

Gilmore Girls — 1. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
585 kelime
Seviye
manyetik
Sahnedemetal nesneleri kendine çekebilen
This is a magnetic toy
Bu manyetik bir oyuncak
cazibeli
insanları kendine çeken etkileyici kişilik
She has a magnetic personality
Cazibeli bir kişiliği var
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
aynen aktarmak
Sahnedebirinin söylediği kelimeleri olduğu gibi tekrarlamak
Can you quote the text exactly
Metni aynen aktarabilir misin
alıntı yapmak
birinin sözlerini aktarmak
He likes to quote famous authors
Ünlü yazarlardan alıntı yapmayı sever
fiyat teklifi
bir şeyin ne kadara mal olacağının belirtilmesi
He asked for a quote for the repairs
Tamirat için bir fiyat teklifi istedi
alıntı
bir metinden veya konuşmadan alınan kısa parça
She included a famous quote in her essay
Makalesine ünlü bir alıntı ekledi
gizli
Sahnedegörülmeyecek şekilde saklanmış
The key is hidden in the box
Anahtar kutunun içinde gizli
gizli
başkaları tarafından görülmeyen
They found a hidden room in the house
Evde gizli bir oda buldular
kurtulmak
Sahnedeistenmeyen bir şeyden kurtulmak
I need to get rid of this old stuff
Bu eski eşyalardan kurtulmam lazım
kurtulmak
bir şeyi yok etmek veya uzaklaştırmak
I need to get rid of this old sofa
Bu eski kanepeden kurtulmam gerekiyor
kurtulmak
istenmeyen bir şeyden kurtulmak veya onu elden çıkarmak
I need to get rid of this old chair
Bu eski sandalyeden kurtulmam gerek
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
gelme
bir yere doğru hareket etme eylemi
Your coming made me happy
Gelmen beni mutlu etti
sinir krizi
Sahnedebir kişinin aniden duygusal kontrolünü kaybetmesi
The child had a meltdown in the store
Çocuk mağazada sinir krizi geçirdi
çöküş
aniden meydana gelen başarısızlık veya çöküş
The economy suffered a complete meltdown
Ekonomi tam bir çöküş yaşadı
çöküş
bir makinenin sistemin veya cihazın aniden bozulması
The computer system had a total meltdown
Bilgisayar sistemi tamamen çöktü
takıntı haline getirmek
Sahnedebir şeyi sürekli düşünmek
He obsesses over his grades
Notlarını takıntı haline getiriyor
takıntı yapmak
bir şeyi aşırı derecede ve sürekli düşünmek
Don't obsess over the small details
Küçük detaylara takılıp kalma
öneri
Sahnededeğerlendirilmesi için sunulan fikir veya plan
Do you have any suggestions
Hiç öneriniz var mı
öneri
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında sunulan fikir
I have a good suggestion
İyi bir önerim var
tavsiye
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında verilen öğüt
Please follow my suggestion
Lütfen tavsiyeme uy
sınıf
Sahnedeokuldaki yıl veya aşama
My son is in the second grade
Oğlum ikinci sınıfta
notlandırmak
bir çalışmaya puan veya not vermek
The teacher is grading the exams
Öğretmen sınavları notlandırıyor
kalite
bir şeyin ne kadar iyi olduğunun seviyesi
They sell only top grade meat
Sadece en yüksek kalitede et satıyorlar
notlandırmak
bir çalışmaya puan veya derece vermek
The teacher will grade our essays
Öğretmen kompozisyonlarımızı notlandıracak
Siyah başlı baştankara
Sahnedesiyah başlı, küçük bir Kuzey Amerika kuşu
The chickadee is a small bird
Chickadee küçük bir kuştur
şapka
Sahnedebaşı örtmek için kullanılan giysi
He is wearing a hat
O bir şapka takıyor
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
dökmek
Sahnedebir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
bardaktan boşalırcasına yağmak
çok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
vermek
tüm dikkatini veya çabasını bir şeye yöneltmek
He poured all his attention into the work
Tüm dikkatini işine verdi
seyirci
Sahnedebir şeyi izleyen dinleyen veya okuyan insan grubu
The audience enjoyed the show
Seyirci gösteriden keyif aldı
huzura kabul
önemli bir kişiyle yapılan resmi görüşme
He requested an audience with the King
Kral ile bir görüşme talep etti
izleyici
bir performansı izleyen veya dinleyen kişiler
The audience cheered after the song
İzleyiciler şarkıdan sonra tezahürat yaptı
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
hükümdar
Sahnedebir krallığın yöneticisi
The monarch lives in a palace
Hükümdar bir sarayda yaşar
hükümdar
ülkeyi yöneten kral veya kraliçe
The monarch rules the country
Hükümdar ülkeyi yönetir
rahatsız etmek
Sahnedebirini hafifçe kızdırmak veya üzmek
His loud music annoyed the neighbors
Yüksek sesli müziği komşuları rahatsız etti
sinirlendirmek
hafifçe kızdırmak veya rahatsız etmek
Stop making that noise, it annoys me
Şu gürültüyü yapmayı bırak, beni sinirlendiriyor
rahatsız etmek
birini hafifçe sinirlendirmek veya huzursuz etmek
He keeps annoying his sister
Kız kardeşini sürekli rahatsız ediyor
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
tecrübe
Sahnedebir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
vintage
Sahnedegeçmiş bir dönemi temsil eden eski ve değerli
She loves vintage clothes
O, vintage kıyafetleri sever
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
meyve
Sahnedebitkilerin yenen tatlı kısmı
I like eating fresh fruit
Taze meyve yemeyi severim
meyve
yenebilen tatlı bitki kısmı
I eat fresh fruit every day
Her gün taze meyve yerim
ürün
bir eylemden veya ilişkiden elde edilen iyi sonuç
Success is the fruit of his hard work
Başarı onun sıkı çalışmasının ürünüdür
yargılama
Sahnedebir şey hakkında fikir oluşturma
Stop judging me
Beni yargılamayı bırak
yargılama
bir konu hakkında fikir veya sonuca varma
I am judging the situation carefully
Durumu dikkatlice yargılıyorum
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
susturmak
Sahnedebirinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
tişört
Sahnedekısa kollu ve yakasız günlük üst giysi
I bought a new white t-shirt
Yeni bir beyaz tişört aldım
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde düşünmek
The judge deemed it necessary
Hakim bunu gerekli saydı
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en azından
Sahnedeolumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
hasret çekmek
Sahnedebirini veya bir şeyi çok özlemek
The dog pines for its owner
Köpek sahibine hasret çekiyor
çam
iğne yapraklı ve her mevsim yeşil kalan uzun bir ağaç
There are many pine trees in the forest
Ormanda birçok çam ağacı var
arzulamak
bir şeyi şiddetle istemek
He pines for success
O başarıyı arzuluyor
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
tükenmek
Sahnedebir şeyin artık kalmamış olması
We ran out of milk
Sütümüz tükendi
dışarı fırlamak
bir yerden hızla koşarak çıkmak
He ran out of the building
Binadan dışarı fırladı
yürütmek
bir işi belirli bir merkezden idare etmek
They run the business out of their house
İşi evlerinden yürütüyorlar
tükenmek
bir şeyin tamamını kullanıp bitirmek
We ran out of milk
Sütümüz tükendi
bitirmek
bir şeyin tamamını kullanarak kalmamasını sağlamak
I ran out of time to study
Çalışmak için vaktimi tükettim
tüketmek
bir şeyin hepsini kullanıp yok etmek
They ran out of money during the trip
Gezi sırasında paralarını tükettiler
tükenmek
bir şeyin tamamını kullanıp hiç kalmaması
We ran out of milk
Sütümüz tükendi
büyülemek
Sahnedebirini çok etkilemek veya ilgisini çekmek
The magic show fascinated the children
Sihir gösterisi çocukları büyüledi
ancak
Sahnedeiki ifade arasındaki zıtlığı belirtmek için kullanılır
It is raining; however, we will go out.
