

How I Met Your Mother — 1. Sezon Bölüm 21
Kelimeler ve anlamları
520 kelime
Seviye
tezahürat yapmak
Sahnededestek veya sevinçle bağırmak
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
neşelendirmek
birini daha mutlu hissettirmek
I tried to cheer her up
Onu neşelendirmeye çalıştım
şerefe
içki içmeden önce söylenen söz
They said cheers and drank
Şerefe dediler ve içtiler
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
fareler
Sahnedeuzun kuyruklu ve keskin dişli küçük hayvanlar
The mice are in the kitchen
Fareler mutfakta
kaslı
Sahnedegüçlü ve gelişmiş kaslara sahip olan
He has a muscular build
Kaslı bir vücut yapısına sahip
inlemek
Sahnedeacı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
inlemek
acı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
gıcırdamak
alçak ve gıcırtılı bir ses çıkarmak
The old door groaned
Eski kapı gıcırdadı
kırık
Sahnedesert bir şeydeki çatlak veya kırılma
He has a fracture in his arm
Kolunda bir kırık var
takılı kalmış
Sahnedebir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
iddia etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek veya hak sahipliğini öne sürmek
He claims that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
canına mal olmak
birinin ölümüne neden olmak
The earthquake claimed many lives
Deprem birçok cana mal oldu
boğmak
Sahnedebirine çok fazla iş yüklemek
Work swamped him
İş onu boğdu
bataklık
her zaman ıslak ve çamurlu olan arazi
The area is a swamp
Bu alan bir bataklıktır
başarmak
Sahnedebir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
daha sonra
şu andan sonraki bir zamanda
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
üniversite mezunu
Sahnedeüniversite eğitimini tamamlamış olan
Most of the applicants are college educated
Adayların çoğu üniversite mezunudur
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
servet
bir kişinin kazandığı ya da sahip olduğu mal varlığı
She has a lot of money
Çok parası var
şarküteri
Sahnedehazır yiyecekler ve sandviçler satan dükkan
I bought a sandwich at the deli
Şarküteriden bir sandviç aldım
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
bas
Sahnededüşük notalar çalan büyük telli bir çalgı
He plays the bass
Bas çalıyor
levrek
bir tür tatlı su balığı
He caught a big bass
Büyük bir levrek yakaladı
bas
müzikte derin ve pes olan ses
The bass in this song is strong
Bu şarkıdaki bas sesi çok güçlü
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
delik
Sahnedekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
boşluk
bir şey eksik olduğunda hissedilen üzüntü veya kayıp duygusu
He felt a hole in his heart after she left
O gittikten sonra kalbinde bir boşluk hissetti
hücre
insanların ceza olarak tutulduğu yer
They threw him in the hole
Onu hücreye attılar
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
Sahnedeutangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
tarih
Sahnedeayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
keçi
Sahnedeboynuzları ve sakalı olan bir çiftlik hayvanı
The goat is eating grass
Keçi ot yiyor
gelmiş geçmiş en iyi
tüm zamanların en başarılı kişisi
Michael Jordan is the GOAT
Michael Jordan gelmiş geçmiş en iyi oyuncudur
spor
Sahnedeeğlence veya yarışma için yapılan fiziksel aktivite veya oyun
Football is a popular sport
Futbol popüler bir spordur
taşımak
bir şeyi gururla sergilemek veya üzerinde taşımak
She is sporting a new haircut
Yeni bir saç kesimi var
eğlence
keyif almak için yapılan etkinlik
Fishing is a sport for him
Balık tutmak onun için bir eğlencedir
form
Sahnededoldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
şekil
Sahnedebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
göndermek
Sahnedebir şeyi birden fazla kişiye göndermek
The company will send out the invitations today
Şirket davetiyeleri bugün gönderecek
yaymak
bir kaynaktan dışarıya doğru gitmesini sağlamak
The heater sends out warmth
Isıtıcı sıcaklık yayıyor
garip hissettirmek
Sahnedebirine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
tuhaf
alışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
kör randevu
Sahnededaha önce birbirini görmemiş iki kişi arasındaki sosyal buluşma
I have a blind date tonight
Bu gece kör randevum var.
ayağa kalkmak
Sahnedeoturur veya yatar durumdayken ayaklanmak
I need to get up to reach the book
Kitaba ulaşmak için ayağa kalkmam gerekiyor
kılık
giyilen bir kıyafet takımı
She wore a funny get-up to the party
Partiye komik bir kılıkla geldi
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma ulaşmak
You need to get up to the second floor
İkinci kata çıkman gerekiyor
uyandırmak
birini uykudan kaldırmak
Please get the children up early
Lütfen çocukları erkenden uyandır
kalkıp gitmek
bir yerden uzaklaşmak
I have to get up and leave now
Şimdi kalkıp gitmem gerekiyor
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
hariç
Sahnedebir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
teşekkür etmek
Sahnedebirine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
kurtarmak
Sahnedebirini tehlikeden veya ölümden kurtarmak
The doctor saved his life
Doktor onun hayatını kurtardı
biriktirmek
gelecekte kullanmak için saklamak
I save money every month
Her ay para biriktiririm
kurtarmak
kötü bir durumun önüne geçmek
We saved the project
Projeyi kurtardık
korumak
bir şeyi zarar görmekten uzak tutmak
A fence saves the garden from animals
Bir çit bahçeyi hayvanlardan korur
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
kıkırdamak
Sahnedehafif ve tekrarlayan bir gülme sesi çıkarmak
The children started to giggle
Çocuklar kıkırdamaya başladı
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
ambulans
Sahnedehasta insanları hastaneye götüren araç
The ambulance arrived quickly
Ambulans hızlıca geldi
düz
Sahnedeeğrisiz ve seviyesi aynı olan yüzey
The table is flat
Masa düzdür
babet
Sahnedetopuğu olmayan veya çok az olan kadın ayakkabısı
She wears comfortable flats
O rahat babetler giyiyor
bemol
müzikte bir notayı yarım ses pesleştiren işaret
He played a B flat note on the piano
Piyanoda si bemol notasını çaldı
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
açık
Sahnedegörülmesi veya anlaşılması kolay
The answer is obvious
Cevap açık
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
Sahnedeönünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
boğazını temizlemek
dikkat çekmek için boğazından ses çıkarmak
He cleared his throat before speaking
Konuşmadan önce boğazını temizledi
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
tebaa
hükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
hatasız
Sahnedehiçbir hata içermeyen
The report is mistake free
Rapor hatasız
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
nişanlı
Sahnedeevlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
dahil etmek
birini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
ana fikir
Sahnedesavunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
an
Sahnedebir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
uç
keskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
en iyi arkadaş
Sahnedeen yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
harika
Sahnedeçok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
çok
büyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
bazen
Sahnedebazı zamanlar, her zaman değil
Sometimes I wake up early
Bazen erken uyanırım
çabucak hazırlamak
Sahnedebir şeyi hızlıca hazırlamak
I can whip up a quick snack
Çabucak bir atıştırmalık hazırlayabilirim
bip sesi
Sahnedekısa ve tiz bir ses
I heard a loud beep
Yüksek bir bip sesi duydum
çağrı göndermek
birinin çağrı cihazına veya telefonuna sinyal göndermek
He beeped me yesterday
Dün bana çağrı gönderdi
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
köpek
Sahnededört bacaklı yaygın bir evcil hayvan
I have a small dog
Küçük bir köpeğim var
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
derinlemesine dalmış
Sahnedebir şeye çok fazla karışmış veya dahil olmuş
He is knee deep in work
İşlere gömülmüş durumda
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önemli olmak
bir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
hayat
Sahnedecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
yaşam
kişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
rahatça ilerlemek
Sahnedepürüzsüz ve kolayca hareket etmek
The car cruised down the highway
Araba otoyolda rahatça ilerledi
gezintiye çıkmak
bir araçla keyif için gezmek
We cruised around the city
Şehirde gezintiye çıktık
gemi turu
keyif için gemiyle yapılan yolculuk
They went on a Caribbean cruise
Karayipler'e gemi turuna gittiler
yolcu gemisi
insanları veya yükleri taşımak için kullanılan büyük tekne
The cruise arrived at the port this morning
Yolcu gemisi bu sabah limana ulaştı
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
program
Sahnedeplanlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlamak
bir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
avare
Sahnedeyerleşik bir düzeni olmayan ve bir yerden bir yere gezen kişi
He lived as a drifter for many years
Yıllarca avare bir hayat yaşadı