

How I Met Your Mother — Season 2 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
514 kelime
Seviye
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
yön
Sahnedebir durumun özelliği
Every story has a bright side
Her hikayenin aydınlık bir yönü vardır
yan
bir nesnenin sol veya sağ kısmı
Stay by my side
Yanımda kal
garnitür
ana yemeğin yanında sunulan yiyecek
I ordered a side of fries
Yanına bir porsiyon patates kızartması söyledim
taraf
bir anlaşmazlıkta desteklenen görüş
Whose side are you on
Kimin tarafındasın
ılık
Sahnedeorta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırtmak
birini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
-e kadar
listedeki belirli bir şeye kadar olan her şeyi kapsayan
We planned everything down to the last detail
Her şeyi en son detaya kadar planladık
-a inmek
daha alçak bir yere veya bölgeye gitmek
He walked down to the beach
Sahile indi
düşürmek
bir şeyi belirli bir miktar veya seviyeye gelene kadar azaltmak
They cut the price down to five dollars
Fiyatı beş dolara düşürdüler
istekli olmak
bir şeyi yapmaya hazır ve hevesli olmak
Are you down to go to the cinema
Sinemaya gitmeye istekli misin
kadar
bir şeyin ulaştığı son nokta
The water was down to my knees
Su dizlerime kadar geliyordu
sorumluluğunda
birinin görevinde veya yetkisinde olmak
The final decision is down to the manager
Nihai karar yöneticinin sorumluluğunda
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
flört etmek
SahnedeRomantik amaçla biriyle vakit geçirmek
He is dating a new girl
Yeni bir kızla flört ediyor
tarihleme
Eski nesnelerin yaşını belirleme yöntemi
Carbon dating is used for fossils
Karbon tarihleme fosiller için kullanılır
randevulaşma
Romantik amaçla insanlarla tanışma etkinliği
Online dating is very popular now
Çevrimiçi randevulaşma artık çok popüler
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
deniz kabuğu
Sahnededeniz hayvanlarının sert dış kabuğu
I found a beautiful seashell
Güzel bir deniz kabuğu buldum
araba
Sahnededört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
araba
dört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
adet
Sahnedekadın vücudundan gerçekleşen aylık kanama
She is on her period
Adet döneminde
nokta
yazı sonunda kullanılan küçük yuvarlak işaret
Put a period at the end of the sentence
Cümlenin sonuna nokta koy
dönem
belirli bir zaman aralığı
This was a difficult period in my life
Bu hayatımdaki zor bir dönemdi
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
yok
Sahnedeartık burada olmayan veya ölmüş
The money is gone
Para bitti
gitmiş
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
kutlamak
Sahnedeönemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
özel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
kutlamak
özel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
kapasite
Sahnedebir şeyin alabileceği veya yapabileceği maksimum miktar
The stadium has a capacity of 50,000 people
Stadyumun 50.000 kişilik kapasitesi var
sıfat
birinin sahip olduğu rol veya işlev
He is acting in the capacity of a manager
O yönetici sıfatıyla hareket ediyor
kredi kartı
borç almak veya ödemeleri ertelemek için kullanılan küçük plastik kart
I applied for a new credit card
Yeni bir kredi kartı için başvurdum
kredi kartı
alışveriş yapıp sonra ödemek için kullanılan plastik kart
Can I pay by credit card
Kredi kartıyla ödeyebilir miyim
striptizci
Sahnedestriptiz yapan kişi
She is a professional stripper
O profesyonel bir striptizci
striptiz yapan kişi
Sahnedekıyafetlerini çıkararak dans eden kişi
The stripper performed on stage
Striptiz yapan kişi sahnede performans sergiledi
elmas
Sahnedekarbondan oluşan değerli bir taş
The ring has a large diamond
Yüzükte büyük bir elmas var
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
Sahnedeödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
kat
Sahnedebir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
zemin
Sahnedebir odanın alt kısmı
Please sit on the floor
Lütfen zemine oturun
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
topluluk
Sahnedeaynı bölgede yaşayan veya ortak özellikleri olan insan grubu
The gaming community is huge
Oyun topluluğu çok büyük
topluluk
aynı yerde yaşayan insan grubu
Our community is very friendly
Topluluğumuz çok arkadaş canlısı
topluluk
aynı bölgede yaşayan insanlar grubu
They help their community
Topluluklarına yardım ediyorlar
yerel halk
bir bölgede yaşayan insanların oluşturduğu grup
The local community met yesterday
Yerel halk dün toplandı
rahatlık
Sahnedefiziksel gevşeme veya huzur durumu
I love the comfort of my bed
Yatağımın rahatlığını seviyorum
teselli
kişinin endişesinin veya üzüntüsünün azalması durumu
His words gave me comfort
Sözleri bana teselli verdi
teselli etmek
birini daha az üzgün veya endişeli hissettirmek
I tried to comfort my friend
Arkadaşımı teselli etmeye çalıştım
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
Sahnedeyasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
emzirmek
bebeği anne sütüyle beslemek
She is breast feeding the baby
Bebeği emziriyor
emzirme
bebeği anne sütüyle besleme eylemi
Breast feeding is natural
Emzirme doğaldır
emzirme
bebeğin anne sütüyle beslenmesi
Breast feeding is healthy
Emzirme sağlıklıdır
emzirme
bebeğe göğüsten süt vermek
She is breastfeeding her baby
O bebeğini emziriyor
bir seferde
her bir ayrı durumda veya seferde
Please enter one at a time
Lütfen teker teker giriniz
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
kesinlikle
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Want to go? Bet
Gitmek ister misin? Tabii ki
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir sonuç üzerine para yatırmak
I bet ten dollars on the game
Maça on dolar yatırdım
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
bırakmak
bir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
vazgeçmek
sahip olduğu bir şeyi bırakmak veya ondan feragat etmek
He gave up his seat
Koltuğunu verdi
teslim etmek
birini yetkili birine vermek
He gave up his accomplice to the police
Suç ortağını polise teslim etti
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
tutkun
Sahnedebir şeye çok ilgi duyan kişi
He is a car enthusiast
O bir araba tutkunudur
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
tamir etmek
Sahnedebozulmuş bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
He can repair the car
Arabayı tamir edebilir
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
inmek
daha alçak bir yere veya bölgeye gitmek
Let's go down to the beach
Plaja inelim
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
yasak aşk
Sahnedeevlilik dışındaki gizli romantik ilişki
He had an affair with his colleague
Meslektaşıyla yasak bir ilişki yaşadı
olay
önemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
mesele
kişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
kolej
Sahnedeyüksek öğrenim kurumu
He goes to a small college
O küçük bir koleje gidiyor
üniversite
liseden sonra gidilen yükseköğretim kurumu
She is starting college in September
Eylül'de üniversiteye başlıyor
üniversite
lise sonrası eğitim verilen kurum
She is studying at a college
O bir üniversitede okuyor
üniversite
liseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
birine müsamaha göstermek
birine karşı daha hoşgörülü davranmak
He is new here, so cut him some slack
Burada yeni, bu yüzden ona müsamaha göster
gelincik
Sahnedeavcılık için kullanılan küçük evcil bir hayvan
The ferret is very playful
Gelincik çok oyuncudur
gelincik
uzun gövdeli ve kısa bacaklı küçük bir hayvan türü
She keeps a pet ferret in a cage
Kafesinde evcil bir gelincik besliyor
sayı
Sahnedebir şeylerin adedi
There is a large number of cars
Çok sayıda araba var
telefon numarası
Sahnedetelefon hattını belirten rakam dizisi
Please call my phone number
Lütfen telefon numaramı ara
numaralandırmak
bir şeye sıra numarası vermek
We should number the boxes
Kutuları numaralandırmalıyız
numara
niceliği gösteren sembol veya sözcük
What is your house number
Ev numaran kaç
şeker
Sahnedeyiyecek ve içeceklerde kullanılan tatlı madde
I buy sugar
Şeker satın alıyorum
şeker katmak
bir şeyi şekerle tatlandırmak
I sugar my coffee
Kahveme şeker katıyorum
tempo
Sahnedebir şeyin hareket veya gerçekleşme hızı
The pace of the game was fast
Oyunun temposu hızlıydı
adım
yürürken atılan tek bir adım
He took a few paces forward
Birkaç adım öne gitti
adımlamak
adımlarını sayarak bir mesafeyi ölçmek
He paced the room to measure it
Odayı ölçmek için adımladı
volta atmak
düzenli adımlarla gidip gelmek
He paced up and down the hall
Koridorda volta attı
iğrenç
Sahnedebirinde güçlü bir hoşnutsuzluk veya tiksinti duygusu uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
takma ad
Sahnedegerçek ismin yerine kullanılan isim
He used an alias to hide his identity
Kimliğini gizlemek için bir takma ad kullandı
açılır tavan
Sahnedeotomobilin açılabilen tavan kısmı
Open the sunroof
Açılır tavanı aç
sahil evi
plaj veya sahil yakınında bulunan ev
They have a beautiful beach house
Onların güzel bir sahil evi var
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
bencil
Sahnedesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
pankek
Sahnedehamurdan yapılan yassı ve yuvarlak kek
I love eating pancakes
Pankek yemeyi çok severim
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
var olmak
bir şeyi yapmaya istekli veya hazır olmak
I am down for a movie
Bir film izlemeye varım
otel
Sahnedeseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
otel
seyahat edenlerin kaldığı yer
The hotel is near the beach
Otel plajın yakınında
otel
gezginlerin kalabileceği ve uyuyabileceği yer
We stayed at a small hotel
Küçük bir otelde kaldık
her ne zaman
Sahnedeherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
ileride
gelecekte bir zamanda
We can discuss that down the line
Bunu ileride tartışabiliriz
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
bağış etkinliği
Sahnedebir amaç için para toplamak amacıyla düzenlenen etkinlik
The school held a fundraiser for the library
Okul kütüphane için bir bağış etkinliği düzenledi
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
sorumluluk
Sahnedekontrol veya yetkiye sahip olmak
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
hücum etmek
birine veya bir şeye doğru hızlı ve güçlü bir şekilde hareket etmek
The bull charged at the crowd
Boğa kalabalığa doğru hücum etti
ücret talep etmek
bir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
güçsüz
Sahnedegücü veya kontrolü olmayan
He felt powerless
Kendini güçsüz hissetti