

How I Met Your Mother — 2. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
512 kelime
Seviye
şiddetle
Sahnedeçok güçlü bir şekilde
They competed fiercely for the prize
Ödül için şiddetle yarıştılar
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
fırın
Sahnedeyiyecek pişirmek veya ısıtmak için kullanılan cihaz
Put the cake in the oven
Keki fırına koy
şoför
Sahnedebir aracı kullanan kişi
He is a taxi driver
O bir taksi şoförü
Sürücü
Bilgisayarın donanımla iletişim kurmasını sağlayan yazılım
I need to update the printer driver
Yazıcı sürücüsünü güncellemem lazım
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
mızmız
Sahnedesürekli küçük ve sinir bozucu şikayetlerde bulunan
Stop being so whiney
Bu kadar mızmız olmayı bırak
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
yeniden beraber
Sahnedeayrılıktan sonra tekrar ilişkiye başlama
They are back together
Onlar yeniden beraber
tekrar birleştirmek
ayrı parçaları tek bir bütün haline getirmek
I put the toy back together
Oyuncağı tekrar birleştirdim
yeniden bir araya gelmek
ayrı kaldıktan sonra tekrar buluşmak
The team is back together
Takım yeniden bir araya geldi
fudge
Sahnedeşeker, tereyağı ve sütten yapılan yumuşak şekerleme
She made homemade fudge
Ev yapımı fudge hazırladı
en iyi arkadaş
Sahnedeen yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
normal
Sahnedealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
ritüel
Sahnedebelirli bir düzende gerçekleştirilen geleneksel eylemler bütünü
They performed a traditional ritual
Geleneksel bir ritüel gerçekleştirdiler
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
çarpmak
Sahnedebir şeyi büyük bir kuvvetle ve gürültüyle kapatmak
She slammed the door
Kapıyı çarptı
sertçe vurmak
bir şeye büyük bir kuvvetle vurmak
He slammed the ball
Topu sertçe vurdu
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
tur
Sahnedebir etkinliğin veya aktivitenin bölümü veya aşaması
He reached the final round
Final turuna ulaştı
yuvarlak
daire şeklinde olan
The table is round
Masa yuvarlak
tur
bir grup insan için alınan içkiler
It is my round
Bu tur benden
biriktirmek
Sahnedegelecekte kullanmak için saklamak
I save money every month
Her ay para biriktiririm
kurtarmak
Sahnedebirini tehlikeden veya ölümden kurtarmak
The doctor saved his life
Doktor onun hayatını kurtardı
kurtarmak
kötü bir durumun önüne geçmek
We saved the project
Projeyi kurtardık
korumak
bir şeyi zarar görmekten uzak tutmak
A fence saves the garden from animals
Bir çit bahçeyi hayvanlardan korur
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
yerli
Sahnedebir yere başlangıçtan beri ait olan
He is a native of this city
O, bu şehrin yerlisi
iç çekmek
Sahnededuyguları belli etmek için derin nefes vermek
He sighed with relief
Rahatlamayla iç çekti
bölmek
Sahnedebirinin yaptığı işi durdurmak
Do not disturb me while I am working
Çalışırken beni bölme
rahatsız etmek
birini üzmek veya endişelendirmek
I don't want to disturb you
Seni rahatsız etmek istemiyorum
yerinden oynatmak
bir şeyin yerini veya durumunu değiştirmek
Do not disturb the papers on the desk
Masadaki kağıtları yerinden oynatma
bugün
Sahnedeiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
dedikodu
insanlar hakkındaki söylentiler veya haberler
She is spilling the tea about the party
Parti hakkındaki dedikoduları anlatıyor
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten sözler
Please accept my apologies
Lütfen özürlerimi kabul edin
kovalamak
Sahnedebirini yakalamak için hızla takip etmek
The dog ran after the cat
Köpek kediyi kovaladı
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
yazık
Sahnedebir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
lazer tag
Sahnedeoyuncuların birbirlerini lazer silahlarıyla vurduğu bir oyun
We played laser tag last weekend
Geçen hafta sonu lazer tag oynadık
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
yumuşakça
Sahnedesessiz ve nazik bir şekilde
She spoke softly
Yumuşakça konuştu
yemek
SahnedeYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
Sahnedeyasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
pıtır pıtır
Sahnedehafif ve hızlı vuruşların çıkardığı ses
I heard the pitter patter of rain on the roof
Çatıdaki yağmurun pıtır pıtır sesini duydum
yabani ot
Sahnedeistenmediği yerlerde yetişen yabani bitki
There are weeds in the garden
Bahçede yabani otlar var
ot
marihuana için kullanılan yaygın isim
He smokes weed
O ot içiyor
yabani ot
bahçede istenmeden büyüyen bitki
There is a weed in the garden
Bahçede bir yabani ot var
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
bıkmış
Sahnedebir şeyden sıkılmış veya bıkmış olmak
I am sick of waiting
Beklemekten bıktım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
parasını ödemek
Sahnedebir şeyin karşılığında para vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ben ödeyeceğim
bedel ödemek
geçmişteki bir eylemin kötü sonuçlarına katlanmak
You will pay for what you did
Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin
parasını ödemek
bir şey karşılığında para vermek
I paid for the ticket
Biletin parasını ödedim
çılgınca
Sahnedeçok aptalca veya mantıksız olan
That is an insane idea
Bu çılgınca bir fikir
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
sevgili
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan kişi
Everyone likes my girlfriend
Herkes benim sevgilimi seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
kız arkadaş
bir rol için uygun olma nitelikleri
She is my girlfriend and has the qualities for this role
O benim kız arkadaşım ve bu rol için gereken niteliklere sahip
beslenmek
Sahnedegıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yayın
canlı video veya veri akışı
The news feed is updated constantly
Haber akışı sürekli güncelleniyor
yem
hayvanlar için yiyecek
The farmer bought some feed for the cows
Çiftçi inekler için biraz yem aldı
beslemek
bir kişiye veya hayvana yiyecek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme zamanı geldi
yayın
görüntü veya sesin canlı iletimi
The live feed has started
Canlı yayın başladı
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
incitici
Sahnedeacı veren veya üzen
His words were very hurtful
Sözleri çok inciticiydi
çatı
Sahnedebir binanın en üst kısmı
The roof is leaking
Çatı akıyor
ev
yaşanılan ev veya yer
He has a roof over his head
Başını sokacak bir evi var
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
yapman lazım
Sahnedebir şeyi yapmanın zorunlu veya gerekli olduğunu belirtir
You gotta see this movie
Bu filmi izlemen lazım
sakız
Sahnedeçiğnenen ama yutulmayan yumuşak şeker
I like mint gum
Naneli sakızı severim
diş eti
dişleri tutan ağızdaki sert pembe doku
My gums are bleeding
Diş etlerim kanıyor
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
lego
Sahnedeplastik yapım parçalarından oluşan oyuncak
I love playing with Lego
Lego ile oynamayı seviyorum
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
makine
Sahnedebelirli bir işi yapmak için kullanılan düzenek
The machine is working
Makine çalışıyor
teşkilat
siyasi faaliyetleri kontrol eden güçlü grup
The local political machine holds great power
Yerel siyasi teşkilat büyük güce sahip
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
huysuz
Sahnedenazik olmayan veya sevimsiz
Stop being so grinchy
Bu kadar huysuz olmayı bırak
Noel şarkıları söyleyen kişi
Sahnedeözellikle Noel zamanı şarkı söyleyen kişi
The carolers sang in the street
Noel şarkıcıları sokakta şarkı söylediler
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
altılı paket
Sahnedebirlikte satılan altı şişe veya kutudan oluşan set
I bought a sixer of soda
Bir altılı paket gazoz aldım
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
bir tane
tek bir şey
I only need one
Sadece bir tane istiyorum
doğru olan
aranan kişi ya da şey
This is the one I wanted
İstediğim şey bu
sefer
belirli bir olay ya da etkinlik
That was a special one
O özel bir seferdi
insan
herhangi bir kişi
One should be kind to others
İnsan başkalarına karşı nazik olmalı
biri
bir gruptaki kişi ya da şey
Choose the one you like
Beğendiğin birini seç
tekrarlayarak söylemek
Sahnedebir şeyi ritmik bir şekilde defalarca söylemek
The crowd began to chant the player's name
Kalabalık oyuncunun adını tekrarlayarak söylemeye başladı