

How I Met Your Mother — Season 3 Episode 13
Kelimeler ve anlamları
496 kelime
Seviye
mola
bir etkinlikte verilen kısa ara
Let's take a time out
Hadi bir mola verelim
ara
bir faaliyetin kısa süreli durması
I need a time out
Bir araya ihtiyacım var
karmaşık
Sahnedeçok parçalı ve anlaşılması zor olan
This is a complex problem
Bu karmaşık bir problem
kompleks
kişinin kendisi hakkında sahip olduğu fikir ve duygular bütünü
He has an inferiority complex
Onun aşağılık kompleksi var
kompleks
bir arada bulunan bina grubu
The sports complex is huge
Spor kompleksi çok büyük
lobi
Sahnedebir binanın girişindeki geniş oda
I will wait for you in the lobby
Seni lobide bekleyeceğim
lobi yapmak
politikacıları veya yetkilileri etkilemeye çalışmak
They lobbied the government for a new law
Yeni bir yasa için hükümete lobi yaptılar
lobi
bir binanın girişindeki geniş açık alan
We waited in the hotel lobby
Otel lobisinde bekledik
baskı grubu
hükümet kararlarını etkilemeye çalışan insanlar
They formed a lobby to change the law
Yasayı değiştirmek için bir lobi oluşturdular
tatlım
Sahnedesevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
hoş
mutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
canlı
Sahnedehayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
yaşam
yaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
geçim
hayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
yaşam tarzı
bir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
çekmek
Sahnedebirini ilgilendirmek veya bir şeye yönlendirmek
The flowers attract bees
Çiçekler arıları çeker
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
sunmak
Sahnedebir şeyi bir topluluğa göstermek veya teklif etmek
He is presenting his project
Projesini sunuyor
sunmak
birine bir şey vermek
She is presenting the award to the winner
Ödülü kazanan kişiye sunuyor
çılgınlık
Sahnedebir şeyin kısa bir süre boyunca aşırı yapılması
She went on a shopping spree
Alışveriş çılgınlığına kapıldı
iyi geceler öpücüğü
uyumadan önce sevgi göstergesi olarak verilen öpücük
He gave her a good night kiss
Ona bir iyi geceler öpücüğü verdi
kendine güven
Sahnedebir şeyi iyi yapabileceğine dair duyulan güçlü his
He has confidence in his skills
Yeteneklerine güveniyor
özgüven
kişinin kendinden emin olma durumu
She speaks with confidence
Özgüvenle konuşuyor
güven
birine karşı duyulan itimat veya inanç
I have confidence in my doctor
Doktoruma güveniyorum
gizli
kimseyle paylaşılmaması gereken
I told him this in confidence
Bunu ona gizli olarak söyledim
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
Sahnedeyemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
madıkça
Sahnedebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
acı
Sahnedeyaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ızdırap
fiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
üzmek
birinin duygusal olarak acı çekmesine veya kederlenmesine neden olmak
It pains me to see you so sad
Seni bu kadar üzgün görmek beni üzüyor
kışkırtmak
Sahnedebirini kızdırmak veya sinirlendirmek
Do not provoke the dog
Köpeği kışkırtma
kışkırtmak
birini kızdırmak veya rahatsız etmek
He tried to provoke her
Onu kışkırtmaya çalıştı
tetiklemek
bir olaya veya tepkiye neden olmak
The new law provoked a lot of protests
Yeni yasa birçok protestoyu tetikledi
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
sap
bir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
kat
Sahnedemiktarları karşılaştırmak için kullanılır
It is three times bigger
Üç kat daha büyüktür
zamanlar
belirli bir olay veya durum
At times I feel sad
Zaman zaman üzgün hissederim
dönem
belirli bir tarihsel dönem
We live in difficult times
Zor dönemlerde yaşıyoruz
gazete
düzenli olarak yayımlanan haber bülteni
I read the local times every morning
Her sabah yerel gazeteyi okurum
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
biriyle yatmak
birisiyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with her
Onunla yattı
birlikte uyumak
biriyle aynı yatakta uyumak
The child sleeps with his parents
Çocuk ebeveynleriyle birlikte uyur
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
dolar
Sahnededolar için kullanılan gayriresmi kelime
It only costs five bucks
Sadece beş dolar tutuyor
erkek geyik
yetişkin erkek geyik
The buck has large antlers
Erkek geyiğin büyük boynuzları var
sorumluluk
bir kararı verme veya görüş bildirme yetkisi
He tried to pass the buck to his colleague
Sorumluluğu meslektaşına atmaya çalıştı
çabalamak
bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
He is bucking for a promotion this year
Bu yıl terfi almak için çabalıyor
günlük
Sahnedeher gün gerçekleşen veya kullanılan
This is my everyday routine
Bu benim günlük rutinim
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
çiğnemek
Sahnedebir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
ara
aktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
kopya
Sahnedebaşka bir şeyin aynısı olarak yapılan şey
I made a copy of the document
Belgenin bir kopyasını çıkardım
anlaşıldı
bir radyo mesajını almak ve anlamak
Copy that, loud and clear
Anlaşıldı, yüksek ve net
kopyalama
başka bir şeyin benzerini yapma eylemi
Copying is not allowed
Kopyalamaya izin verilmez
taklit etmek
bir başkasının yaptığı bir şeyi aynı şekilde yapmak
She tries to copy her sister
Kız kardeşini taklit etmeye çalışıyor
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
ısrar etmek
Sahnedebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
israf etmek
Sahnedebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
sessizlik
Sahnedesesin yokluğu
I enjoy the silence
Sessizliği severim
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
karma
Sahnedefarklı türlerin bir arada olduğu
This is a mixed team
Bu karma bir takım
karışık
farklı şeylerin bir arada bulunduğu
The soup has a mixed flavor
Çorbanın karışık bir tadı var
düşmek
Sahnedehızla aşağıya inmek
The temperature will fall tonight
Sıcaklık bu gece düşecek
sonbahar
yaz ve kış arasındaki mevsim
Fall is a beautiful season
Sonbahar güzel bir mevsimdir
uyuyakalmak
uyku durumuna geçmek
She fell asleep on the couch
Koltukta uyuyakaldı
mağdur
incinmiş veya kötü muamele görmüş kimse
He was just a fall in their cruel game
Onların acımasız oyununda sadece bir mağdurdu
hesap
Sahnedeödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kontrol etmek
Sahnedebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
mutlak
Sahnedetam veya sınırsız
He has absolute power
Onun mutlak gücü var
kolayca
Sahnedezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
ödünç almak
Sahnedebirinin eşyasını geçici olarak kullanıp sonra geri vermek
Can I borrow your pen?
Kalemini ödünç alabilir miyim?
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kural kitabı
kuralların veya prosedürlerin bulunduğu resmi döküman
They followed the book exactly
Tam olarak kural kitabına uydular
görüş
bir kişinin kendine has bakış açısı veya değerlendirmesi
In my book this is a mistake
Benim görüşüme göre bu bir hata
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
hazırlamak
bir şeyi hazır hale getirmek
I will fix a sandwich for you
Senin için bir sandviç hazırlayacağım
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek duruma getirmek
He fixed the picture to the wall
Resmi duvara sabitledi
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I fix people who lie
Yalan söyleyen insanlardan nefret ederim
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
kız evlat
Sahnedebir ebeveynin kız çocuğu
She has a daughter
Onun bir kızı var
kız çocuk
Sahnedebir ebeveynin kız çocuğu
My daughter is smart
Kızım zeki
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
Don't forget about the meeting
Toplantıyı unutma
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
saç tutkusu
Sahnedesaça karşı duyulan olağandışı sevgi
He has a strong case of folliculaphilia
Onun ciddi bir saç tutkusu var
trikofili
Sahnedesaça yönelik cinsel ilgi
Folliculaphilia is a type of hair fetish
Folikülaphili bir tür saç fetişizmidir
erkek arkadaş
Sahnededüzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
alerjik
Sahnedebir maddeye karşı alerjisi olan
I am allergic to cats
Kedilere alerjim var
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
tam burada
tam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
sondan bir önceki
sonuncudan hemen önceki
This is the next to last page
Bu sondan bir önceki sayfa
en kötü
Sahnedeen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en kötü
kalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
tahammül
Sahnedezor bir şeye katlanabilme yeteneği
She has a high tolerance for pain
Ağrıya karşı yüksek bir tahammülü var
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
I have ten dollars
On dolarım var
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan para birimi
He has ten dollars in his pocket
Cebinde on dolar var
alkol
Sahnedeinsanı sarhoş edebilen içki
He does not drink alcohol
O alkol içmez
alkol
cildi veya nesneleri temizlemek için kullanılan bir sıvı
I cleaned the cut with alcohol
Kesilen yeri alkolle temizledim
kontrol etmek
Doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
otelden ayrılmak
Faturayı ödeyip otelden çıkış yapmak
We checked out at noon
Öğlen otelden ayrıldık
göz atmak
Bir şeye veya birine bakmak
Check out this new car
Şu yeni arabaya bir bak
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
ödünç almak
bir kütüphaneden belirli bir süreliğine bir şey almak
I need to check out this book from the library
Bu kitabı kütüphaneden ödünç almam gerekiyor
doğru çıkmak
bir şeyin gerçek veya doğru olduğunun anlaşılması
His story checks out
Onun hikayesi doğru çıktı
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
asmak
bir şeyi duvara veya başka bir yüzeye iliştirmek
Hang up your coat
Ceketini as
telefonu kapatmak
bir telefon görüşmesini sonlandırmak
Don't hang up yet
Henüz telefonu kapatma
takıntı
bir şey hakkındaki endişe veya zorluk hissi
He has a hang up about his age
Yaşıyla ilgili bir takıntısı var
psikolojik sorun
kaygı veya kişisel bir problem hissi
She has some emotional hang ups
Bazı duygusal sorunları var
telefonu kapatmak
telefon konuşmasını bitirmek
He did not want to hang up
Telefonu kapatmak istemedi
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sona erdirmek
He decided to hang up his career
Kariyerini noktalamaya karar verdi
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
tiyatro
Sahnedeoyunların veya filmlerin gösterildiği yer
We are going to the theater
Tiyatroya gidiyoruz
tiyatro
oyun veya film izlenen yer
We went to the theater last night
Dün gece tiyatroya gittik
ameliyathane
hastanede cerrahi operasyonların yapıldığı oda
The patient is in the theater
Hasta ameliyathanede
ışık
Sahnedegörmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
tanıştın mı
biriyle ilk kez bir araya gelmek
Have you met my brother?
Kardeşimle tanıştın mı?
tırnak
Sahnedeparmak ucundaki sert ince tabaka
She painted her nails
Tırnaklarını boyadı
yatmak
Sahnedebiriyle cinsel ilişkiye girmek
He tried to nail her
Onunla yatmaya çalıştı
çivi
ince ve sivri metal parça
I hit the nail with a hammer
Çiviyi çekice vurdum
suçunu kanıtlamak
birinin suçlu olduğunu ispatlamak
The police finally nailed the thief
Polis sonunda hırsızın suçunu kanıtladı
çöp
Sahnedeatılan istenmeyen yiyecekler veya diğer şeyler
Take out the garbage
Çöpleri dışarı çıkar
çöp
istenmeyen atık malzeme
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
dinamik
Sahnedeinsanların veya şeylerin birbirini etkileme biçimi
The team has a great dynamic
Ekibin harika bir dinamiği var
dinamik
enerji ve hareketlilik dolu olan
She is a dynamic person
O dinamik bir insan
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
kapsamak
Sahnedebir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
kıkırdamak
bir şey komik olduğunda alçak sesle gülmek
She laughs quietly
Sessizce kıkırdıyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
gülmek
komik bir şey karşısında sesli tepki vermek
They laugh at the joke
Şakaya gülüyorlar
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim