

How I Met Your Mother — 4. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
522 kelime
Seviye
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
esnek
Sahnedekolayca değişebilen veya uyum sağlayabilen
My schedule is flexible
Programım esnek
satış
Sahnedemalların para karşılığında verilmesi eylemi
The store made a big sale
Mağaza büyük bir satış yaptı
indirim
ürünlerin indirimli fiyatlarla satıldığı etkinlik
The store is having a big sale
Mağazada büyük bir indirim var
etkinlik
Sahnedeyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
somut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
çevresel
Sahnededoğa veya çevreyle ilgili olan
We must address environmental issues
Çevresel sorunları ele almalıyız
aksi takdirde
Sahnedeaksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
alarm
Sahnedeinsanları uyarmak için yüksek ses çıkaran cihaz
He set the alarm for seven
Alarmı yediye kurdu
endişelendirmek
birini korkutmak veya endişeye sevk etmek
Don't alarm the children
Çocukları endişelendirme
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
gürültü
Sahnededuyulan ses
There is a lot of noise
Çok fazla gürültü var
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
uçuş
Sahnedeuçakla yapılan yolculuk
The flight was long
Uçuş uzundu
merdiven kolu
iki kat arasındaki basamak dizisi
She climbed a flight of stairs
Bir merdiven kolunu çıktı
nöbet
ani ve kısa süreli tuhaf davranış veya duygu dönemi
He had a sudden flight of temper
Ani bir sinir nöbeti geçirdi
kaçma
tehlikeden uzaklaşmak için vücudun verdiği doğal tepki
The fight or flight response is instinctive
Savaş ya da kaç tepkisi içgüdüseldir
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
ayırtmak
Sahnedebir şeyi kendisi için ayırmasını istemek
I would like to reserve a table
Bir masa ayırtmak istiyorum
rezerv
daha sonra kullanmak üzere saklanan kaynak
We have a fuel reserve
Yakıt rezervimiz var
koruma alanı
doğanın korunduğu özel bölge
This is a nature reserve
Burası bir doğa koruma alanı
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
başarmak
Sahnedebir şeyi başarmak
He worked hard to make it rain
Başarmak için çok çalıştı
para saçmak
çok miktarda parayı göstermek veya harcamak
The actor likes to make it rain for the cameras
Oyuncu kameralar için para saçmayı seviyor
para harcamak
özellikle gece kulübü gibi yerlerde çok fazla para harcamak
They went to the club to make it rain
Para harcamak için kulübe gittiler
evlenmek
Sahnedeevlilik bağıyla birleşmek
They decided to wed in June
Haziran ayında evlenmeye karar verdiler
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
değerini düşürmek
Sahnedebir şeyin değerini veya itibarını azaltmak
Too many discounts cheapen the brand
Çok fazla indirim markanın değerini düşürür
görüş
Sahnedebir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
iş
ücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
durum
bir kişinin içinde bulunduğu koşullar
They are in a difficult position
Onlar zor bir durumda
misafir
Sahnedebir etkinliğe davet edilen veya bir evde konaklayan kişi
We have a guest for dinner
Akşam yemeği için bir misafirimiz var
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
gözlerini çevirmek
gözlerini birine ya da bir şeye yöneltmek
She turned to look at the dog
Köpeğe bakmak için döndü
görmek
gözlerini kullanarak bir şeyi görüntülemek
I looked at the map
Haritaya baktım
incelemek
bir şeyi görmek için gözlerini ona yöneltmek
He looked at the report
Raporu inceledi
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
bolca
Sahnedeyeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
yeterli
ihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
uğraşmak
Sahnedebirine şaka yapmak veya onu rahatsız etmek
Do not mess with my little brother
Küçük kardeşimle uğraşma
kafasını karıştırmak
birinin kafasını belirsizliğe veya karmaşaya sürüklemek
Do not mess with his head
Onun kafasını karıştırma
karıştırmak
bir şeye müdahale ederek sorunlara yol açmak
Do not mess with his computer
Onun bilgisayarını karıştırma
köpek
Sahnededört bacaklı yaygın bir evcil hayvan
I have a small dog
Küçük bir köpeğim var
dansçı
Sahnededans eden kişi
She is a professional dancer
O profesyonel bir dansçıdır
lise
Sahnedeöğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
çocukça
çocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
lise
ergenlerin eğitim gördüğü okul
She is a high-school student
O bir lise öğrencisi
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
umutsuz
Sahnedeumutsuz hisseden
He felt hopeless after the failure
Başarısızlıktan sonra kendini umutsuz hissetti
beceriksiz
bir şeyi yapmakta çok kötü olma
I am hopeless at math
Matematikte çok kötüyüm
barış
Sahnedeçatışmanın olmadığı, sessiz ve sakin durum
We all want peace
Hepimiz barış istiyoruz
barış
savaş veya çatışmanın olmadığı durum
We all want peace in the world
Hepimiz dünyada barış istiyoruz
sulh hakimi
küçük yasal meselelerle ilgilenen yerel görevli
The justice of the peace signed our papers
Sulh hakimi kağıtlarımızı imzaladı
vegan
Sahnedehayvansal ürünler tüketmeyen kişi
I am a vegan
Ben veganım
vegan
hayvansal ürünlerin kullanılmadığı
This restaurant serves vegan food
Bu restoran vegan yemekler servis ediyor
kez
Sahnedebir olayın gerçekleşme sayısı
I read this book three times
Bu kitabı üç kez okudum
zaman
bir olayın sürdüğü dönem
It takes time to finish the work
İşi bitirmek zaman alıyor
çarpı
matematikte çarpma işlemi
Five times five is twenty five
Beş çarpı beş yirmi beş eder
gazete
haberleri yayınlayan bir kuruluş
This newspaper is called the Times
Bu gazetenin adı Times
zaman
bir olayın meydana geldiği an veya dönem
We had good times together
Birlikte güzel zamanlar geçirdik
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
fiziksel olarak
Sahnedebedenle ilgili olarak
He is physically strong
O fiziksel olarak güçlüdür
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
yozlaşmış
Sahnedeahlaki açıdan kötü veya kötücül
He had a depraved mind
Yozlaşmış bir zihni vardı
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
cehennem
Sahnedebüyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
öfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
müsait
Sahnedekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
zemin
Sahnedebir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
gazlamak
bir aracın pedalına sonuna kadar basmak
He decided to floor it on the highway
Otoyolda gaza sonuna kadar basmaya karar verdi
yaşasın
Sahnedeheyecan veya mutluluk belirten ünlem
Whee! We are finally here
Yaşasın! Sonunda buradayız
okul
Sahnedeçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
alkol
Sahnedeinsanı sarhoş edebilen içki
He does not drink alcohol
O alkol içmez
alkol
cildi veya nesneleri temizlemek için kullanılan bir sıvı
I cleaned the cut with alcohol
Kesilen yeri alkolle temizledim
güvenlik
Sahnedetehlikeden uzak olma durumu
They value their personal security
Kişisel güvenliklerine önem verirler
güvenlik
bir yeri güvenli tutan kişiler veya sistemler
The airport has tight security
Havalimanında sıkı güvenlik var
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
zırva
Sahnedeaptalca veya anlamsız kelime
Stop talking blobbity blah
Saçma sapan konuşmayı bırak
umarım
Sahnedebir şeyin olmasını dileyerek
Hopefully, the weather will be nice
Umarım hava güzel olur
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
adil
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
fuar
sergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
resepsiyon
Sahnedeotellerde veya ofislerde ziyaretçilerin ilk karşılandığı yer
Please check in at the front desk
Lütfen resepsiyonda giriş yapın
haber masası
bir haber kuruluşunda haberlerin yönetildiği bölüm
The story is currently at the front desk
Haber şu anda haber masasında
önceki
Sahnedeşimdiki zamandan önce olan
The previous chapter was easier
Önceki bölüm daha kolaydı
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim