

How I Met Your Mother — 2. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
510 kelime
Seviye
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
kalmadı
Sahnedebir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
yedinci devre arası
Sahnedebeyzbol maçları sırasında yedinci devrede verilen dinlenme arası
The crowd stood up for the seventh inning stretch
Kalabalık yedinci devre arası için ayağa kalktı
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
kucak
Sahnedeotururken bacakların üst kısmında oluşan düz alan
The baby slept in her lap
Bebek onun kucağında uyudu
tur
bir pist veya parkur etrafındaki tam bir tur
He ran one lap of the track
Pistte bir tur koştu
şıpırdamak
bir yüzeye çarparken hafif bir şırıltı sesi çıkarmak
The water laps against the rocks
Su kayalara çarpıp şıpırdıyor
yanılsama
gerçek gibi görünen ama aslında olmayan şey
That is an illusion
O bir yanılsama
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
zıt
Sahnedebaşka bir şeyden mümkün olduğunca farklı olan şey
Black is the opposite of white
Siyah, beyazın zıttıdır
karşı
bir şeyin diğer tarafında bulunan
They sat opposite each other
Birbirlerinin karşısında oturdular
mevkidaş
farklı bir grupta aynı işi yapan kişi
I met my opposite at the conference
Konferansta mevkidaşımla tanıştım
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
kapatmak
Sahnedetelefon görüşmesini sonlandırmak
Please do not hang up the phone
Lütfen telefonu kapatma
takıntı
bir şey hakkındaki endişe veya zorluk hissi
He has a hang up about his age
Yaşıyla ilgili bir takıntısı var
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sona erdirmek
He decided to hang up his career
Kariyerini noktalamaya karar verdi
kafaya takmak
bir şeyi gereğinden fazla düşünmek veya ona odaklanmak
He is hung up on that small mistake
O küçük hatayı kafaya takıyor
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
etkinlik
Sahnedeyapılan bir şey
Reading is a fun activity
Okumak eğlenceli bir etkinliktir
etkinlik
eğlenmek veya çalışmak için yapılan şey
What is your favorite activity
En sevdiğin etkinlik nedir
etkinlik
insanların vakit geçirmek için yaptığı şeyler
We planned a fun activity for the afternoon
Öğleden sonra için eğlenceli bir etkinlik planladık
aşırı alkol tüketmek
Sahnedekısa sürede çok miktarda alkol tüketmek
He tends to binge drink on weekends
Hafta sonları aşırı alkol tüketme eğilimi var
hesap
Sahnedekişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
girişmek
bir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
çoğunlukla
Sahnedegenellikle, az sayıda istisna ile
The movie was for the most part boring
Film çoğunlukla sıkıcıydı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
tüylü
Sahnedeyumuşak tüylerle veya liflerle kaplı
The peach has fuzzy skin
Şeftalinin tüylü bir kabuğu vardır
bulanık
net olmayan veya anlaşılması güç
The photo is a bit fuzzy
Fotoğraf biraz bulanık
hoş
hoş ve rahat hissetme
The movie gave me a fuzzy feeling
Film bana hoş bir his verdi
suçlamak
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
aktif bir şekilde
Sahnedeenerji veya çaba kullanarak
He is actively looking for a job
Aktif bir şekilde iş arıyor
değişiklik
Sahnedebir yasada veya belgede yapılan küçük değişiklik
The committee proposed an amendment to the law
Komite yasada bir değişiklik önerdi
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
Sahnedearkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
örtmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
bahane
gerçek amacı gizlemek için kullanılan sahte neden
He used work as a cover
İşini bahane olarak kullandı.
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
sık sık
Sahnedebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
kadar
Sahnedebir şeyin ulaştığı son nokta
The water was down to my knees
Su dizlerime kadar geliyordu
-e kadar
listedeki belirli bir şeye kadar olan her şeyi kapsayan
We planned everything down to the last detail
Her şeyi en son detaya kadar planladık
düşürmek
bir şeyi belirli bir miktar veya seviyeye gelene kadar azaltmak
They cut the price down to five dollars
Fiyatı beş dolara düşürdüler
istekli olmak
bir şeyi yapmaya hazır ve hevesli olmak
Are you down to go to the cinema
Sinemaya gitmeye istekli misin
kaynaklanmak
bir şeyin sebebi veya birinin sorumluluğunda olmak
The delay was down to the bad weather
Gecikme kötü havadan kaynaklandı
kalan
sadece belirli ve genellikle az bir miktar kalmış olmak
We are down to our last bottle of water
Son bir şişe suyumuz kaldı
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
Sahnedezihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
Sahnedeyasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
takdir etmek
Sahnedebirine hak ettiği övgüyü vermek
I have to hand it to her
Onu takdir etmeliyim
uzatmak
birine bir şeyi elden vermek
Please hand the book to me
Lütfen kitabı bana uzat
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
dudak
Sahnedeağzın kenarları
She has red lips
Onun kırmızı dudakları var
saygısızca konuşma
kaba veya saygısız laf etme
Don't give me any lip
Bana saygısızca konuşma
birine müsamaha göstermek
Sahnedebirine karşı daha hoşgörülü davranmak
He is new here, so cut him some slack
Burada yeni, bu yüzden ona müsamaha göster
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
aslında
bir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
artık
Sahnedekullanıldıktan veya tüketildikten sonra geri kalan
We ate leftover pizza for lunch
Öğle yemeğinde artan pizzayı yedik
yemek artığı
bir öğünden sonra geriye kalan yiyecek
I ate the leftovers for lunch
Öğle yemeği için artan yemekleri yedim
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
beslenmek
Sahnedegıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yayın
canlı video veya veri akışı
The news feed is updated constantly
Haber akışı sürekli güncelleniyor
yem
hayvanlar için yiyecek
The farmer bought some feed for the cows
Çiftçi inekler için biraz yem aldı
beslemek
bir kişiye veya hayvana yiyecek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme zamanı geldi
yayın
görüntü veya sesin canlı iletimi
The live feed has started
Canlı yayın başladı
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere gitme eylemi
The journey took ten hours
Yolculuk on saat sürdü
yolculuk yapmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They will journey across the country
Ülke genelinde yolculuk yapacaklar
rock grubu
ünlü bir amerikalı rock müzik grubu
I love listening to the band Journey
Journey grubunun şarkılarını dinlemeyi seviyorum
ilgilenmek
Sahnedebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
çözmek
Sahnedebir sorunun cevabını bulmak
She can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilir
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
umursamak
Sahnedebir şeyi önemsemek veya endişe duymak
I don't give a crap about his opinion
Onun fikrini umursamıyorum
yumuşak
Sahnededokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
zayıf
güçlü veya başarılı olmayan
The approach was too soft
Yaklaşım çok zayıftı
hoşgörülü
sert veya katı olmayan
The teacher was soft on his students
Öğretmen öğrencilerine karşı hoşgörülüydü
yumuşak
sert veya gürültülü olmayan
She speaks in a soft voice
O yumuşak bir sesle konuşuyor
dikkat çekici derecede
Sahnedeşaşırtıcı veya dikkat çekici bir seviyede
She is remarkably talented
O dikkat çekici derecede yetenekli
bazen
Sahnedebazı zamanlar, her zaman değil
Sometimes I wake up early
Bazen erken uyanırım
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
depresyonda
Sahnedeçok mutsuz ve umutsuz hisseden
He felt depressed after the news
Haberden sonra depresyona girdi
depresif
kendini çok üzgün veya umutsuz hissetme
He felt depressed after the bad news
Kötü haberden sonra kendini depresif hissetti
otel
Sahnedeseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
konser
Sahnedecanlı müzik performansı
I am going to a concert tonight
Bu akşam bir konsere gidiyorum
ortaklaşa
başkalarıyla koordineli bir şekilde
They worked in concert to save the park
Parkı kurtarmak için ortaklaşa çalıştılar
hiç
Sahnedeçok küçük bir miktarda
It is not remotely possible
Bu hiç mümkün değil
uzaktan
uzak bir yerden
I work remotely from my home
Evimden uzaktan çalışıyorum
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
funk
Sahnedegüçlü bir ritme sahip bir dans müziği tarzı
I love listening to funk music
Funk müzik dinlemeyi seviyorum
bunalım
kişinin mutsuz veya depresif hissetme durumu
She is in a funk today
Bugün bunalımda
öğretmek
Sahnedebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
bir tane
tek bir şey
I only need one
Sadece bir tane istiyorum
doğru olan
aranan kişi ya da şey
This is the one I wanted
İstediğim şey bu
sefer
belirli bir olay ya da etkinlik
That was a special one
O özel bir seferdi
insan
herhangi bir kişi
One should be kind to others
İnsan başkalarına karşı nazik olmalı
biri
bir gruptaki kişi ya da şey
Choose the one you like
Beğendiğin birini seç
paniklemek
Sahnedeaniden yoğun korku veya endişe hissetmek
I freaked out when I saw the spider
Örümceği görünce panikledim
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
panik krizi
aniden yaşanan yoğun korku veya panik hali
She had a major freak-out
Büyük bir panik krizi yaşadı
paniklemek
aşırı derecede üzülmek veya korkmak
Do not freak out about the exam
Sınav hakkında panikleme
paniklemek
aşırı derecede endişelenmek veya üzülmek
I started to freak out when I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettiğimde paniklemeye başladım
onaylamak
Sahnedebir şeyin iyi veya kabul edilebilir olduğunu söylemek
I hope they approve of my decision
Umarım kararımı onaylarlar
onaylamak
bir şeyin uygun olduğunu resmen bildirmek
The boss approved the plan
Patron planı onayladı
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
heyecanlandırmak
Sahnedeçok mutlu ve hevesli hale getirmek
This book will excite you
Bu kitap seni heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini çok mutlu veya istekli hissettirmek
The news will excite the children
Bu haber çocukları heyecanlandıracak