

How I Met Your Mother — Season 2 Episode 6
Kelimeler ve anlamları
586 kelime
Seviye
ile başlamak
bir şeyi yaparak başlamak
Let's start with the first page
Hadi birinci sayfa ile başlayalım
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
sap
bir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
rakip
Sahnedebir başkasına karşı kazanmaya çalışan kişi
He is my main rival in the race
Yarıştaki baş rakibim o
boy ölçüşmek
birinin seviyesine ulaşmaya veya onu geçmeye çalışmak
No team can rival their skill
Hiçbir takım onların becerisiyle boy ölçüşemez
yakıt doldurmak
bir araca veya makineye yakıt koymak
I need to fuel up the car
Arabaya yakıt doldurmam gerekiyor
katkıda bulunmak
Sahnedebir gruba veya etkinliğe yardımcı olmak için bir şeyler vermek
I want to contribute to the project
Projeye katkıda bulunmak istiyorum
katkıda bulunmak
bir amaca veya duruma yardımcı olmak için bir şey vermek
Everyone should contribute to the project
Herkes projeye katkıda bulunmalı
hırsız
Sahnedeeşyaları çalan kişi
The thief stole my wallet
Hırsız cüzdanımı çaldı
soyguncu
bir yeri soyarak mal çalan kimse
The robber ran away with the money
Soyguncu paralarla kaçtı
hırsız
başkasının eşyasını gizlice alan kimse
The thief stole my wallet
Hırsız cüzdanımı çaldı
hırsız
başkasının eşyasını izinsiz alan kimse
The thief stole my phone
Hırsız telefonumu çaldı
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
kadın arkadaş
Sahnedearkadaş olan kadın
He brought his ladyfriend to the party
Partiye kadın arkadaşını getirdi
insan yiyen
insanları öldürüp yiyebilen
It is a man-eating tiger
O insan yiyen bir kaplandır
insan yiyen
insanları yiyen
That man eating tiger is dangerous
O insan yiyen kaplan tehlikeli
C eksi
okul çalışmaları için verilen bir not
I got a C minus in math
Matematikten C eksi aldım
önemsiz
Sahnedeönemi az olan
This is a petty problem
Bu önemsiz bir problem
basit
değeri veya önemi düşük olan
It was a petty disagreement
Basit bir anlaşmazlıktı
görkemli
Sahnedeetkileyici ve güzel olan
The mountains are majestic
Dağlar görkemli
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
ömür boyu
Sahnedebir yaşam boyunca süren
He is a lifelong learner
O ömür boyu öğrenen biridir
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
keskin
Sahnedekesici bir kenarı olan
The knife is very sharp
Bıçak çok keskin
zeki
çabuk anlayan ve akıllı
She is a sharp student
O zeki bir öğrenci
tam
tam vaktinde olan
We start at nine sharp
Dokuzda tam başlıyoruz
donuk
zeki veya akıllı olmayan
He is not very sharp
O pek zeki değil
biyolog
Sahnedecanlıları inceleyen bilim insanı
She is a biologist
O bir biyologdur
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
Sahnedeyeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
ofis
Sahnedeinsanların çalıştığı oda veya bina
I work in an office
Bir ofiste çalışıyorum
şaşırtmak
Sahnedebirini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
ortak
Sahnedebir işletmenin sahipliğini paylaşan kişi
He is my business partner
O benim iş ortağım
partner
bir etkinliği birlikte yaptığınız kişi
Find a partner for the dance
Dans için bir partner bul
ortak
iş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
davetiye
Sahnedebirini bir etkinliğe çağırmak için gönderilen kart veya mesaj
I received an invitation to the wedding
Düğün için bir davetiye aldım
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
program
televizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
yön
Sahnedebir durumun özelliği
Every story has a bright side
Her hikayenin aydınlık bir yönü vardır
yan
bir nesnenin sol veya sağ kısmı
Stay by my side
Yanımda kal
garnitür
ana yemeğin yanında sunulan yiyecek
I ordered a side of fries
Yanına bir porsiyon patates kızartması söyledim
taraf
bir anlaşmazlıkta desteklenen görüş
Whose side are you on
Kimin tarafındasın
kap
Sahnedebir şeyleri koymak veya saklamak için kullanılan nesne
Put the food in a plastic container
Yiyecekleri plastik bir kaba koy
konteyner
eşyaları taşımak veya depolamak için kullanılan büyük kutu
They loaded the container onto the ship
Konteyneri gemiye yüklediler
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
merhamet etmek
Sahnedebirinin yaşadığı zorluklar için üzülmek
We pity the poor
Fakirlere merhamet ederiz
acımak
birine karşı üzüntü duymak
I pity him
Ona acıyorum
acıma
birine veya bir şeye karşı duyulan üzüntü
I felt pity for him
Ona acıma hissettim
acımak
birinin zor durumuna üzülmek
I pity the hungry cat
Aç kediye acıyorum
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
tepki
Sahnedevücudun bir şeye verdiği yanıt
He had an allergic reaction
Alerjik bir tepki verdi
kimyasal tepkime
maddelerin değişime uğrayarak yeni maddeler oluşturduğu süreç
The chemical reaction changed the color
Kimyasal tepkime rengi değiştirdi
tepki
bir eylem veya olay sonucunda ortaya çıkan durum
Her reaction was very positive
Onun tepkisi çok olumluydu
merak etmek
Sahnedebir şeyi kendi kendine sormak veya merak duymak
I wonder why she is late
Neden geç kaldığını merak ediyorum
hayranlık
şaşkınlık ve hayranlık duygusu
She looked at the stars in wonder
Yıldızlara hayranlıkla baktı
harika
şaşkınlık veya hayranlık uyandıran şey
The pyramids are a wonder of the world
Piramitler dünyanın bir harikasıdır
mucize
hayranlık uyandıran olay veya nesne
It is a wonder that he survived
Hayatta kalması bir mucize
eylem
Sahnedeyapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
kaymak
Sahnedebir yüzey üzerinde pürüzsüzce hareket etmek
The ice cube slides on the table
Buz küpü masanın üzerinde kayıyor
terlik
arkası açık bir ayakkabı türü
I bought new slides
Yeni terlikler aldım
slayt
dijital bir sunumdaki tek bir sayfa
This slide has a chart
Bu slaytta bir grafik var
es geçmek
bir şeyi yapmamayı tercih etmek
Just let that minor issue slide
Sadece o küçük sorunu es geç
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
ziyaretçi
Sahnedebir yeri veya bir kişiyi görmeye gelen kişi
We have a visitor today
Bugün bir ziyaretçimiz var
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
büyülemek
Sahnedebirinin tüm dikkatini çekmek ve onu etkilemek
Her voice captivated the audience
Sesi izleyicileri büyüledi
büyülemek
birinin dikkatini çekmek ve kendine bağlamak
Her performance captivated the audience
Performansı izleyicileri büyüledi
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
en küçük
Sahnedeyaşı az olan
He is the youngest of the siblings
O kardeşlerin en küçüğü
en genç
yaşı en az olan
She is the youngest in her class
Sınıfındaki en genç kişi o
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
puma
SahnedeKuzey Amerika'da yaşayan büyük bir yaban kedisi
The cougar lives in the mountains
Puma dağlarda yaşar
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
en yeni
Sahnedezaman bakımından en yakın olan
He is the newest member
O en yeni üye
en yeni
en son olan
This is the newest version
Bu en yeni versiyon
ana fikir
Sahnedesavunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
an
bir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
uç
keskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
aktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
arıcılık
Sahnedearı yetiştirme ve bakımı işi
Beekeeping is a relaxing hobby
Arıcılık rahatlatıcı bir hobidir
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar dönmek
I need to get back to work
İşe geri dönmem gerekiyor
klasik
Sahnedestandart bir örnek teşkil eden
This is a classic example
Bu klasik bir örnektir
dondurma
sütten yapılan tatlı ve donmuş bir gıda
I love chocolate ice cream
Çikolatalı dondurmayı severim
yürümek
Sahnedeayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
yokluk
Sahnedebir yerde bulunmama durumu
His absence was noticed by everyone
Yokluğu herkes tarafından fark edildi
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
eklemek
bir şeyi başka bir şeye katmak
Please add sugar to the tea
Çaya şeker ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
eklemek
bir şeyi başka bir şeyin yanına veya içine koymak
Please add some sugar to the tea
Lütfen çaya biraz şeker ekle
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
renk
Sahnedekırmızı veya mavi gibi renklerin adı
Red is my favorite color
Kırmızı benim en sevdiğim renktir
boyamak
bir şeye renk vermek
She colors the picture
Resmi boyuyor
renk
ışığın nesnelerden yansımasıyla oluşan görüntü
Her favorite color is blue
En sevdiği renk mavidir
kıyafet
Sahnedebirlikte giyilen elbise takımı
I love your outfit
Kıyafetine bayıldım
kuruluş
bir organizasyon veya insan grubu
It is a small professional outfit
Bu küçük, profesyonel bir kuruluştur
donatmak
birini gerekli giysi veya eşyalarla sağlamak
The store outfitted the hikers with warm clothes
Mağaza yürüyüşçüleri sıcak tutan kıyafetlerle donattı
geçiştirmek
bir şeyi yeterince önemsemeden hızlıca geçmek
He tried to gloss over his mistakes
Hatalarını geçiştirmeye çalıştı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
olgunlaşmak
davranışsal olarak yetişkin gibi davranmak
You need to grow up
Olgunlaşman gerekiyor
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocuktan yetişkine dönüşmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
evcilleştirmek
Sahnedevahşi bir hayvanı uysal ve güvenli hale getirmek
It is hard to tame a wild tiger
Vahşi bir kaplanı evcilleştirmek zordur
evcil
vahşi veya tehlikeli olmayan
That lion is surprisingly tame
O aslan şaşırtıcı derecede evcil
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
uzmanlık alanı
Sahnedebelirli bir konuda uzmanlaşılan alan
Heart surgery is his specialty
Kalp cerrahisi onun uzmanlık alanı
tropikal orman
Sahnedesıcak bölgelerdeki yoğun orman
Many animals live in the jungle
Birçok hayvan tropikal ormanda yaşar
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
strafor
Sahnedepaketleme için kullanılan hafif, yumuşak bir plastik
The box is made of styrofoam
Kutu strafordan yapılmış
bir kez daha
bir defa daha
Please read it once again
Lütfen onu bir kez daha oku
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
pençe
Sahnedebazı hayvanların ayaklarında bulunan kavisli ve keskin kısım
The eagle has a sharp claw
Kartalın keskin bir pençesi var
pençelemek
keskin tırnaklarla bir şeyi yırtmak veya çekmek
The cat clawed the sofa
Kedi kanepeyi pençeledi
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
canını yakmak
Sahnedebirine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum