göstererek davranmak
They started to flirt at the party
Partide flört etmeye başladılar
flört etmek
birine ilgi duyuyormuş gibi davranmak
She is flirting with him
Onunla flört ediyor
çapkın
başkalarına romantik veya cinsel ilgi gösteren kimse
She is a total flirt
O tam bir çapkın
tam o an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
koku
Sahnedeburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
iğrenç
Sahnedeçok rahatsız edici veya tiksindirici olan
That smell is revolting
O koku iğrenç
iğrenç
güçlü bir tiksinti veya nefret uyandıran
That smell is absolutely revolting
O koku kesinlikle iğrenç
finansal
Sahnedepara veya finans ile ilgili
He is facing financial problems
Finansal sorunlar yaşıyor
mali
parayla veya finansla ilgili
He needs financial help
Mali yardıma ihtiyacı var
mali
para veya finans ile ilgili
He is having financial problems
Mali sorunlar yaşıyor
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
lobi
Sahnedebir binanın girişindeki geniş açık alan
We waited in the hotel lobby
Otel lobisinde bekledik
lobi yapmak
politikacıları veya yetkilileri etkilemeye çalışmak
They lobbied the government for a new law
Yeni bir yasa için hükümete lobi yaptılar
baskı grubu
hükümet kararlarını etkilemeye çalışan insanlar
They formed a lobby to change the law
Yasayı değiştirmek için bir lobi oluşturdular
dik dik bakmak
Sahnedebirine ya da bir şeye gözlerini ayırmadan bakmak
Stop staring at me
Bana dik dik bakmayı bırak
dik dik bakmak
bir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
Do not stare at people
İnsanlara dik dik bakma
komşu
Sahnedeyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
ilerleme
Sahnedeileri doğru hareket veya gelişim
We are making good progress on this project
Bu projede iyi ilerleme kaydediyoruz
ilerleme
ileriye doğru hareket veya gelişim
She is making progress in her studies
Çalışmalarında ilerleme kaydediyor
ilerlemek
bir hedef doğrultusunda ileri gitmek veya gelişmek
Science continues to progress
Bilim ilerlemeye devam ediyor
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
saçma
Sahnedemantıksız veya aptalca
That is a crazy idea
Bu saçma bir fikir
çok düşkün
bir şeye veya birine çok ilgi duyan
I am crazy about this song
Bu şarkıya bayılıyorum
deli
zihinsel olarak rahatsız
He is acting crazy
Deli gibi davranıyor
sakinleşmek
Sahnededaha az üzgün veya heyecanlı hale gelmek
You need to calm down
Sakinleşmen gerekiyor
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
sakinleşmek
daha az kızgın veya heyecanlı hale gelmek
Please calm down
Lütfen sakinleş
bir süre daha kalmak
Sahnedebir yerde ayrılmadan kalmaya devam etmek
Please stick around for a few minutes
Lütfen birkaç dakika daha burada kalın
ayrılmamak
bir yerde bir süre daha kalmak
Please stick around after the meeting
Lütfen toplantıdan sonra ayrılmayın
beklemek
bir süre bir yerde kalmak
You should stick around after the meeting
Toplantıdan sonra bir süre beklemelisin
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
çok iyi işlemek
bir şeyin çok iyi veya başarılı şekilde çalışması
The new design is really singing
Yeni tasarım gerçekten çok iyi işliyor
övmek
birinden veya bir şeyden iyi bir şekilde bahsetmek
She sang his praises
Ondan övgüyle bahsetti
melodi
bir şarkıyı oluşturan müzikal notalar dizisi
That sing was very catchy
O melodi çok akılda kalıcıydı
üretmek
Sahnedebir şeyi yapmak veya yetiştirmek
The factory produces cars
Fabrika araba üretiyor
sebze ve meyve
taze olarak toplanmış sebze ve meyveler
They sell local produce in this shop
Bu dükkanda yerel sebze ve meyveler satıyorlar
sunmak
bir şey talep edildiğinde onu vermek
Please produce your ticket
Lütfen biletinizi sunun
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
rol yapmak
Sahnedegerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
mış gibi yapmak
bir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
çekpas
Sahnedepürüzsüz yüzeyleri temizlemek için kullanılan lastik uçlu alet
I used a squeegee to clean the window
Pencereyi temizlemek için çekpas kullandım
yaşlı vatandaş
Sahnedegenellikle 65 yaşın üzerindeki kişi
My grandfather is a senior citizen
Dedem bir yaşlı vatandaş
yaşlı vatandaş
genellikle 65 yaşın üzerindeki kişi
My grandfather is a senior citizen
Dedem yaşlı bir vatandaş
stok
Sahnedesatılmak veya kullanılmak için bekletilen ürünler
The store has a large stock of books
Mağazada büyük bir kitap stoğu var
hisse
Sahnedebir şirketteki sahiplik birimi
He bought stock in a tech company
Bir teknoloji şirketinden hisse aldı
et suyu
yemek yapımında kullanılan et veya sebze haşlama suyu
I used chicken stock for the soup
Çorba için tavuk suyu kullandım
çengelden çıkarmak
Sahnedebir çengelden kurtarmak veya ayırmak
He unhooked the fish
Balığı çengelden çıkardı
bağırmak
Sahnedeyüksek sesle haykırmak
He started to yell at his friend
Arkadaşına bağırmaya başladı
bağırmak
yüksek sesle haykırmak
Don't yell at me
Bana bağırma
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
kıyısından gitmek
bir şeyin çok yakınından geçmek veya takip etmek
The road hugs the coastline
Yol sahil şeridini takip ediyor
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
dik durmak
Sahnedevücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
şirin
Sahnedehoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
sevimli
şirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
tavuk suyu çorbası
Sahnedetavuk ve sebzelerin suda pişirilmesiyle yapılan sıcak bir yemek
I drink chicken soup when I have a cold
Soğuk algınlığım olduğunda tavuk suyu çorbası içerim
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
mö
Sahnedebir ineğin çıkardığı ses
The cow says moo
İnek mö der
acele
Sahnedebir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
acele etmek
hızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
aceleye getirmek
bir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
dayan
Sahnedezorluklara rağmen pes etmemek
I know it is hard, but hang in there
Zor olduğunu biliyorum ama dayan
beyan
Sahnedesöylenen veya yazılan şey
He made a strong statement
Güçlü bir beyanda bulundu
hesap özeti
finansal işlemlerin yazılı kaydı
I checked my bank statement
Banka hesap özetimi kontrol ettim
açıklama
bir konu hakkındaki görüşlerin veya gerçeklerin sözlü ya da yazılı ifadesi
He made a statement to the press
Basına bir açıklama yaptı
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
devam etmek
bir şeyi yapmayı sürdürmek
Please go on with your work
Lütfen işine devam et
olup bitmek
bir durumda meydana gelen olaylar
I do not know what is going on with this project
Bu projeyle ilgili neler olup bittiğini bilmiyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
hayal kırıklığı
Sahnedebeklentilerin karşılanmaması durumunda hissedilen üzüntü
He felt a deep disappointment
Derin bir hayal kırıklığı hissetti
iğrenç
Sahnedegüçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
tiksindirici
güçlü bir hoşnutsuzluk veya iğrenme duygusu yaratan
Such behavior is disgusting
Böyle bir davranış tiksindirici
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
The garbage smells disgusting
Çöp iğrenç kokuyor
tiksindirici
çok nahoş veya rahatsız edici
His behavior was disgusting
Onun davranışı tiksindiriciydi
menü
Sahnedebir restoranda sunulan yemek ve içeceklerin listesi
I am reading the menu
Menüyü okuyorum
menü
Sahnederestoranda sipariş edilebilecek yemeklerin listesi
Can I see the menu please
Menüyü görebilir miyim lütfen
menü
bir cihazda sunulan seçenekler listesi
Click the menu to see settings
Ayarları görmek için menüye tıklayın
menü
restoranda sunulan yiyecek ve içeceklerin listesi
Can I see the menu
Menüyü görebilir miyim
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
ocak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan cihaz
The stove is hot
Ocak sıcak
çuvallamak
Sahnedebir işi yanlış yaparak hata yapmak
I screwed up the test
Testte çuvalladım
bozmak
bir şeylerin yanlış gitmesine neden olmak
Don't screw up this chance
Bu şansı bozma
beceriksiz
sürekli hata yapan kimse
He is a total screw-up
O tam bir beceriksiz
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya berbat etmek
I did not want to screw up the project
Projeyi mahvetmek istemedim
acınası
Sahnedeacıma veya küçümseme uyandıran
His excuse was pathetic
Mazereti acınasıydı
acınası
çok kötü veya işe yaramaz
Your effort was pathetic
Çaban acınasıydı
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
kalitesiz
Sahnededüşük kaliteli veya değersiz
This is a cheap plastic toy
Bu kalitesiz bir plastik oyuncak
cimri
Sahnedepara harcamak istemeyen
He is too cheap to buy a gift
Hediye almayacak kadar cimri
ucuz
düşük fiyatlı
This shirt is very cheap
Bu gömlek çok ucuz
davetsiz
Sahnedebir yere çağrılmamış olan
He arrived uninvited to the party
Partiye davetsiz geldi
süsleme
Sahnedebir yeri daha güzel göstermek için kullanılan nesne
The Christmas decorations are beautiful
Noel süslemeleri çok güzel