Hava yağmurlu; ancak dışarı çıkacağız.
ancak
zıtlık belirtmek için kullanılır
It was raining; however, we went out
Yağmur yağıyordu; ancak dışarı çıktık
nasıl olursa olsun
hangi şekilde olursa olsun
However you do it, it is fine
Nasıl yaparsan yap, sorun değil
duygusal olmayan
Sahnededuyguların etkisinde kalmayan
He took an unsentimental approach to the problem
Soruna duygusal olmayan bir yaklaşımla baktı
el kuklası
Sahnedeiçine el sokularak oynatılan oyuncak
The child loves the hand puppet
Çocuk el kuklasını seviyor
el kuklası
içine el girerek hareket eden kukla
She played with a hand puppet
El kuklasıyla oynadı
el kuklası
içine el yerleştirilerek hareket ettirilen figür
I made a hand puppet
Bir el kuklası yaptım
can atmak
Sahnedebir şeyi yapmayı çok istemek
I am dying to see you
Seni görmek için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is dying
Bitki ölmek üzere
paspas etmek
Sahnedebirini çok kolay şekilde yenmek
Our team wiped the floor with the opponents
Takımımız rakiplerini paspas etti
ezip geçmek
bir yarışmada birini çok kolayca yenmek
Our team wiped the floor with them
Takımımız onları ezip geçti
trambolin
Sahnedezıplamak için kullanılan, bir çerçeve üzerine gerilmiş güçlü kumaş
The children are jumping on the trampoline
Çocuklar trambolinde zıplıyor
iyi geçinmek
Sahnedebirisiyle dostça bir ilişkiye sahip olmak
I get along with my brother
Kardeşimle iyi geçiniyorum
idare etmek
bir durumla başa çıkmak veya ilerlemeye devam etmek
How are you getting along with your new job
Yeni işinle nasıl idare ediyorsun
eşlik etmek
birinin yanında bulunmak
You can get along with us
Bize eşlik edebilirsin
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
It is time for us to get along
Bizim ayrılma vaktimiz geldi
iyi geçinmek
biriyle uyumlu ve dostça bir ilişkiye sahip olmak
My sister and I get along well
Kız kardeşimle iyi geçiniriz
hakaret etmek
Sahnedebirine kaba bir şey söylemek veya yapmak
Don't insult me
Bana hakaret etme
hakaret
birine karşı söylenen kırıcı söz
That comment was a terrible insult
O yorum korkunç bir hakaretti
domuz
Sahnedehortumlu ve kıvrık kuyruklu bir çiftlik hayvanı
The pig is pink
Domuz pembedir
domuz
çok dağınık olan veya çok yemek yiyen kişi
Stop eating like a pig
Domuz gibi yemek yemeyi bırak
obur
çok fazla yemek yiyen veya açgözlü kimse
You are such a pig for eating the whole cake
Tüm pastayı yediğin için tam bir obursun
polis
polislere yönelik kullanılan hakaret içerikli bir söz
Calling an officer a pig is disrespectful
Bir memura bu şekilde hitap etmek saygısızlıktır
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
tabak çanak
Sahnedeyemek servisi ve yemeği için kullanılan tabak kase ve diğer eşyalar
Please wash the dishes
Lütfen bulaşıkları yıka
tabak
yemek servis etmek veya yemek yemek için kullanılan düz kap
This is a beautiful dish
Bu güzel bir tabak
tabaklar
yemek servis etmek veya yemek yemek için kullanılan düz kaplar
Please wash the dishes
Lütfen tabakları yıka
yemek
hazırlanan bir yiyecek türü veya öğün
She prepared several healthy dishes
O birkaç sağlıklı yemek hazırladı
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
benzerlik
Sahnedebaşka bir şeye benzeme durumu
There is a strong resemblance between them
Onlar arasında güçlü bir benzerlik var
kıyafet
Sahnedevücudu örtmek için giyilen şeyler
She bought new clothing
Yeni kıyafetler satın aldı
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
sahne
Sahnedeperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
tutunmak
bir şeye sıkıca sarılmak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzana tutunun
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
soda
Sahnedeşekerli gazlı içecek
I want a soda
Bir soda istiyorum
gazlı içecek
tatlı ve köpüklü içecek
I bought a cold soda at the store
Mağazadan soğuk bir gazlı içecek aldım
seyahat etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
I like to travel to new places
Yeni yerlere seyahat etmeyi severim
zaman yolculuğu yapmak
farklı bir zaman dilimine gitmek
They want to travel through time
Zamanda yolculuk yapmak istiyorlar
yayılmak
bir yerden başka bir yere geçmek veya iletilmek
News travels very fast
Haberler çok çabuk yayılır
elle sayım
Sahnedeinsanlar tarafından makine olmadan yapılan sayım
We did a hand count of the votes
Oyların elle sayımını yaptık
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
sergi
Sahnedeinsanların görmesi için düzenlenen şeyler
The museum has a great display of art
Müzenin harika bir sanat sergisi var
konser
Sahnedecanlı müzik performansı
I am going to a concert tonight
Bu akşam bir konsere gidiyorum
konser
Sahnedeizleyiciler önünde yapılan müzik gösterisi
I bought tickets for the concert
Konser için bilet aldım
ortaklaşa
başkalarıyla koordineli bir şekilde
They worked in concert to save the park
Parkı kurtarmak için ortaklaşa çalıştılar
konser
canlı olarak yapılan müzik gösterisi
I went to a rock concert last night
Dün gece bir rock konserine gittim
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
kıyafetler
Sahnedevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
giydirmek
birine kıyafetlerini giydirmek
She clothes the children
Çocukları giydiriyor
kıyafet
vücudu örtmek için giyilen eşya
I need new clothes for the party
Parti için yeni kıyafetlere ihtiyacım var
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
rezil etmek
Sahnedebirini utandırmak veya kendini aptal gibi hissettirmek
He didn't want to humiliate her in public
Onu insanların önünde rezil etmek istemedi
aşağılamak
birini utandıracak veya küçük düşürecek davranışta bulunmak
He tried to humiliate me
Beni aşağılamaya çalıştı
küçük düşürücü
utanç verici veya insanı rencide eden durum
It was a humiliating moment for him
Bu onun için küçük düşürücü bir andı
sonuç
Sahnedebir şeyin son bölümü
The story has a happy conclusion
Hikayenin mutlu bir sonu var
sonuç
bir şey hakkında düşündükten sonra ulaşılan karar veya fikir
We reached a logical conclusion
Mantıklı bir sonuca vardık
sonuç
bir konuyla ilgili varılan nihai karar veya yargı
They reached a logical conclusion
Mantıklı bir sonuca vardılar
yüzünü buruşturmak
Sahnedehoşlanmadığını veya belirli bir duyguyu ifade etmek için yüzünü şekillendirmek
The boy made a face when he saw the broccoli
Çocuk brokoliyi görünce yüzünü buruşturdu
mahcup
Sahnederahatsız veya utangaç hissetmek
He looked embarrassed
Mahcup görünüyordu
utanmış
utangaç, rahatsız veya mahcup hissetmek
I felt embarrassed
Utanmış hissettim
mahcup
birinin kendini tuhaf veya utanmış hissetmesi
I was embarrassed by my mistake
Hatam yüzünden mahcup oldum
yedi
Sahnedeyiyeceği ağza alıp yutmak
He ate an apple
O bir elma yedi
yedi
yiyecekleri ağza alıp yutmak
He ate an apple
O bir elma yedi
oyun oynamak
Sahnededürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
Sahnedeçok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
kısmen
Sahnedebelirli bir ölçüde
The project is partly finished
Proje kısmen tamamlandı
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
dehşet
Sahnedeçok büyük korku hissi
She looked at the scene in horror
Sahneye dehşet içinde baktı
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım