

How I Met Your Mother — 4. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
488 kelime
Seviye
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
elinden gelenin en iyisi
gösterebileceğin en yüksek çaba
I did my best
Elimden gelenin en iyisini yaptım
sık sık
Sahnedebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
bolca
Sahnedeyeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
yeterli
ihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
zorlamak
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
The law compels them to pay
Yasalar onları ödeme yapmaya zorlar
kültür
Sahnedebir grubun paylaştığı gelenekler ve inanışlar
Every country has its own culture
Her ülkenin kendi kültürü vardır
kültür
araştırma için büyütülen bakteri grubu
The doctor ordered a bacterial culture test
Doktor bakteri kültürü testi istedi
mani pedi
Sahnedehem el hem de ayak tırnaklarına yapılan güzellik bakımı
She gets a mani pedi once a month
Ayda bir kez mani pedi yaptırıyor
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
yer
Sahnededünyanın katı yüzeyi
Sit on the ground
Yere otur
öğütmek
yiyecekleri çok küçük parçalara ayırmak
He ground the pepper
Karabiberi öğüttü
aralık
iki hareketli nesne arasındaki boşluk
Keep ground between the cars
Arabaların arasında aralık bırak
gerekçe
bir kararın veya inancın dayandığı neden
There is no ground for your complaint
Şikayetin için bir gerekçe yok
koruyucu gözlük
Sahnedegözleri korumak için kullanılan gözlük
Wear your goggles in the pool
Havuzda koruyucu gözlüklerini tak
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
erkeksi
Sahnedegeleneksel olarak erkeklerle ilişkilendirilen özelliklere sahip olan
He has a manly voice
Erkeksi bir sesi var
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
ne olursa olsun
Sahnedesonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
pataklamak
Sahnedebirine sertçe vurmak
The boxer clobbered his opponent
Boksör rakibini patakladı
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
çeşitlendirmek
Sahnedeişleri veya yöntemleri değiştirip farklılık katmak
Let's mix it up and try a new restaurant
Hadi değişiklik yapalım ve yeni bir restoran deneyelim
karıştırmak
farklı şeyleri bir araya getirmek
You should mix it up
Bunu karıştırmalısın
arkadaşlık
Sahnedearkadaş olma durumu
Our friendship is very strong
Arkadaşlığımız çok güçlü
kabine
Sahnedeküçük ve kapalı bir alan veya oda
He stepped into the voting booth
Oy kabinine girdi
öncelikle
Sahnedeher şeyden önce; ilk olarak
First of all, we need a plan
Öncelikle, bir plana ihtiyacımız var
ilk olarak
başlangıçta
First of all we should discuss the plan
İlk olarak planı tartışmalıyız
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
saldırmak
Sahnedebirine fiziksel olarak saldırmak
He tried to assault the guard
Muhafıza saldırmaya çalıştı
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
toplum
Sahnedebirlikte yaşayan insan grubu
We live in a multicultural society
Çok kültürlü bir toplumda yaşıyoruz
dernek
ortak ilgi veya hedefleri olan insan grubu
She is a member of a historical society
O bir tarih derneğinin üyesi
topluluk
ortak ilgi alanlarına sahip insan grubu
He is a member of a historical society
O bir tarih topluluğunun üyesi
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
saniye
dakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
hayat
Sahnedecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
ömür
Sahnedebir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
yaşam
kişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
deneyim
Sahnedeyaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
tae kwon do
Sahnedetekmeler ve yumruklar kullanılan bir Kore dövüş sporu
He practices tae kwon do
O tae kwon do yapıyor
rakip
Sahnedeyarışılan veya mücadele edilen kişi
He defeated his opponent
Rakibini yendi
hamle
Sahnedetek bir hareket veya vuruş
He won the game with one stroke
Oyunu tek bir hamleyle kazandı
felç
beyne kan akışının durmasıyla oluşan ani rahatsızlık
He suffered a stroke last year
Geçen yıl felç geçirdi
vuruş
saatin çalma sesi
The bell rang at the stroke of noon
Çan öğle vuruşunda çaldı
okşama
elle yapılan nazik dokunuş
She gave the cat a gentle stroke
Kediye nazik bir okşama yaptı
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
anlaşmazlık
Sahnedefikir ayrılığı
They had a disagreement about the plan
Plan hakkında bir anlaşmazlık yaşadılar
bağırmak
Sahnedebirine yüksek sesle ve öfkeyle hitap etmek
Don't yell at me
Bana bağırma
tartışma
Sahnedebir konu hakkında yapılan konuşma
We had a long discussion about the project
Proje hakkında uzun bir tartışma yaptık
kızgın
Sahnedebir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
hafife almak
Sahnedebir şeyin önemini olduğundan daha az göstermek
He tried to play down the problem
Sorunu hafife almaya çalıştı
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
dava
Sahnedemahkemeye taşınan hukuki uyuşmazlık
He filed a lawsuit against the company
Şirkete karşı dava açtı
sarmak
Sahnedebir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
girmek
bir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
etkilemek
birini belirli bir şekilde davranmaya yöneltmek
His friends got into him to behave badly
Arkadaşları onu kötü davranmaya yöneltti
alkole başlamak
alkol içmeye başlamak
He got into drinking at college
Üniversitedeyken alkol içmeye başladı
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
sert
Sahnedegüçlü ve kendine güvenen kişi
He is a badass
O sert biridir
havalı
çok güçlü havalı veya etkileyici olan
That motorcycle looks badass
O motosiklet çok havalı görünüyor
kusmak
Sahnedemide içeriğini ağız yoluyla dışarı atmak
The baby vomited
Bebek kustu
kusmuk
hasta olunduğunda ağızdan çıkan sıvı
There is vomit on the floor
Yerde kusmuk var
erkek kardeş
Sahnedeaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
dere
Sahnedeküçük bir nehir
The stream is very clear
Dere çok berrak
akış
bir şeyin sürekli ve hareketli şekilde gelmesi
A stream of people entered the store
Mağazaya bir insan akını girdi
yayın
internet üzerinden iletilen canlı veya kayıtlı ses veya görüntü
I am watching a live stream
Canlı bir yayın izliyorum
keçi
Sahnedeboynuzları ve sakalı olan bir çiftlik hayvanı
The goat is eating grass
Keçi ot yiyor
gelmiş geçmiş en iyi
tüm zamanların en başarılı kişisi
Michael Jordan is the GOAT
Michael Jordan gelmiş geçmiş en iyi oyuncudur
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
aşk kuşları
Sahnedebirbirine çok aşık olan iki kişi
Look at those lovebirds
Şu aşk kuşlarına bak
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
çökmek
Sahnedebir çatının veya yerin aniden çökmesi
The roof of the old house caved in
Eski evin çatısı çöktü
kafasını ezmek
birinin kafasına çok sert vurarak yaralamak
He threatened to cave my head in
Kafamı ezmekle tehdit etti
boyun eğmek
baskı karşısında pes etmek veya direnci bırakmak
She finally caved in to the pressure
Sonunda baskıya boyun eğdi
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
Sahnedebüyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
şişmek
Sahnedehacmi artmak veya şişmek
My ankle started to swell up
Ayak bileğim şişmeye başladı
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
gelecek zaman
Sahnedegelecek zaman planı veya niyeti belirtir
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
bir yere düzenli olarak gitmek
I am going to university
Üniversiteye gidiyorum
oda
Sahnedebir binadaki büyük oda
They met in the council chamber
Konsey odasında buluştular
hazne
tüfek veya tabancada merminin ateşlenmeden önce yerleştirildiği kısım
He checked the chamber of his pistol
Tabancasının haznesini kontrol etti
namluya sürmek
mermiyi silahın ateşleme kısmına yerleştirmek
He chambered a round before entering the building
Binaya girmeden önce mermiyi namluya sürdü
oda
ortak bir amaç için çalışan grup
He joined the local chamber of commerce
Yerel ticaret odasına katıldı
nişanlı
Sahnedeevlenmek için sözleşmiş kişi
He introduced his fiance to the family
Nişanlısını aileyle tanıştırdı
nişanlı
Sahnedeevleneceği kişi olan kadın
Her fiance is a doctor
Nişanlısı bir doktordur
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
yahu
Sahnedeşaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
merhaba
selam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
kung fu
SahnedeÇin dövüş sanatı
He practices kung fu every day
O her gün kung fu çalışıyor