

How I Met Your Mother — 2. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
421 kelime
Seviye
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
garson
Sahnederestoranda yiyecek ve içecek servis eden kişi
The waiter is very friendly
Garson çok arkadaş canlısı
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
orkestra
Sahnedebirlikte müzik yapan müzisyenlerden oluşan büyük grup
The orchestra played a beautiful song
Orkestra güzel bir şarkı çaldı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
doğru
Sahnedebirine veya bir şeye yönelik
He walked toward the door
O kapıya doğru yürüdü
amacıyla
bir şeyi yapma amacıyla
They saved money toward a new car
Yeni bir araba almak amacıyla para biriktirdiler
yıldönümü
Sahnedegeçmişteki bir olayın her yıl kutlanması
Happy wedding anniversary
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun
reçel
Sahnedemeyve ve şekerden yapılan sürülebilir tatlı yiyecek
I like jelly on my toast
Kızarmış ekmeğimin üzerinde reçel severim
jöle
sallandığında titreyen yumuşak tatlı bir yiyecek
The children enjoyed the strawberry jelly
Çocuklar çilekli jöleyi çok sevdi
patlayıcı jel
yumuşak kıvamda olan bir patlayıcı madde
They used blasting jelly to remove the boulder
Kayayı kaldırmak için patlayıcı jel kullandılar
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
hayat
Sahnedecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
yaşam
Sahnedekişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
uğramak
Sahnedebir yeri ziyaret etmek
Come over to my place later
Daha sonra bize uğra
aniden hissetmek
ani bir fiziksel veya duygusal durum yaşamak
I came over faint in the heat
Sıcaktan aniden başım döndü
gibi görünmek
başkalarına belirli bir izlenim vermek
She comes over as a very kind person
Çok kibar biri gibi görünüyor
uğramak
birini evinde ziyaret etmek
Please come over to my house tonight
Lütfen bu akşam evime uğra
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
tam bir pislik
Sahnedeçok nahoş ve itici bir kişi
He is such a mega douche
O tam bir pislik
cinsiyetsiz
Sahnedecinsel aktivitesi veya arzusu olmayan
They have a sexless marriage
Cinsel yaşamı olmayan bir evlilikleri var
evlenme teklif etmek
Sahnedebirine kendisiyle evlenmesini istemek
He proposed to her last night
Dün gece ona evlenme teklif etti
önermek
Sahnedebir fikir veya plan sunmak
I propose a new plan
Yeni bir plan öneriyorum
mümkün
Sahnedegerçekleşmesi veya yapılması mümkün olan
It is possible to win
Kazanmak mümkün
açık ara
Sahnedeçok büyük bir farkla
This is by far the best cake
Bu açık ara en iyi pasta
açık ara
çok büyük farkla
This is by far the best movie
Bu açık ara en iyi film
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
limbo
Sahnedebelini bükerek bir çubuğun altından geçme oyunu
They are playing limbo at the party
Partide limbo oynuyorlar
belirsizlik
bir sonraki adımın bilinmediği durum
My plans are in limbo
Planlarım belirsizlik içinde
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
ne olursa olsun
Sahnedesonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
yormak
Sahnedebirini çok yormak
The long day tucked her out
Uzun gün onu çok yordu
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
açık renkli
Sahnedekoyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
gelin
Sahnedeevlenmek üzere olan veya yeni evlenmiş kadın
The bride looked beautiful
Gelin güzel görünüyordu
sonra
Sahnededaha sonraki bir zamanda
We had dinner and went for a walk afterwards
Akşam yemeği yedik ve sonrasında yürüyüşe çıktık
şişman
Sahnedevücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
yiyeceklerde bulunan doğal yağlı madde
This food has too much fat
Bu yiyecek çok fazla yağ içeriyor
korna
Sahnedeyüksek sesli uyarı veren cihaz
He pressed the car horn
Araba kornasına bastı
boynuz
bir hayvanın başındaki sert ve sivri çıkıntı
The goat has a long horn
Keçinin uzun bir boynuzu var
korno
içine üflenerek çalınan metalden yapılmış bir müzik aleti
She plays the horn in the school band
Okul grubunda korno çalıyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
resepsiyon
Sahnedekonukların karşılandığı resmi sosyal toplantı
The reception starts at seven
Resepsiyon saat yedide başlıyor
çekim
bir telefonun şebeke bağlantı gücü
I have poor reception here
Burada çekim kötü
resepsiyon
bir binada ziyaretçilerin karşılandığı ve yardım aldığı yer
I will meet you at the reception
Seninle resepsiyonda buluşacağım
kaba
Sahnedenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
banliyö
Sahnedeşehir merkezinin dışındaki yerleşim alanı
I live in a quiet suburb
Sessiz bir banliyöde yaşıyorum
öğün
Sahnedegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
belirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
çoğunlukla
Sahnedegenellikle, az sayıda istisna ile
The movie was for the most part boring
Film çoğunlukla sıkıcıydı
nişan yüzüğü
Sahnedeevlilik sözü olarak verilen yüzük
He gave her a beautiful engagement ring
Ona güzel bir nişan yüzüğü verdi
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
tüm gün
Sahnedegünün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
alevler içinde
Sahnedealevlerle yanmakta olan
The house is on fire
Ev yanıyor
çok başarılı
bir şeyi oldukça iyi ve etkileyici bir şekilde yapmak
Our team is on fire tonight
Takımımız bu gece harika oynuyor
coşkulu
bir konu hakkında çok heyecanlı veya enerjik olmak
She is on fire about her new project
Yeni projesi konusunda çok coşkulu
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
hanımefendi
Sahnedegenç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
özlemek
birinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
evlilik
Sahnedeeşlerin yasal ilişkisi
Their marriage is very happy
Evlilikleri çok mutlu
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
berbat olmak
Sahnedeçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
ısrar etmek
Sahnedebir şeyi kesinlikle istemek
I insist on a refund
Para iadesi konusunda ısrar ediyorum
toplamak
Sahnedeşeyleri bir araya getirmek
I collect stamps
Pul topluyorum
toparlanmak
zihnini sakinleştirip odaklamak
He paused to collect his thoughts
Düşüncelerini toparlamak için duraksadı
gidip almak
bir yerden birini alıp getirmek
I will collect you from the airport
Seni havaalanından gidip alacağım
tahsil etmek
düzenli olarak ödeme veya fayda olarak bir şey almak
The company collects rent every month
Şirket her ay kira tahsil ediyor
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
öğrenmek
bir şeyin varlığından haberdar olmak
Have you heard of the new concert
Yeni konseri duydun mu
vuhuu
Sahnedeheyecan veya sevinç belirten ünlem
Whoo! We won the game!
Vuhuu! Maçı kazandık!
vuhuu
heyecan göstermek için yüksek sesle bağırmak
They yelled whoo after the goal
Golden sonra vuhuu diye bağırdılar
uhu
siren veya yüksek bir çığlığı taklit etmek için çıkarılan ses
The crowd shouted whoo
Kalabalık uhu diye bağırdı
harita
Sahnedebir alanı veya bilgileri gösteren çizim
I need a map
Bir haritaya ihtiyacım var
eşlemek
bir şeyi diğeriyle bağlantılandırmak
You need to map these values to the correct items
Bu değerleri doğru öğelerle eşlemeniz gerekiyor
düşünmek
Sahnedebirini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
hınç duyan
Sahnedehaksızlığa uğradığı için öfke duyan
He felt resentful about the decision
Karar nedeniyle hınç duyuyordu
peso
SahnedeArjantin'de kullanılan para birimi
I have some pesos in my wallet
Cüzdanımda biraz peso var
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
kabuk
Sahnedesert dış tabaka
The earth has a thin crust
Dünyanın ince bir kabuğu vardır
kabuk
ekmek veya hamur işinin dış tabakası
I don't like the bread crust
Ekmeğin kabuğunu sevmem
yer kabuğu
Dünyanın en dış katmanı
The crust is the outermost layer of the Earth
Yer kabuğu Dünyanın en dış katmanıdır
risk
Sahnedekötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
riske atmak
bir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı