

How I Met Your Mother — 2. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
552 kelime
Seviye
açık büfe
Sahnedeyemeklerin masadan kendilerinin alındığı servis şekli
The hotel has a breakfast buffet
Otelin bir kahvaltı büfesi var
hırpalamak
bir şeyi kuvvetlice ve sürekli olarak vurup sarsmak
The strong winds buffeted the boat
Sert rüzgarlar tekneyi hırpaladı
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
başlangıç
Sahnedebir şeyin ortaya çıkışı veya başlangıcı
The opening of the show was great
Gösterinin başlangıcı harikaydı
açıklık
girilmesini veya geçilmesini sağlayan boşluk veya delik
There is a small opening in the wall
Duvarda küçük bir açıklık var
açılış
bir halka açık yerin veya etkinliğin insanlara ilk kez sunulduğu zaman
The grand opening of the new park is tomorrow
Yeni parkın büyük açılışı yarın
fırsat
bir şey yapma şansı
This job opening is a great chance for you
Bu iş fırsatı senin için harika bir şans
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
kaya
Sahnedeçok büyük taş
The boulder blocked the road
Kaya yolu kapattı
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
Sahnedebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
on
Sahnede10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
erken
Sahnedeolağan zamandan önce gerçekleşen
It was a premature decision
Bu erken bir karardı
ayrılmak
Sahnederomantik veya evlilik ilişkisini sonlandırmak
They decided to separate last year
Geçen yıl ayrılmaya karar verdiler
ayrı
diğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayırmak
nesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
iş
Sahnedepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
hemen
Sahnedehiç vakit kaybetmeden
I will do it right away
Onu hemen yapacağım
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
tıraş makinesi
Sahnedesaç veya sakal düzeltmek için kullanılan cihaz
He bought a new beard trimmer
Yeni bir sakal düzeltme makinesi aldı
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
çiğnemek
Sahnedeyiyecekleri dişlerle ezip parçalamak
You must chew your food thoroughly
Yemeğini iyice çiğnemelisin
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
bakım
Sahnedebirine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
görkemli
Sahnedeçok büyük ve etkileyici
He lives in a grand house
Görkemli bir evde yaşıyor
bin dolar
bin dolar anlamına gelen argo ifade
The car cost ten grand
Araba on bin dolara mal oldu
harika
çok iyi veya hoş
That is a grand idea
Bu harika bir fikir
görkemli
çok etkileyici ve muhteşem
They live in a grand house
Onlar görkemli bir evde yaşıyorlar
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
ağaç
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaca tırmandırmak
bir hayvanı ağaca çıkmaya zorlamak
The dog treed the cat
Köpek kediyi ağaca tırmandırdı
servis yaptı
Sahnedekonuklara yiyecek veya içecek sunmak
He butlered the guests
Konuklara servis yaptı
video
Sahnedehareketli görüntülerin kaydedilmiş hali
I watched a funny video
Komik bir video izledim
videoya çekmek
hareketli görüntüleri kaydetmek
He wants to video the event
O etkinliği videoya çekmek istiyor
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
biraz
Sahnedeküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
kanun
Sahnedehükümet tarafından konulan kural
You must obey the law
Kanunlara uymalısın
dilemek
Sahnedegerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
dilemek
birine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
meydana gelmek
Sahnedegerçekleşmek veya olmak
The accident occurred at midnight
Kaza gece yarısı meydana geldi
akla gelmek
bir düşüncenin zihne gelmesi
An idea occurred to me
Aklıma bir fikir geldi
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
düşürmek
bir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
damla
çok az miktarda sıvı
A drop of water fell on the floor
Yere bir damla su düştü
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
engellemek
Sahnedebir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
blok
iki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
harçlık
Sahnededüzenli olarak verilen küçük miktar para
My father gives me a weekly allowance
Babam bana haftalık harçlık verir
palto
Sahnedesıcak tutmak için giyilen dış giysi
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
katman
bir yüzeye yayılan ince tabaka
He applied a second coat of paint
İkinci kat boyayı uyguladı
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
koca
Sahnedeevli olunan erkek
My husband is a doctor
Kocam bir doktordur
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
orgazm
Sahnedecinsel hazzın doruk noktası
He experienced an orgasm
Orgazm oldu
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
Sahnedegizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
burnunu çekmek
Sahnedeburnundan hava çekmek
He sniffed because he was crying
Ağladığı için burnunu çekti
koklamak
burnuyla havayı çekerek koklamak
The dog sniffed the shoe
Köpek ayakkabıyı kokladı
kural gereği
Sahnedetam olarak mevcut kurallara göre
Technically we are closed now
Kural gereği şu an kapalıyız
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
akmak
sıvı gibi hareket etmek
Water runs down the hill
Su tepeden aşağı akar
yedi kişilik
Sahnedeyedi üyeden oluşan
They are a seven piece band
Onlar yedi kişilik bir grup
atmak
Sahnedebir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
golf
Sahnedetopun deliklere sokulduğu bir spor
He plays golf on weekends
O hafta sonları golf oynar
metro
Sahnedeyer altından giden tren sistemi
I took the subway to work
İşe gitmek için metroya bindim
Subway
bir sandviç restoranı zinciri
I bought a sandwich at Subway
Subway'den bir sandviç satın aldım
aç
Sahnedeyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
daha aç
öncekine göre daha fazla yeme ihtiyacı hissetme
I am even more hungry now
Şimdi daha da aç hissediyorum
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
kıyafetler
Sahnedevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
giydirmek
birine kıyafetlerini giydirmek
She clothes the children
Çocukları giydiriyor
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
robot
Sahnedeotomatik olarak hareket edebilen ve görevleri yerine getirebilen makine
The robot can clean the house
Robot evi temizleyebilir
saat
Sahnedetam saati belirtmek için sayıdan sonra kullanılan ifade
It is ten o'clock
Saat on
sürekli
Sahnedeher zaman olan veya durmayan
The noise was constant
Gürültü süreklidir
sabit
bilimsel bir denklemde değişmeyen sayı
The value of pi is a constant
Pi sayısı bir sabittir
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
anlaşmazlık nedeni
Sahnedebir anlaşmanın veya ilişkinin devam etmesini imkansız kılan durum
Smoking is a deal breaker for me
Sigara içmesi benim için bir anlaşmazlık nedeni
yahu
Sahnedeşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Man that was fast
Yahu bu çok hızlıydı
adam
yetişkin erkek birey
He is a kind man
O iyi bir adam
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
patates kaplamalı
Sahnedeüzeri patates tabakasıyla kaplanmış
I love potato crusted fish
Patates kaplamalı balığı çok severim
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor