

Gilmore Girls — 1. Sezon Bölüm 14
Kelimeler ve anlamları
734 kelime
Seviye
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
tüy dökmek
Sahnedeeski deri tüy veya kılların dökülerek yerlerine yenilerinin çıkması
Birds molt their feathers in the autumn
Kuşlar sonbaharda tüylerini döker
hassas
Sahnedeolaylardan kolayca etkilenen veya üzülen
He is very sensitive
O çok hassastır
duyarlı
Sahnedeküçük değişikliklere hızlı tepki veren
The sensor is very sensitive
Sensör çok duyarlıdır
hassas
fiziksel olarak kolayca incinebilen
My teeth are sensitive to cold
Dişlerim soğuğa karşı hassastır
hassas
gizli tutulması gereken ve açıklanırsa sorun yaratabilecek
This is a sensitive topic
Bu hassas bir konu
Alıngan
kolayca üzülen veya kırılan
She is very sensitive about her hair
Saçları konusunda çok alıngan
Hassas
fiziksel olarak kolayca acıyan veya etkilenen
I have sensitive skin
Hassas bir cildim var
Duyarlı
başkalarını incitmemeye çalışan
You should be sensitive to his feelings
Onun duygularına karşı duyarlı olmalısın
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip
Sahnedenormal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
temizlemek
Sahnedebir yeri düzenli veya temiz hale getirmek
I need to clean up my room
Odamı temizlemem gerekiyor
temizlik
bir yeri düzenli hale getirme işlemi
The cleanup was fast
Temizlik hızlıydı
temizlik
bir yeri temiz ve düzenli hale getirme eylemi
We started the clean up after the party
Partiden sonra temizliğe başladık
şık görünmek
temiz ve düzgün görünmek
He cleaned up well for the party
Parti için çok şık görünüyordu
köşeyi dönmek
büyük miktarda para kazanmak veya elde etmek
They cleaned up at the casino
Kumarhanede köşeyi döndüler
suçtan arındırmak
bir bölgedeki yasadışı faaliyetleri durdurmak veya azaltmak
The police want to clean up the city
Polis şehri suçtan arındırmak istiyor
temizlik
bir yeri düzenli veya kirden arınmış hale getirme eylemi
The beach clean-up starts at noon
Sahil temizliği öğlen başlıyor
temizlemek
bir yeri düzenli ve kirden arınmış hale getirmek
Please clean up your room
Lütfen odanı temizle
abartmak
Sahnedebir şeyi olduğundan daha önemli veya ciddi göstermek
She blew the small problem out of proportion
Küçük problemi gereğinden fazla abarttı
tartışma
Sahnedeinsanların farklı görüşlere sahip olduğu bir konuşma
They had a loud argument
Şiddetli bir tartışma yaşadılar
sav veya argüman
bir fikri desteklemek için sunulan nedenler bütünü
His argument was very convincing
Onun savı çok ikna ediciydi
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
Sahnedebir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
kabul etmek
bir öneriyi veya kararı uygun bulup onaylamak
I will go with your plan
Senin planını kabul edeceğim
işlem
Sahnedeticari bir alışveriş veya işlem
The transaction was completed
İşlem tamamlandı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
küçümseyici
Sahnedebaşkalarını kendisinden daha az zekiymiş gibi gören
Stop using that patronizing tone
Bu küçümseyici tonu kullanmayı bırak
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en azından
Sahnedeolumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
katır
Sahnedeat ile eşeğin çiftleşmesinden doğan hayvan
The mule carries the heavy bags
Katır ağır çantaları taşıyor
uyuşturucu kuryesi
yasa dışı uyuşturucu taşıyan kişi
The police caught the drug mule at the airport
Polis havaalanında uyuşturucu kuryesini yakaladı
terlik
arkası açık bir ayakkabı
She wears mules in the summer
Yazın terlik giyer
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
canlı
Sahnedeparlak renklerle dolu veya enerjik
The city has a vibrant nightlife
Şehrin canlı bir gece hayatı var
hayal etmek
Sahnedezihinde canlandırmak
I envision a world without poverty
Yoksulluğun olmadığı bir dünya hayal ediyorum
temsil etmek
Sahnedebiri adına hareket etmek veya konuşmak
The lawyer represents the client
Avukat müvekkili temsil ediyor
simgelemek
bir şey için sembol veya işaret olmak
The dove represents peace
Güvercin barışı simgeler
temsil etmek
bir şeyi simgelemek veya ifade etmek
The red color represents danger
Kırmızı renk tehlikeyi temsil eder
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
sarmak
Sahnedebir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
girmek
bir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
girmek
bir durumun veya ortamın içinde yer almaya başlamak
She got into a difficult situation
Zor bir duruma girdi
etkilemek
birini belirli bir şekilde davranmaya yöneltmek
His friends got into him to behave badly
Arkadaşları onu kötü davranmaya yöneltti
zemin
Sahnedebir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
gazlamak
bir aracın pedalına sonuna kadar basmak
He decided to floor it on the highway
Otoyolda gaza sonuna kadar basmaya karar verdi
zemin
bir odanın üzerinde yürüdüğünüz alt kısmı
Please clean the floor
Lütfen zemini temizle
caz
Sahnedegüçlü ritimleri ve doğaçlamaları olan bir müzik türü
I love listening to jazz
Caz dinlemeyi seviyorum
heyecanlandırmak
birini çok hevesli veya coşkulu hissettirmek
The news really jazzed him up
Haber onu gerçekten heyecanlandırdı
caz
doğaçlama ve ritim içeren bir müzik türü
He likes listening to jazz music
Caz müziği dinlemeyi sever
caz
doğaçlama içeren bir müzik türü
I enjoy listening to jazz
Caz dinlemekten keyif alıyorum
şok
Sahnedeani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
elektrik çarpması
vücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
şok
vücudun ani ve tehlikeli tepki göstermesi durumu
The patient went into shock after the medicine
Hasta ilacı aldıktan sonra şoka girdi
şok
cihazlarda veya makinelerde bulunan bir seçenek
Press the shock button to start
Başlatmak için şok düğmesine basın
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
dosyalama
Sahnedebelgeleri düzenli bir şekilde yerleştirme eylemi
I am busy with the filing of these papers
Bu kağıtların dosyalanmasıyla meşgulüm
dosyalama
belgeleri düzenli bir şekilde yerleştirme
She is filing the documents
Belgeleri dosyalıyor
dosya
düzenlenmek üzere saklanan belgeler
She organized the filing
O dosyaları düzenledi
törpüleme
bir yüzeyi pürüzsüz hale getirme işlemi
She is filing her nails
Tırnaklarını törpülüyor
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
Sahnedemantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
başlangıç
Sahnedeana yemekten önce servis edilen küçük yemek
We ordered a shrimp appetizer
Karides başlangıç sipariş ettik
görsel
Sahnedegörme ile ilgili
He is a visual learner
O, görsel bir öğrencidir
görsel
gözle görülebilen şey
The teacher used visual aids
Öğretmen görsel materyaller kullandı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
yeni
Sahnedeyeni yapılmış veya eski olmayan
I need a fresh start
Yeni bir başlangıca ihtiyacım var
taze
yeni ve en son edinilen bilgi
I got fresh news about the event
Etkinlikle ilgili taze haberler aldım
küstah
kaba veya saygısız bir şekilde cüretkar olma
Don't be fresh with me
Bana karşı küstah olma
acemi
belirli bir işte veya durumda deneyimi az olan
He is fresh to this job
O bu işte acemi
üzgün
Sahnedemutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
miktarlar
Sahnedebir şeyin miktarı veya sayısı
They need large quantities of water
Büyük miktarlarda suya ihtiyaçları var
holstein ineği
Sahnedesiyah beyaz renkli süt ineği cinsi
Farmers raise holstein cows for milk
Çiftçiler süt için holstein ineği yetiştirir
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
tente
Sahnedebinaların önünde güneşten veya yağmurdan korunmayı sağlayan örtü
He sat under the shop's awning
Dükkanın tentesinin altında oturdu
gölgelik
güneşten korunmak için kullanılan çadır benzeri yapı
We set up an awning at the beach
Sahilde bir gölgelik kurduk
diyalog
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
They had a long dialogue about the problem
Sorun hakkında uzun bir diyalog kurdular
diyalog
karşılıklı yapılan konuşma
We had a productive dialogue
Verimli bir diyalog kurduk
tire ile birleştirmek
Sahnedekelimeleri tire işareti ile bağlamak
Please hyphenate the compound words
Lütfen birleşik kelimeleri tire ile birleştirin
pek çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have lots of friends
Pek çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
I visit her lots
Onu sık sık ziyaret ederim
kura
bir şeyi şans eseri belirleme yöntemi
We decided by drawing lots
Kura çekerek karar verdik
grup
insanların oluşturduğu topluluk
I saw lots of people
Birçok insan gördüm
pek çok
bir şeyin büyük bir miktarı
I have lots of friends
Pek çok arkadaşım var
bağırmak
Sahnedesesi yüksek çıkarmak
The child cries for help
Çocuk yardım için bağırıyor
ağlamak
gözden yaş akıtmak
The baby cries when hungry
Bebek acıkınca ağlar
tehlikeye atmak
Sahnedebir şeyi daha zayıf veya daha az etkili hale getirmek
This mistake could compromise the security
Bu hata güvenliği tehlikeye atabilir
uzlaşmak
her iki tarafın da bazı ödünler vererek anlaşmaya varması
We need to compromise to solve the problem
Sorunu çözmek için uzlaşmamız gerekiyor
uzlaşma
tarafların karşılıklı fedakarlıkta bulunduğu anlaşma
We reached a compromise
Bir uzlaşmaya vardık
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
çok istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
ölmek
Sahnedeyaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
hastane
hasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
keçi
Sahnedeboynuzları ve sakalı olan bir çiftlik hayvanı
The goat is eating grass
Keçi ot yiyor
gelmiş geçmiş en iyi
tüm zamanların en başarılı kişisi
Michael Jordan is the GOAT
Michael Jordan gelmiş geçmiş en iyi oyuncudur
uğramak
Sahnedebir yeri ziyaret etmek
Come over to my place later
Daha sonra bize uğra
aniden hissetmek
ani bir fiziksel veya duygusal durum yaşamak
I came over faint in the heat
Sıcaktan aniden başım döndü
gibi görünmek
başkalarına belirli bir izlenim vermek
She comes over as a very kind person
Çok kibar biri gibi görünüyor
uğramak
birini evinde ziyaret etmek
Please come over to my house tonight
Lütfen bu akşam evime uğra
arkasında
Sahnedebir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasında
bir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
şirin ve eski
Sahnedeçekici bir şekilde eski moda veya alışılmadık
The village is very quaint
Köy çok şirin ve eski
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
çıkarmak
Sahnedebir kişiden veya nesneden bir şeyi uzaklaştırmak
Please take it off
Lütfen onu çıkar
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
aile
Sahnedeaile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
insanlar
bir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
müsait
Sahnedekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
müsait
kullanıma hazır veya ulaşılabilir olan
This seat is available
Bu koltuk müsait
hiçbir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya konum bulunmayan durum
I have nowhere to go tonight
Bu gece gidecek hiçbir yerim yok
hiçbir yer
hiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
plastik
Sahnedeşekillendirilebilen sentetik bir malzeme
This bottle is made of plastic
Bu şişe plastikten yapılmıştır
plastik
kimyasal maddelerden üretilen hafif ve dayanıklı malzeme
Plastic bottles are bad for the environment
Plastik şişeler çevre için kötüdür
rockabilly
Sahnederock ve country tarzlarını karıştıran bir müzik türü
They enjoy listening to rockabilly music
Rockabilly müzik dinlemekten hoşlanırlar
skorbüt
SahnedeC vitamini eksikliğinden kaynaklanan bir hastalık
Sailors often suffered from scurvy
Denizciler eskiden skorbüt hastalığına yakalanırdı
çeşitli
Sahnedefarklı türlerden oluşan
He has assorted tools in his bag
Çantasında çeşitli aletler var
kaybetmek
Sahnedebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
uydurmak
Sahnedebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
barışmak
tartışmadan sonra tekrar arkadaş olmak
They finally made up
Sonunda barıştılar
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
uydurmak
bir hikaye veya bahane yaratmak
He had to make up an excuse
Bir bahane uydurmak zorundaydı
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
kendiliğindenlik
Sahnedeplan yapmadan hareket etme özelliği
We admire her spontaneity
Onun kendiliğindenliğine hayranız
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
boğma
Sahnedebirinin boğazını sıkarak nefesini kesip öldürme eylemi
Strangling is a very violent act
Boğma çok şiddetli bir eylemdir
biyolog
Sahnedecanlıları inceleyen bilim insanı
She is a biologist
O bir biyologdur
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
kadın oy hakkı savunucusu
Sahnedekadınların oy kullanma hakkını elde etmesi için mücadele eden kadın
The suffragettes campaigned for women to be allowed to vote
Kadın oy hakkı savunucuları kadınların oy kullanabilmesi için kampanya yürüttüler
şekerli
Sahnedeçok miktarda şeker içeren
This tea is too sugary
Bu çay çok şekerli
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
düşünme
Sahnededikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
odaklanmak
Sahnededikkati veya çabayı belirli bir şey ya da etkinlik üzerinde toplamak
Focus on your studies
Derslerine odaklan
odaklanmak
bir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
odaklanmak
bir konuya zihnini vermek
Focus on the road while driving
Araba sürerken yola odaklan
dikkatini vermek
bir şeyle yakından ilgilenmek
You should focus on the important details
Önemli detaylara dikkatini vermelisin
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
akşam yemeği
Sahnedegünün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum