

How I Met Your Mother — 1. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
491 kelime
Seviye
kanepe
Sahnedebirden fazla kişinin oturabileceği uzun ve yumuşak koltuk
The sofa is very comfortable
Kanepe çok rahat
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
daha sonra
şu andan sonraki bir zamanda
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
eşyalar
Sahnedekişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
kanun
Sahnedehükümet tarafından konulan kural
You must obey the law
Kanunlara uymalısın
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
uğramak
Sahnedekısa süreliğine birini ziyaret etmek
I will stop by later
Daha sonra uğrayacağım
tartışma
Sahnedeinsanların farklı görüşlere sahip olduğu bir konuşma
They had a loud argument
Şiddetli bir tartışma yaşadılar
sav veya argüman
bir fikri desteklemek için sunulan nedenler bütünü
His argument was very convincing
Onun savı çok ikna ediciydi
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
nişanlı
Sahnedeevlenmek için sözleşmiş kişi
He introduced his fiance to the family
Nişanlısını aileyle tanıştırdı
nişanlı
Sahnedeevleneceği kişi olan kadın
Her fiance is a doctor
Nişanlısı bir doktordur
benlik
Sahnedebirinin aslında olduğu kişi
He is trying to find his true self
O gerçek benliğini bulmaya çalışıyor
boyamak
Sahnedebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
boya
Sahnedeyüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
tamamen
Sahnedeeksiksiz bir şekilde veya kesin olarak
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
taşınmak
Sahnedeyeni bir evde veya dairede yaşamaya başlamak
They will move in tomorrow
Onlar yarın taşınacak
içeri girmek
bir yere grup halinde girmek
The team decided to move in
Takım içeri girmeye karar verdi
oturmaya hazır
hemen yerleşmeye veya kullanılmaya uygun olan
The house is move in ready
Ev oturmaya hazır
yerini değiştirmek
Sahnedeeşyaların yerini değiştirmek
I want to change around the furniture
Mobilyaların yerini değiştirmek istiyorum
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
savaş öncesi
Sahnedebir savaştan önce meydana gelen
They lived in a prewar building
Savaş öncesi dönemden kalma bir binada yaşıyorlardı
zevksiz
Sahnedeucuz ve kötü zevkli
That dress is a bit tacky
Bu elbise biraz zevksiz
zevksiz
kaba ve beğenilmeyen
That outfit looks tacky
O kıyafet çok zevksiz görünüyor
şifonyer
Sahnedekıyafetleri saklamak için çekmeceleri olan mobilya
Put your socks in the dresser
Çoraplarını şifonyere koy
giyinen kişi
belirli bir şekilde giyinen kişi
He is a neat dresser
O düzenli giyinen biridir
giydirici
birinin giyinmesine yardım etmekle görevli kişi
The actor called his dresser to help with his costume
Oyuncu kostümü için giydiricisini çağırdı
ruh eşi
Sahnedebir ilişki için mükemmel şekilde uygun olan kişi
He is my soul mate
O benim ruh eşim
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
sınıf
Sahnedebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
yabancı
Sahnedebaşka bir kültürden olduğu için bilinmeyen
This custom is foreign to me
Bu gelenek bana yabancı
yabancı
kendi ülkenizden olmayan
I like learning foreign languages
Yabancı dil öğrenmeyi seviyorum
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
yazı tura ile karar vermek
Sahnedebir şeyi yazı tura atarak belirlemek
Let's flip for it
Hadi yazı tura ile karar verelim
aşık olmak
birine veya bir şeye aniden güçlü bir sevgi duymaya başlamak
I really flipped for that car the moment I saw it
O arabayı gördüğüm an ona resmen aşık oldum
bayılmak
bir şeye karşı çok büyük bir coşku duymak
I flip for chocolate ice cream
Çikolatalı dondurmaya bayılırım
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sokak
Sahnedeşehir içindeki yol
We live on this street
Bu sokakta yaşıyoruz
sokak görmüş
hayat tecrübesi olan
He is street smart
O sokak görmüş biri
sokak
sokakla ilgili
This is street fashion
Bu sokak modası
evlenmek
Sahnedeevlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
evli
bir eşe sahip olma durumu
They are married
Onlar evli
çikolata
Sahnedekakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
çevrimiçi
Sahnedeinternete bağlı
I am online now
Şu an çevrimiçiyim
çevrimiçi
internet bağlantısı aktif ve kullanıma hazır durumda olan
He is online right now
O şu anda çevrimiçi
şok
Sahnedeani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
elektrik çarpması
vücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
şok
vücudun ani ve tehlikeli tepki göstermesi durumu
The patient went into shock after the medicine
Hasta ilacı aldıktan sonra şoka girdi
şok
cihazlarda veya makinelerde bulunan bir seçenek
Press the shock button to start
Başlatmak için şok düğmesine basın
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
kurnaz
Sahnededurumları iyi değerlendirip akıllıca kararlar verebilen
She is a shrewd businesswoman
O, kurnaz bir iş kadınıdır
tuvalet
Sahnedeinsan atıklarını boşaltmak için kullanılan tesisat
Please clean the toilet
Lütfen tuvaleti temizle
felaket
çok kötü veya başarısız bir durum
The project is a total toilet
Proje tam bir felaket
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
bölge
Sahnedebelirli bir sınırı olan toprak parçası veya alan
This is our territory
Burası bizim bölgemiz
toprak
bir grubun veya devletin kontrolü altındaki arazi
The soldiers defended their territory
Askerler topraklarını savundu
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
ikinci sınıf öğrencisi
Sahnedelise veya üniversitenin ikinci yılındaki öğrenci
He is a sophomore in college
O, üniversitede ikinci sınıf öğrencisi
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
inek
Sahnedesüt veya et için beslenen büyük bir hayvan
The cow gives milk
İnek süt verir
sindirmek
birini korkutarak boyun eğmesini sağlamak
He was cowed by his boss
Patronu tarafından sindirildi
hıçkırarak ağlamak
Sahnedeyüksek sesle ve kesik kesik nefes alarak ağlamak
She began to sob
Hıçkırarak ağlamaya başladı
adlandırmak
Sahnedebir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
doğru tahmin etmek
bir şeyi önceden isabetli şekilde bilmek
You called it when you said it would rain
Yağmur yağacağını söylediğinde doğru tahmin ettin
kardeş
Sahnedeyakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
birader
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
kardeş
erkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim
şekil
Sahnedebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
yazık
Sahnedebir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
profil
Sahnedebir kişinin özelliklerinin kısa tanımı
Please complete your profile
Lütfen profilinizi tamamlayın
profilini çıkarmak
birinin karakteristik özelliklerini kısaca açıklamak veya yazmak
The magazine profiled the local artist
Dergi yerel sanatçının profilini çıkardı
dilemek
Sahnedebirine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
dilemek
gerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
tebrikler
Sahnedebir başarıyı kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your new job
Yeni işin için tebrikler
lider
Sahnedebir grubu yöneten veya yönlendiren kişi
He is a great leader
O harika bir lider
uzman
belirli bir alanda otorite olarak kabul edilen kişi
She is a leader in medical research
O tıbbi araştırmalarda bir uzmandır
gözlük
Sahnedegörmek için kullanılan çerçeveli lensler
I wear glasses for reading
Okumak için gözlük takıyorum
cam kaplar
içecek koymaya yarayan şeffaf malzemeden yapılmış gereçler
These glasses are made of thick glass
Bu cam kaplar kalın camdan yapılmıştır
ev arkadaşı
Sahnededaireyi paylaştığınız kimse
I have a new housemate
Yeni bir ev arkadaşım var
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
yine de
Sahnedesöylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
saçma
Sahnedemantıksız veya aptalca
That is a crazy idea
Bu saçma bir fikir
çok düşkün
bir şeye veya birine çok ilgi duyan
I am crazy about this song
Bu şarkıya bayılıyorum
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
saf dışı bırakmak
Sahnedebirini bir pozisyondan veya gruptan uzaklaştırmak
He was edged out of the company
Şirketten saf dışı bırakıldı
avantaj
başkalarına göre sahip olunan küçük üstünlük
He has a slight edge over his rival
Rakibine karşı küçük bir avantajı var
kenar
bir alanın veya nesnenin en dış sınırı
Don't stand on the edge of the cliff
Uçurumun kenarında durma
gerginlik
sinirli veya huzursuz olma durumu
She has been on edge all day
Tüm gün boyunca gergindi
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar