

How I Met Your Mother — 3. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
494 kelime
Seviye
bıyık
Sahnedeüst dudak üzerinde yetişen kıllar
He has a thick moustache
Onun kalın bir bıyığı var
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
iyi geceler öpücüğü
Sahnedeuyumadan önce sevgi göstergesi olarak verilen öpücük
He gave her a good night kiss
Ona bir iyi geceler öpücüğü verdi
çöp
Sahnededüşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
kaka
vücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
kötülemek
birisi veya bir şey hakkında çok olumsuz konuşmak
Do not crap on my work
Çalışmamı kötüleme
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
dolar
Sahnededolar için kullanılan gayriresmi kelime
It only costs five bucks
Sadece beş dolar tutuyor
erkek geyik
yetişkin erkek geyik
The buck has large antlers
Erkek geyiğin büyük boynuzları var
sorumluluk
bir kararı verme veya görüş bildirme yetkisi
He tried to pass the buck to his colleague
Sorumluluğu meslektaşına atmaya çalıştı
çabalamak
bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
He is bucking for a promotion this year
Bu yıl terfi almak için çabalıyor
sunmak
Sahnedebir şeyi bir topluluğa göstermek veya teklif etmek
He is presenting his project
Projesini sunuyor
sunmak
birine bir şey vermek
She is presenting the award to the winner
Ödülü kazanan kişiye sunuyor
sunmak
bir şeyi göstermek veya bildirmek
He is presenting his new project
O yeni projesini sunuyor
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such a schmuck
Bu kadar aptal olma
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
karıştırmak
Sahnedebirini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
kafasını karıştırmak
birinin bir şeyi net bir şekilde anlamasını zorlaştırmak
These directions confuse me
Bu yol tarifleri kafamı karıştırıyor
tırnak
Sahnedeparmak ucundaki sert ince tabaka
She painted her nails
Tırnaklarını boyadı
suçunu kanıtlamak
Sahnedebirinin suçlu olduğunu ispatlamak
The police finally nailed the thief
Polis sonunda hırsızın suçunu kanıtladı
çivi
bir şeyleri birleştirmek için kullanılan sivri uçlu ince metal parça
I hit the nail with a hammer
Çiviyi çekiçle çaktım
çivilemek
bir şeyi çivi ile sabitlemek
I will nail the board to the wall
Tahtayı duvara çivileyeceğim
ayak bileği
Sahnedeayağı bacağa bağlayan eklem
I hurt my ankle
Ayak bileğimi incittim
kendine güven
Sahnedebir şeyi iyi yapabileceğine dair duyulan güçlü his
He has confidence in his skills
Yeteneklerine güveniyor
güven
birine karşı duyulan itimat veya inanç
I have confidence in my doctor
Doktoruma güveniyorum
gizli
kimseyle paylaşılmaması gereken
I told him this in confidence
Bunu ona gizli olarak söyledim
uydurmak
Sahnedebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
işemek
Sahnedevücuttaki sıvı atıkları dışarı atmak
I need to pee
İşemem gerekiyor
çiş
vücudun ürettiği sıvı atık
I need to pee right now
Şu an çişim var
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
hayat
Sahnedecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
yaşam
Sahnedekişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sınıf
Sahnedeokuldaki yıl veya aşama
My son is in the second grade
Oğlum ikinci sınıfta
notlandırmak
bir çalışmaya puan veya not vermek
The teacher is grading the exams
Öğretmen sınavları notlandırıyor
kalite
bir şeyin ne kadar iyi olduğunun seviyesi
They sell only top grade meat
Sadece en yüksek kalitede et satıyorlar
eğilim
Sahnedebir kişinin genellikle davranma biçimi
He has a tendency to talk too much
Çok fazla konuşma eğilimi var
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
tam
Sahnedevurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
tamamlamak
bir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
eksiksiz
tüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
gerektirmek
Sahnedebir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
karides kokteyl
Sahnedesosla servis edilen soğuk karides yemeği
I ordered a shrimp cocktail
Karides kokteyl sipariş ettim
tenis
Sahnederaket ve topla oynanan bir spor
I like playing tennis
Tenis oynamayı severim
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
haz
Sahnedegüçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
tekmelemek
ayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
kovmak
birini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
yunus
Sahnedeokyanusta yaşayan zeki bir memeli
The dolphin is swimming
Yunus yüzüyor
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
moral bozucu
Sahnedebirinin güvenini veya umudunu kaybetmesine neden olan
It was a demoralizing defeat
Moral bozucu bir yenilgiydi
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
gibi gelmek
Sahnedebir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
daha yakışıklı
Sahnedeözellikle güçlü veya zarif bir şekilde iyi görünen
He is handsomer than his brother
O, erkek kardeşinden daha yakışıklı
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
genç
Sahnedehayatının erken döneminde olan
She is a young woman
O genç bir kadın
genç
yaşı küçük olan
He is very young
O çok genç
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
iki dakikalık
Sahnedesadece iki dakika süren
I need a two minute break
İki dakikalık bir araya ihtiyacım var
kısa süreli
çok kısa süren
It was a two minute talk
Kısa süreli bir konuşmaydı
kütüphane
Sahnedekitapların saklandığı yer
I go to the library to study
Ders çalışmak için kütüphaneye giderim
yuvarlanmak
Sahnedevücudu veya bir nesneyi diğer tarafı yukarı gelecek şekilde döndürmek
The dog can roll over
Köpek yuvarlanabilir
devretmek
kullanılmayan para veya veriyi bir sonraki döneme taşımak
You can roll over your data to next month
Verinizi gelecek aya devredebilirsiniz
boyun eğmek
başkasının isteklerine direnmeden kabul etmek
He refuses to roll over to their demands
Onların taleplerine boyun eğmeyi reddediyor
çılgınlık
Sahnedebir şeyin kısa bir süre boyunca aşırı yapılması
She went on a shopping spree
Alışveriş çılgınlığına kapıldı
istemeden duymak
Sahnedebir şeyi kasten olmayarak işitmek
I overheard them talking in the hall
Koridorda konuştuklarını istemeden duydum
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
avukat
Sahnedehukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
bir defalık
SahnedeTek seferlik olan
This is a one time offer
Bu bir defalık bir tekliftir
bir seferlik
bir kez gerçekleşmiş veya yapılmış olan
This is a one time payment
Bu bir seferlik bir ödemedir
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
en az
Sahnedemiktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
en azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
yetişkin olmak
Sahnedeyetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
kolayca
Sahnedezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
alt
Sahnedebir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
ihlal
Sahnedebir kuralın veya yasanın çiğnenmesi eylemi
This is a clear violation of the rules
Bu, kuralların açık bir ihlalidir
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
tam vaktinde
Sahnedeplanlanan zamanda gerçekleşen
The train arrived on time
Tren tam vaktinde vardı
geçen gün
Sahnedebirkaç gün önce
I saw him the other day
Onu geçen gün gördüm
kız evlat
Sahnedebir ebeveynin kız çocuğu
She has a daughter
Onun bir kızı var
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
günlük
Sahnedeher gün gerçekleşen veya kullanılan
This is my everyday routine
Bu benim günlük rutinim
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
Sahnedebir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
hafife almak
Sahnedebir şeyin önemini olduğundan daha az göstermek
He tried to play down the problem
Sorunu hafife almaya çalıştı
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
tipik
Sahnedebir kişi veya şey için normal veya alışılagelmiş olan
It was a typical Monday morning
Tipik bir Pazartesi sabahıydı
ekmek
Sahnedeun ve suyun karıştırılıp fırında pişirilmesiyle yapılan yiyecek
I bought a fresh loaf of bread
Taze bir ekmek aldım
panelemek
yemekleri pişirmeden önce galeta unuyla kaplamak
Bread the fish
Balığı paneleyin
para
eşya satın almak için kullanılan nakit veya para
I need to earn some bread to pay my bills
Faturalarımı ödemek için biraz para kazanmam gerekiyor
hasta
Sahnedetıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
sabırlı
beklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
anında
Sahnedehemen, çok kısa süre içinde
The medicine worked instantly
İlaç anında etki etti