

Gossip Girl — 1. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
604 kelime
Seviye
gündem
Sahnedeyapılacak veya tartışılacak şeyler listesi
What is on the agenda for today
Bugünün gündeminde ne var
yüzme takımı
Sahnedeyüzerken antrenman yapan ve yarışan sporcu grubu
I am on the swim team
Yüzme takımındayım
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
tulum
Sahnedevücudun üst ve alt kısmını tek bir parçada kaplayan kıyafet
She wore a stylish one piece for the party
Partiye şık bir tulum giydi
mayo
yüzerken giyilen tek parça kıyafet
She bought a new one piece for the beach
Plaj için yeni bir mayo aldı
sağ salim
zarar görmemiş veya incinmemiş
He arrived home in one piece
Eve sağ salim ulaştı
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
teke tek
Sahnededoğrudan iki kişi arasında olan
They had a one on one talk
Teke tek bir konuşma yaptılar
birebir
sadece iki kişi arasındaki etkileşim
We had a one on one meeting
Birebir bir toplantı yaptık
bire bir
iki kişi arasında yapılan doğrudan görüşme
We had a one on one meeting
Bire bir bir toplantı yaptık
birebir
iki kişi arasında doğrudan
They had a one-on-one talk
Birebir bir görüşme yaptılar
bakış açısı
Sahnedebir duruma bakış tarzı
Try a different angle
Farklı bir bakış açısı dene
açı
iki doğrunun kesiştiği noktadaki açıklık
This is a right angle
Bu bir dik açıdır
eğmek
bir şeyi belli bir yöne doğru yatırmak
Please angle the camera down
Lütfen kamerayı aşağı doğru eğin
kurnazca çabalamak
bir şeyi dolaylı veya akıllıca yollarla elde etmeye çalışmak
He is angling for a promotion
Terfi almak için kurnazca çabalıyor
erişim
Sahnedebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
erişmek
bir yere veya sisteme girmek
You can access the files here
Dosyalara buradan erişebilirsin
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
Sahnedebir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid heavy traffic
Yoğun trafikten kaçınmaya çalışıyorum
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
aldatmak
Sahnederomantik bir ilişkide sadakatsiz davranmak
He cheated on his wife
Karısını aldattı
aldatmak
ilişkide olduğu kişiye sadakatsizlik etmek
He cheated on his wife
Karısını aldattı
aldatmak
ilişkisi varken başkasıyla romantik veya cinsel ilişki yaşamak
He cheated on his girlfriend
Kız arkadaşını aldattı
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
sıradan insan
Sahnedetipik veya ortalama bir kişi
He is just an everyman
O sadece sıradan bir insan
kalmak
Sahnedebir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
yakından izlemek
birini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
devam etmek
bir eylemi yapmayı sürdürmek
Please stay on the current task
Lütfen mevcut görevine devam et
devam etmek
bir şeyi kullanmaya veya almaya sürdürmek
You should stay on this medicine for a week
Bu ilaca bir hafta boyunca devam etmelisin
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
ne olursa olsun
Sahnededurum ne olursa olsun
I will help you no matter what
Ne olursa olsun sana yardım edeceğim
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
film müziği
Sahnedebir film veya dizi için bestelenmiş müzik
I love the soundtrack of this movie
Bu filmin müziklerini seviyorum
atılma
Sahnedebirinin bir yerden zorla çıkarılması eylemi
He faced expulsion from school for bad behavior
Davranışları yüzünden okuldan atılma ile karşı karşıya kaldı
dışında tutmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
mülakat
Sahnedesoru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
mülakat yapmak
resmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
mülakat
birine soru sormak için yapılan toplantı
I have a job interview tomorrow
Yarın iş mülakatım var
sanat
Sahnederesim veya müzik gibi yaratıcı etkinlikler
She loves the arts
O sanatı sever
büyücülük
doğaüstü güçlerin kullanılması
They practiced the dark arts
Karanlık büyüleri uyguladılar
sanat
özel yetenekler veya beceriler
She has many arts
Onun birçok sanatı var
dedikodu
Sahnedebaşkalarının özel hayatı hakkında konuşma
I don't like gossip
Dedikodudan hoşlanmam
dedikodu yapmak
başkaları hakkında özel bilgiler paylaşmak
They love to gossip
Dedikodu yapmayı severler
dedikodu
başkalarının özel hayatları hakkında yapılan gayriresmi konuşma
They love sharing gossip
Dedikodu yapmayı severler
dedikoducu
başkaları hakkında özel bilgileri paylaşmayı seven kişi
He is such a gossip
O çok dedikoducu biri
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
hapı yutmuş
Sahnedeçıkış yolu olmayan çok kötü bir durumda olmak
If I lose my keys, I'm screwed
Anahtarlarımı kaybedersem hapı yuttum
kazıklanmış
haksızlığa uğramış veya kandırılmış
He felt screwed by the company
Şirket tarafından kazıklandığını hissetti
bozuk
hasar görmüş veya çalışmayan
My phone is completely screwed
Telefonum tamamen bozuk
batırmak
bir işi yanlış yaparak mahvetmek
I really screwed up the presentation
Sunumu gerçekten batırdım
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
yürürlüğe giren
Sahnedeçalışmaya veya kullanılmaya başlayan
The rule is effective from tomorrow
Kural yarından itibaren yürürlüğe giriyor
etkili
istenen sonucu veren
This is an effective method
Bu etkili bir yöntem
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
yerel
Sahnedebelirli bir bölge veya topluluk ile ilgili olan
We buy our food from a local market
Yiyeceklerimizi yerel bir pazardan alıyoruz
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kişi
The locals are very friendly here
Buradaki yerliler çok cana yakın
yerel mekan
belirli bir amaç için kullanılan bina veya alan
He met his friends at his local
Arkadaşlarıyla yerel mekanında buluştu
utanç verici
Sahnedekabul edilen davranış biçimlerine aykırı ve şok edici
His behavior was scandalous
Onun davranışı utanç vericiydi
utanç verici
kamuoyunda öfke veya ahlaki şok yaratan
It was a scandalous decision
Bu utanç verici bir karardı
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
Sahnedemiktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
o zamandan beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar sürekli olarak
I have lived here ever since
O zamandan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar
I have lived here ever since
Buraya taşındığımdan beri burada yaşıyorum
o günden beri
geçmişteki belirli bir zamandan itibaren
She has been happy ever since
O günden beri çok mutlu
müsait
Sahnedekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
müsait
kullanıma hazır veya ulaşılabilir olan
This seat is available
Bu koltuk müsait
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
Bana inan
Sahnedebirinin söylediklerine güvenmesini istemek
Believe me, it is true
Bana inan, bu doğru
inan bana
birinden söylediklerinize güvenmesini istemek
Believe me I did not lie
İnan bana yalan söylemedim
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
Sahnedeyaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
minimum
Sahnedemiktar veya derece bakımından çok az olan
The damage was minimal
Hasar minimum düzeydeydi
asgari
miktar veya derece olarak çok az olan
The damage was minimal
Hasar asgari düzeydeydi
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
otel
Sahnedeseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
otel
seyahat edenlerin kaldığı yer
The hotel is near the beach
Otel plajın yakınında
otel
gezginlerin kalabileceği ve uyuyabileceği yer
We stayed at a small hotel
Küçük bir otelde kaldık
yaşasın
Sahnedemutluluk veya heyecan belirten bir ünlem
Yay! We won the game!
Yaşasın! Oyunu kazandık!
yaşasın
heyecan veya mutluluğu göstermek için kullanılan bir söz
Yay we won the game
Yaşasın maçı kazandık
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
en iyi ihtimalle
Sahnedeen olumlu bakış açısıyla
It will take two hours at best
En iyi ihtimalle iki saat sürer
en iyi ihtimalle
bir şeyin olabileceği en iyi durumun bile çok iyi olmadığını belirtmek için kullanılır
The movie was boring at best
Film en iyi ihtimalle sıkıcıydı
en iyi ihtimalle
en iyi durumda bile çok iyi olmayan
The movie was at best okay
Film en iyi ihtimalle idare ederdi
en iyi durumda
gerçekleşebilecek en olumlu senaryoda
We will arrive at best by noon
En iyi durumda öğlene kadar varırız
bluz
Sahnedeüst vücut için giyilen kıyafet
She wore a white blouse
Beyaz bir bluz giydi
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
kıyamamak
Sahnedebirini incitecek bir şeyi yapamayacak kadar şefkatli olmak
I did not have the heart to fire him
Onu işten çıkarmaya kıyamadım
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
makale
okul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
kağıt
üzerine yazı yazılan ince malzeme
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
durum
Sahnedebelirli bir zaman veya olay
It was a special occasion
Bu özel bir durumdu
neden olmak
bir şeyin gerçekleşmesine sebep olmak
His comments occasioned much debate
Yorumları çok tartışmaya neden oldu
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçmek
bir gruptan bir şeyi tercih etmek
Choose your favorite color
En sevdiğin rengi seç
seçmek
bir karar vererek tercihini yapmak
You must choose a path
Bir yol seçmelisin
seçilmiş
bir grup arasından özenle ayrılmış
This is the chosen one
Bu seçilmiş olandır
son kez
Sahnedediğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
Sahnedeşu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
bahsetmek
Sahnedebir kişi veya şey hakkında konuşmak veya tanımlamak
Please do not refer to that event again
Lütfen o olaydan bir daha bahsetme
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He referred to the book during the lecture
Ders sırasında kitaptan bahsetti
yönlendirmek
birini yardım veya karar için başka bir yere veya kişiye göndermek
My doctor will refer me to a specialist
Doktorum beni bir uzmana yönlendirecek
başlatmak
Sahnedebir şeyi başlatmak
They decided to initiate the plan
Planı başlatmaya karar verdiler
yeni başlayan
bir gruba veya etkinliğe yeni katılmış kimse
He is an initiate of the group
O grubun yeni katılan bir üyesidir
başlatmak
bir işin başlangıcını yapmak
We will initiate the project today
Projeyi bugün başlatacağız
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
zihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
tamamen
Sahnedebir şeyin son noktasına kadar veya bütünüyle
I read the book all the way to the end
Kitabı sonuna kadar okudum
cinsel ilişkiye girmek
cinsel birliktelik yaşamak için kullanılan nazik bir ifade
They decided to go all the way
Cinsel ilişkiye girmeye karar verdiler
tamamen
uzun bir mesafe
I walked all the way to the park
Parka kadar tüm yolu yürüdüm
tamamen
bir şeyin bütünü veya sonuna kadar olan kısmı
I read the book all the way to the end
Kitabı sonuna kadar okudum
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden dışarı gitmek
I need to step outside for a moment
Bir anlığına dışarı çıkmam gerekiyor
telefonu kapatmak
Sahnedetelefon konuşmasını bitirmek
He did not want to hang up
Telefonu kapatmak istemedi
asmak
bir şeyi duvara veya başka bir yüzeye iliştirmek
Hang up your coat
Ceketini as
takıntı
bir şey hakkındaki endişe veya zorluk hissi
He has a hang up about his age
Yaşıyla ilgili bir takıntısı var
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sona erdirmek
He decided to hang up his career
Kariyerini noktalamaya karar verdi
kafaya takmak
bir şeyi gereğinden fazla düşünmek veya ona odaklanmak
He is hung up on that small mistake
O küçük hatayı kafaya takıyor
kapatmak
telefon görüşmesini sonlandırmak
Please do not hang up the phone
Lütfen telefonu kapatma
üzmek
Sahnedebirini çok üzgün veya umutsuz hissettirmek
The news depressed him
Haber onu üzdü
depresyona sokmak
birini çok üzgün veya umutsuz hissettirmek
This news depresses me
Bu haber beni depresyona sokuyor
bastırmak
bir şeyi aşağı doğru itmek
Depress the button to start the machine
Makineyi başlatmak için düğmeye basın
cep telefonu
Sahnedearama yapmaya ve internete erişmeye yarayan taşınabilir cihaz
I lost my cell phone yesterday
Dün cep telefonumu kaybettim
telefon
uzaktaki kişilerle konuşmayı sağlayan araç
She answered the phone quickly
Telefona hızlıca cevap verdi
cep telefonu
yanınızda taşıyabileceğiniz küçük telefon
My cell phone is in my bag
Cep telefonum çantamda
cep telefonu
yanınızda taşıyabileceğiniz küçük bir telefon
I forgot my cell phone at home
Cep telefonumu evde unuttum
mobil telefon
yanınızda her yere götürebildiğiniz taşınabilir telefon
Many people use a mobile phone
Birçok insan mobil telefon kullanıyor
bağış yapmak
Sahnedeözellikle yardım amacıyla bir şeyi ücretsiz vermek
I want to donate some money
Biraz para bağışlamak istiyorum
bağışlamak
Sahnedekarşılık beklemeden bir kişiye veya kuruma para ya da eşya vermek
They donate money to the hospital
Hastaneye para bağışlıyorlar
dik durmak
Sahnedevücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
durumda olmak
belirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
avlu
Sahnedeetrafı duvarlarla çevrili açık alan
They sat in the courtyard
Avluda oturdular
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
eksiklik
Sahnedebir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
eksik olmak
gerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
eksiklik
bir şeyin yeterli miktarda bulunmaması
There is a lack of food
Yiyecek eksikliği var
debütant
Sahnedesosyeteye ilk kez tanıtılan genç kız
She was a debutante at the grand ball
Büyük baloda bir debütanttı
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
atışmak
Sahnedeönemsiz şeyler hakkında gürültülü bir şekilde tartışmak
They squabble over silly things
Önemsiz şeyler hakkında atışıyorlar
didişme
gürültülü ama önemsiz bir kavga
The siblings had a small squabble
Kardeşler arasında küçük bir didişme yaşandı
atışmak
önemsiz bir konu hakkında gürültülü bir şekilde tartışmak
They always squabble over who sits in the front seat
Ön koltukta kimin oturacağı konusunda hep atışırlar
didişmek
önemsiz bir konuda tartışmak veya kavga etmek
The children often squabble over toys
Çocuklar oyuncaklar yüzünden sık sık didişirler
kapanmak
tamamen kapanmak veya örtülmek
The shops close up early
Dükkanlar erken kapanır
yakın çekim
çok yakından görülen veya incelenen görüntü
The photographer took a close up of the insect
Fotoğrafçı böceğin yakın çekimini yaptı
yakın çekim
bir nesnenin çok yakınından çekilmiş fotoğraf veya görüntü
The photographer took a close up of the flower
Fotoğrafçı çiçeğin yakın çekimini yaptı
yakın çekim
çok yakından alınan fotoğraf
This close-up shows every detail of the insect
Bu yakın çekim böceğin her detayını gösteriyor
yaklaşmak
birine veya bir şeye yakın bir konuma gelmek
Please close up so you can hear better
Lütfen daha iyi duymak için yaklaşın
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
korkutmak
birini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
burada
Sahnedekonuşmacının bulunduğu yer
Come up here and sit with me
Benimle buraya gel ve otur
burada
konuşmacıya yakın olan bu yer
It is very quiet up here
Burası çok sessiz
kaçmak
Sahnedebir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaşmak
tatil veya ortam değişikliği için başka bir yere gitmek
I need to get away for a few days
Birkaç günlüğüne uzaklaşmaya ihtiyacım var
kaçmak
bir yerden veya durumdan kurtulup uzaklaşmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
kısırlaştırmak
Sahnededişi bir hayvanın yumurtalıklarını almak
I need to spay my cat
Kedimi kısırlaştırmam gerekiyor