

Gossip Girl — 1. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
524 kelime
Seviye
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
araç
Sahnedebir şeyi yapma yolu
The bus is a means of transport
Otobüs bir ulaşım aracıdır
anlamına gelmek
bir şeyi ifade etmek
This sign means stop
Bu işaret dur anlamına gelir
kastetmek
bir şeyi ifade etmek veya ne olduğunu belirtmek
He means to help you with the project
O sana projede yardım etmeyi kastediyor
varlık
kişinin sahip olduğu para veya kaynaklar
He lives beyond his means
O varlığının üzerinde yaşıyor
varlık
bir şeyi yapmaya yarayan maddi imkanlar veya para
He lives beyond his means
O imkanlarının üzerinde yaşıyor
anlamına gelmek
belirli bir ifadeyi veya durumu belirtmek
This word means happiness
Bu kelime mutluluk anlamına geliyor
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
yani
Sahnedekonuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
anlamına gelmek
belirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
konuşmak
Sahnedebirisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
azarlamak
birisinin kötü davranışı veya hatası hakkında ciddi şekilde konuşmak
The teacher had to speak to the student
Öğretmen öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
konuşmak
biriyle sohbet etmek veya iletişim kurmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to speak to him
Onunla konuşmam gerekiyor
görüşmek
biriyle karşılıklı sohbet etmek
I want to speak to the manager
Müdürle görüşmek istiyorum
konuşmak
birine söz söylemek
I need to speak to him
Onunla konuşmam gerek
özdenetim
Sahnededuyguları veya davranışları kontrol etme becerisi
He showed great restraint during the argument
Tartışma sırasında büyük bir özdenetim gösterdi
kısıtlayıcı
hareketi sınırlamak için kullanılan araç
The safety restraint held him in place
Güvenlik kısıtlayıcısı onu yerinde tuttu
kısıtlama
bir şeyi yapmanızı engelleyen şey
There are no restraints on her power
Gücü üzerinde hiçbir kısıtlama yok
şişlik
Sahnedebir yüzeydeki küçük kabarık alan
He has a bump on his head
Başında bir şişlik var
yerinden etmek
birini bulunduğu konumdan çıkarmak veya değiştirmek
I was bumped from the flight
Uçuştan çıkarıldım
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişkiye girmek
They bumped
Cinsel ilişkiye girdiler
çarpmak
bir şeye vurmak veya çarpmak
I bumped into the table
Masaya çarptım
yerinden etmek
birini bulunduğu pozisyondan çıkarmak
They bumped me from the flight
Havayolu beni uçuştan çıkardı
artış
miktarda veya seviyede ani yükseliş
We need a salary bump
Maaş artışına ihtiyacımız var
tok ses
müzikte derin ve ağır bas sesi
I can hear the bass bump
Basın tok sesini duyabiliyorum
çıkarmak
birini bulunduğu yerden uzaklaştırmak
They bumped him from the team
Onu takımdan çıkardılar
sevişmek
Sahnedecinsel birliktelik yaşamak
They did the nasty last night
Dün gece seviştiler
elbette
Sahnedebir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
sözüm
Sahnedeciddi bir taahhüt
You have my word that I will be there
Orada olacağıma dair söz veriyorum
Aman Tanrım
şaşkınlık veya vurgu belirtmek için kullanılan ünlem
My word, it is huge
Aman Tanrım, bu kocaman
ifadem
birinin dile getirdiği söz
You should trust my word
İfademe güvenmelisin
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
tehlikeli bir şekilde
Sahnedetehlikeye yol açacak biçimde
He was driving dangerously
Tehlikeli bir şekilde araba sürüyordu
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
yaygın
Sahnededenetimsiz bir şekilde hızla yayılan
Corruption is rampant in the city
Şehirde yolsuzluk yaygın
meydan okuma
Sahnedecesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
bir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
ihanet etmek
Sahnedegüvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ele vermek
isteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
ihanet etmek
dürüst davranmayarak birine zarar vermek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
Yedek plan
Sahnedeolası bir aksiliğe karşı hazırlanan plan
We have a contingency plan for potential risks
Olası riskler için bir yedek planımız var
memnun
Sahnedemutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
memnun
memnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
takdir
Sahnedebirinin başarısı için gösterilen saygı veya onay
You deserve props for your hard work
Çok çalışmandan dolayı takdiri hak ediyorsun
sahne aksesuarları
bir performansta kullanılan eşyalar
He forgot his props on the stage
Aksesuarlarını sahnede unuttu
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
önermek
Sahnedebir fikir veya plan sunmak
I propose a new plan
Yeni bir plan öneriyorum
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He proposed to her last night
Dün gece ona evlenme teklif etti
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He decided to propose
Evlenme teklif etmeye karar verdi
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
her ne kadar
bir durumun olmasına karşın
Even though he was tired he worked
Her ne kadar yorgun olsa da çalıştı
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
kulaklık
Sahnedesesi duymak için kulaklara takılan cihaz
I bought new headphones
Yeni bir kulaklık aldım
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
canı istemek
Sahnedebir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
isteyip canı çekmek
bir şeyi yapma arzusu duymak
I feel like eating pizza
Canım pizza yemek istiyor
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
araç
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan şey
The car is a common vehicle
Araba yaygın bir araçtır
yetenekli
Sahnededoğal bir yeteneği veya becerisi olan
He is a talented musician
O yetenekli bir müzisyen
iki yüzlü
Sahnedesöyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmayan kişi
He is such a hypocrite
O çok iki yüzlü biri
uymak
Sahnedebirinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
Sahnedebir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
mahalle
Sahnedebir kasaba veya şehirdeki bölge veya topluluk
I live in a quiet neighborhood
Sessiz bir mahallede yaşıyorum
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
giymek
Sahnedeüzerine kıyafet geçirmek
I am putting on my jacket
Ceketimi giyiyorum
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
tür
Sahnedebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
skandal
Sahnedehalk arasında utanç yaratan veya itibar zedeleyen olay
The politician was involved in a huge scandal
Politikacı büyük bir skandala karıştı
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
dayanmak
Sahnedeyardım veya destek için birine güvenmek
I had no one to lean on
Dayanacak kimsem yoktu
destek almak
zor bir durumda birinden yardım istemek
You can lean on your family during hard times
Zor zamanlarda ailenden destek alabilirsin
baskı yapmak
birine tehdit veya etki kullanarak bir şey yaptırmaya çalışmak
They are leaning on him to sign the contract
Sözleşmeyi imzalaması için ona baskı yapıyorlar
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
hakaret etmek
Sahnedebirine kaba bir şey söylemek veya yapmak
Don't insult me
Bana hakaret etme
hakaret
birine karşı söylenen kırıcı söz
That comment was a terrible insult
O yorum korkunç bir hakaretti
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
yakmak
Sahnedeateşe vermek
She lit the candle
Mumu yaktı
edebiyat
Sahnederoman ve şiir gibi yazılı eserler
I am taking a class on American lit
Amerikan edebiyatı üzerine bir ders alıyorum
sarhoş
alkolün etkisi altında olan
He got lit at the party
Partide sarhoş oldu
hızla ayrılmak
bir yerden aceleyle uzaklaşmak
He lit out of there
Oradan hızla ayrıldı
aydınlanmış
ışık ile parlak hale getirilmiş
The room was lit by lamps
Oda lambalarla aydınlatılmıştı
yaktı
bir şeyi ateşleyerek tutuşturdu
He lit the campfire last night
O kamp ateşini dün gece yaktı
dahi
Sahnedeolağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
dâhilik
üstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
daha önce
Sahnedeşimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
daha önce
daha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
tecrübe
Sahnedebir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
tamamlamak
Sahnedezor bir işi bitirmek veya zor bir dönemi atlatmak
I need to get through my homework
Ödevimi tamamlamam gerekiyor
geçmek
bir taraftan diğer tarafa başarıyla geçmek
The car could not get through the narrow street
Araba dar sokaktan geçemedi
ulaşmak
birine telefonla veya iletişim yoluyla erişmeyi başarmak
I could not get through to him
Ona ulaşamadım
bitirmek
zor bir işi tamamlamak veya halletmek
I have to get through my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
başarmak
zor bir şeyi yapmayı veya tamamlamayı becermek
She got through the difficult exam
Zor sınavı başardı
atlatmak
güç bir durumun üstesinden gelmek
We will get through this hard time
Bu zor zamanı atlatacağız
heyecanlandırmak
Sahnedebirini çok mutlu veya heyecanlı hissettirmek
The news thrilled her
Haber onu heyecanlandırdı
heyecan
mutluluk veya heyecanın verdiği güçlü duygu
I love the thrill of speed
Hızın verdiği heyecanı seviyorum
eğitmek
Sahnedebirine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
tren
Sahnederaylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
antrenman yapmak
kondisyonu veya yeteneği geliştirmek için fiziksel çalışma yapmak
Athletes train every day
Sporcular her gün antrenman yapar
eğitmek
birine bir beceriyi yapmayı öğretmek
They train dogs to help people
İnsanlara yardım etmeleri için köpekleri eğitirler
biraz
Sahnedeküçük bir derecede
The movie was somewhat boring
Film biraz sıkıcıydı
biraz
bir dereceye kadar
It is somewhat cold outside
Dışarısı biraz soğuk
biraz
az bir ölçüde
I am somewhat tired
Biraz yorgunum
saklamak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
She kept the book
Kitabı sakladı
tutmak
bir şeyi belirli bir yerde bulundurmak
I kept the keys in my pocket
Anahtarları cebimde tuttum
devam etti
bir eylemi sürekli olarak yapmak
He kept waiting for the bus
O otobüsü beklemeye devam etti
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
hassas
Sahnedekolayca kırılabilen veya zarar görebilen
The glass vase is very delicate
Cam vazo çok hassastır
hassas
dikkat ve özen gerektiren
This is a delicate situation
Bu hassas bir durum
hassas
dikkatle ele alınması gereken
Please handle this delicate vase with care
Lütfen bu hassas vazoyu dikkatle tut
geri dönmek
Sahnedebir yere tekrar gelmek
I will be back soon
Yakında geri döneceğim
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
saygısızlık etmek
Sahnedebirine kaba davranmak
Do not disrespect your teachers
Öğretmenlerine saygısızlık etme
saygısızlık
nezaketten uzak davranmak
Showing disrespect to teachers is wrong
Öğretmenlere saygısızlık etmek yanlıştır
büyükten kalan kıyafetler
Sahnedebirinden diğerine devredilen giysiler
I grew up wearing hand me downs
Büyükten kalan kıyafetleri giyerek büyüdüm
ikinci el kıyafetler
birinden diğerine geçen kullanılmış giysiler
She wore her sister's hand me downs
O ablasından kalan kıyafetleri giydi
stres
Sahnedezor durumların neden olduğu endişe veya zihinsel gerginlik
High stress affects your health
Yüksek stres sağlığınızı etkiler
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres yaratmak
birini kaygılı veya endişeli hale getirmek
This project stresses me
Bu proje bende stres yaratıyor
biriyle yatmak
Sahnedebirisiyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with her
Onunla yattı
aynı yatağı paylaşmak
Sahnedebaşka bir kişiyle aynı yatakta uyumak
She sleeps with her brother
O erkek kardeşiyle aynı yatağı paylaşıyor
cinsel ilişkiye girmek
biriyle cinsel birleşme yaşamak
They slept with each other
Birbirleriyle cinsel ilişkiye girdiler
aynı yatakta yatmak
biriyle aynı yatakta uyumak
I slept with my baby
Bebeğimle aynı yatakta yattım
hoşça kal
Sahnedebirinden ayrılırken kullanılan sözler
Good bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
hoşça kal
vedalaşırken söylenen dostça ifade
Please say good bye to your friend
Lütfen arkadaşına hoşça kal de
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
kıl payı
Sahnedebir kazanın veya felaketin olmaya çok yaklaştığı durum
That was a close call
Kıl payı kurtulduk
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
oyun bitti
Sahnedebir şeyin sona erdiği an
It is game over for him
Onun için oyun bitti
tavan arası
Sahnedeçatının altındaki üst oda veya alan
We store old boxes in the loft
Eski kutuları tavan arasında saklıyoruz
bozulmamış
Sahnededokunulmamış veya değiştirilmemiş
The snow remained untouched
Kar bozulmamış halde kaldı
el değmemiş
insanlar tarafından değiştirilmemiş veya zarar görmemiş
This forest is completely untouched
Bu orman tamamen el değmemiş durumda
müşteri
Sahnedebir hizmet için ödeme yapan kişi
The lawyer met with his client
Avukat müşterisiyle buluştu