

How I Met Your Mother — 3. Sezon Bölüm 17
Kelimeler ve anlamları
519 kelime
Seviye
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
kankalar
Sahnedeyakın erkek arkadaşlar
He is hanging out with his bros
Kankalarıyla takılıyor
kardeşler
erkek kardeşler
He has two bros
Onun iki erkek kardeşi var
dostlar
yakın erkek arkadaş veya kardeş
We are bros
Biz kardeş gibiyiz
beyler
erkekler için kullanılan gayriresmi hitap
What's up bros
Naber beyler
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
terk etmek
Sahnederomantik ilişkiyi bitirmek
She decided to dump him
Onu terk etmeye karar verdi
atmak
bir şeyi elden çıkarmak
I need to dump these files
Bu dosyaları atmam gerek
dışkı
vücuttan çıkan katı atık
The dog left a dump on the rug
Köpek halıya dışkısını bıraktı
harabe
pis ve dağınık yer
This apartment is a total dump
Bu daire tam bir harabe
yüzleşme
Sahnedeinsanların şiddetli bir şekilde anlaşamadığı veya tartıştığı durum
They avoided a confrontation
Yüzleşmekten kaçındılar
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please come into the room
Lütfen odaya girin
dahil olmak
bir durumun veya sürecin parçası olmak
Money does not come into this decision
Para bu karara dahil değil
miras kalmak
bir şeye genellikle miras yoluyla sahip olmak
She came into a lot of money
Ona yüklü miktarda para miras kaldı
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
bölge
Sahnedebelirli bir bölge veya alan
This is a no-parking zone
Burası park yasak bölgesi
bölgelere ayırmak
bir alanı belirli bir kullanım için ayırmak
The city is zoned for residential use
Şehir konut kullanımı için bölgelere ayrılmıştır
odaklanmış durum
tamamen konsantre olma hali
He is in the zone today
Bugün tamamen odaklanmış durumda
dalmak
bir şeye veya birine odaklanmayı bırakıp hayallere dalmak
I tend to zone during lectures
Derslerde dalmaya meyilliyim
var gücüyle
Sahnedebütün çaba veya enerji kullanılarak
They went all out to win the game
Oyunu kazanmak için var güçleriyle çalıştılar
topyekün
tam ve eksiksiz
They launched an all out attack
Topyekün bir saldırı başlattılar
tüm gücüyle
tüm enerji ve kaynakları kullanarak
I will go all out for this project
Bu proje için tüm gücümü ortaya koyacağım
kalmamış
bir şeyin tamamen tükenmiş olması
We are all out of coffee
Kahvemiz tamamen bitti
kalmamış
bir şeyin hiç kalmadığı durum
We are all out of milk
Sütümüz kalmadı
var gücüyle
mümkün olan en yüksek çaba ile yapılan
They went all out to win the game
Oyunu kazanmak için var güçleriyle çalıştılar
topyekün
maksimum çaba veya enerji ile
They went all out to win the game
Oyunu kazanmak için topyekün çaba sarf ettiler
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
pürüzsüz
Sahnedeyüzeyinde hiçbir engebe veya pürüz bulunmayan
The surface of the table is smooth
Masanın yüzeyi pürüzsüz
yumuşatmak
bir durumu daha az zor veya gergin hale getirmek
He tried to smooth the situation
Durumu yumuşatmaya çalıştı
etkileyici
başkalarını etkileyecek şekilde kibar ve kendinden emin
He is a smooth talker
O, etkileyici konuşan biridir
yumuşatmak
bir sorunu daha az ciddi hale getirmek
They smoothed out the problems before the meeting
Toplantıdan önce sorunları yumuşattılar
şaşırmış
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayret hissetmek
I was surprised to see her
Onu gördüğüme şaşırdım
beklenmedik
önceden haber verilmeyen veya şaşırtmak amacıyla yapılan
The visit was a surprised event
Ziyaret beklenmedik bir etkinlikti
şaşırmış
bir şeye karşı duyulan hayret veya şaşkınlık hissi
I am surprised by your success
Başarına şaşırdım
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
bağlamak
Sahnedebir ip veya halatla sabitlemek
Tie your shoelaces
Ayakkabı bağcıklarını bağla
kravat
boyna takılan kumaş parçası
He is wearing a red tie
Kırmızı bir kravat takıyor
beraberlik
aynı sayıda puana sahip olma durumu
The game ended in a tie
Maç beraberlikle bitti
bağ
iki şey veya kişi arasındaki ilişki
They have strong family ties
Güçlü aile bağları var
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
poz
Sahnedevücudun belirli bir duruş biçimi
She struck a pose
Bir poz verdi
oluşturmak
bir risk veya sorun yaratmak
This poses a great risk
Bu büyük bir risk oluşturuyor
sormak
bir soru veya sorun ortaya atmak
He posed a difficult question
O zor bir soru sordu
rol yapmak
başkalarını etkilemek için doğal olmayan bir şekilde davranmak
He likes to pose as a rich man
Zengin biri gibi rol yapmayı sever
makale
Sahnedegazete veya dergide yayınlanan yazı
I read an interesting article
İlginç bir makale okudum
parça
belirli bir türdeki tek bir nesne
He bought an article of clothing
Bir kıyafet parçası satın aldı
madde
yasal bir belgenin veya kanunun ayrı bir bölümü
The first article is very important
İlk madde çok önemlidir
inanç
birine veya bir şeye duyulan güçlü güven
He has faith in the future
Geleceğe dair inancı var
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
şifre
Sahnedeiletişim için kullanılan semboller sistemi
He used a secret code
Gizli bir şifre kullandı
kodlamak
bilgisayar için talimatlar yazmak
I can code in Python
Python'da kod yazabiliyorum
kodlamak
bilgiyi metin veya işaret biçimine çevirmek
The software will code the data automatically
Yazılım verileri otomatik olarak kodlayacak
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
özel
Sahnedebir kişiye veya gruba ait olan
This is a private room
Bu özel bir oda
çatı
Sahnedebir binanın en üst yüzeyi
We went to the rooftop
Çatıya çıktık
çatı
bir binanın en üst kısmı
We had a party on the rooftop
Çatıda bir parti verdik
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
mil
Sahnede1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
mil
yaklaşık 1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzakta
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
korkutmak
birini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
şeytanlar
Sahnedehikayelerde ve dinlerde yer alan kötü ruhlar
These stories are about devils
Bu hikayeler şeytanlar hakkındadır
bonfile
Sahnedegenellikle sığır etinden yapılan kalın et dilimi
I would like a steak
Bir bonfile istiyorum
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
yumuşak
Sahnededokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
zayıf
güçlü veya başarılı olmayan
The approach was too soft
Yaklaşım çok zayıftı
hoşgörülü
sert veya katı olmayan
The teacher was soft on his students
Öğretmen öğrencilerine karşı hoşgörülüydü
yumuşak
sert veya gürültülü olmayan
She speaks in a soft voice
O yumuşak bir sesle konuşuyor
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
iyi ki doğdun
Sahnedebirinin doğduğu gün için kullanılan kutlama ifadesi
Happy birthday Tom
İyi ki doğdun Tom
soğuk algınlığı
Sahnedeburun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk
düşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
yüksek sesle
Sahnedebaşkalarının duyabileceği şekilde
Read it out loud
Onu yüksek sesle oku
sesli
duyulabilir bir şekilde
Please read the text out loud
Lütfen metni sesli oku
yüksek sesle
kolayca işitilebilecek bir sesle
She laughed out loud at the joke
Şakaya yüksek sesle güldü
sesli
herkesin duyabileceği şekilde
She read the story out loud
Hikayeyi sesli okudu
çerçeve
Sahnedebir resim için kenarlık veya kasa
This photo needs a frame
Bu fotoğrafın bir çerçeveye ihtiyacı var
suç atmak
birini işlemediği bir suçla suçlu göstermek
They tried to frame him
Ona suç atmaya çalıştılar
çerçeve
resim veya fotoğrafın etrafındaki kenarlık
He put the photo in a frame
Fotoğrafı bir çerçeveye koydu
çerçevelemek
bir şeyin çevresine kenarlık oluşturmak
They framed the painting nicely
Tabloyu güzelce çerçevelediler
on
Sahnede10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
psikiyatrist
Sahnederuh sağlığı uzmanı
He is seeing a shrink
Bir psikiyatriste gidiyor
çekmek
boyutunun veya miktarının azalması
The shirt shrank in the wash
Gömlek yıkandığında çekti
küçültmek
bir şeyin boyutunu azaltmak
This hot water will shrink your sweater
Bu sıcak su kazağını küçültecek
psikolog
zihinsel sorunları tedavi eden doktor
The shrink helped him feel better
Psikolog onun daha iyi hissetmesine yardımcı oldu
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
Sahnedeaktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
çiğnemek
Sahnedebir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
girilmesi yasak
Sahnedegirilmesi veya dokunulması yasak olan
This area is off limits
Bu alana girmek yasaktır
yasak
girilmesine veya kullanılmasına izin verilmeyen
That area is off limits to students
O bölge öğrencilere yasak
yasak
girilmesine veya kullanılmasına izin verilmeyen yer
This area is off limits to students
Bu alan öğrenciler için yasak
normalde
Sahnedeolağan şekilde
I normally wake up at 7 AM
Normalde sabah 7'de uyanırım
normal şekilde
alışılmış bir biçimde
She is behaving normally today
Bugün normal şekilde davranıyor
genellikle
çoğu durumda
I normally go to work by bus
Genellikle işe otobüsle giderim
normalde
alışılmış olan şekilde
I normally go to work by bus
Normalde işe otobüsle giderim
örneğin
Sahnedeörnek vermek için kullanılır
I like fruit, for example, apples
Meyveleri severim, örneğin elmaları
örnek
bir şeyin neye benzediğini gösteren durum veya nesne
This is a good example of modern art
Bu modern sanat için iyi bir örnektir
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
savunmasız
Sahnedekolayca zarar görebilen veya incinebilen
Small animals are vulnerable to predators
Küçük hayvanlar avcılara karşı savunmasızdır
alışveriş yapmak
Sahnedemağazalara gidip eşyalar almak
I like to shop for clothes
Kıyafet alışverişi yapmayı severim
dükkan
Sahnedebir şeyler satın alınan yer
This is a small shop
Bu küçük bir dükkan
dehşete düşürmek
Sahnedebirini çok korkutmak veya şoke etmek
The news horrified the whole world
Haberler tüm dünyayı dehşete düşürdü
dehşete düşürmek
birini çok korkutmak veya üzmek
The news horrified everyone
Haber herkesi dehşete düşürdü
dehşete düşürmek
birini çok şok etmek veya korkutmak
The news horrified everyone
Haber herkesi dehşete düşürdü
dehşete düşürmek
birini çok korkutmak veya şok etmek
The movie horrified the children
Film çocukları dehşete düşürdü
engellemek
Sahnedebir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
blok
iki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
değerlendirme
Sahnedebir şeyin kalitesini belirleyen rapor
The teacher gave a final evaluation
Öğretmen final değerlendirmesini yaptı
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
sıcak
yüksek ısıya sahip olan
The coffee is very hot
Kahve çok sıcak
sosisli sandviç
Sahnedeekmek arasında servis edilen pişmiş sosis
I want a hot dog
Bir sosisli sandviç istiyorum
sosis
uzun bir ekmek arasında servis edilen pişmiş sosis
I would like to eat a hot dog
Bir sosisli yemek istiyorum
sosisli
uzun bir ekmek içinde servis edilen pişmiş sosis
He bought a hot dog at the stand
Büfeden bir sosisli aldı
sosisli sandviç
uzun bir ekmekle sunulan pişmiş sosis
Kids love to eat hot dogs
Çocuklar sosisli sandviç yemeyi sever
teknik olarak
Sahnedekesin kurallara veya gerçeklere uygun olarak
Technically, this is not allowed
Teknik olarak, buna izin verilmiyor
teknik olarak
tam olarak kurallara veya gerçeklere göre
Technically you are not allowed to park here
Teknik olarak buraya park etmenize izin verilmiyor
kural gereği
tam olarak mevcut kurallara göre
Technically we are closed now
Kural gereği şu an kapalıyız
teknik olarak
tam bir doğrulukla veya gerçekler temelinde
Technically this is a mammal
Teknik olarak bu bir memelidir
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
açık
Sahnedeherkesin kolayca anlayabileceği şekilde
It is plain to see that she is happy
Mutlu olduğu çok açık
ova
geniş ve ağaçsız düzlük
The cattle graze on the plain
Sığırlar ovada otluyor
sade
süslemesi olmayan
She wore a plain white dress
Sade beyaz bir elbise giydi
tamamen
bütünüyle veya kesinlikle
That was plain wrong
Bu tamamen yanlıştı
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
karmaşıklaştırmak
Sahnedeanlaşılmasını veya çözülmesini zor hale getirmek
Don't complicate the problem
Problemi karmaşıklaştırma
karmaşıklaştırmak
bir şeyi daha zor veya anlaşılmaz hale getirmek
Do not complicate the situation
Durumu karmaşıklaştırma
jet
Sahnedemotorlu hızlı uçak
The jet is very fast
Jet çok hızlıdır
hızla gitmek
bir yerden bir yere çok çabuk bir şekilde seyahat etmek
She jetted off to London yesterday
Dün hızla Londra'ya gitti
kızgın
Sahnedeöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
kendi kendini temizleyen
Sahnedeyardım almadan kendi kendini temizleyen
This oven is self cleaning
Bu fırın kendi kendini temizliyor
kendini temizleyen
bir insan yardımı olmadan kendini temizleyebilen
This oven has a self cleaning feature
Bu fırının kendini temizleme özelliği var
çözüm
Sahnedebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
bir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
Sahnede12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
iz
Sahnedebasınçla bir yüzeyde bırakılan iz
There is a fingerprint on the glass
Camda bir parmak izi var
yazdırmak
bir makine kullanarak kağıda yazı veya resim çıkarmak
I need to print this document
Bu belgeyi yazdırmam gerekiyor
dükkan
bir şeyler satın aldığınız yer
She works at the print
O dükkanda çalışıyor
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
kahya
Sahnedebir evde çalışan ve misafirlerle ilgilenen erkek hizmetkar
The butler opened the door
Kahya kapıyı açtı
federal
Sahnedebir ülkenin merkezi hükümetiyle ilgili
The federal government passed a new law
Federal hükümet yeni bir yasa çıkardı
kardeş
Sahnedeyakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
birader
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
kardeş
erkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim