

How I Met Your Mother — 4. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
506 kelime
Seviye
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
inanç
Sahnedebir dizi inanç veya fikir
They are of a different religious persuasion
Onlar farklı bir dini inanca sahipler
ikna
birini bir şeyi yapmaya razı etme eylemi
He used persuasion to change her mind
Fikrini değiştirmek için ikna yolunu kullandı
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
duygusal
Sahnededuygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu
kutu
Sahnededüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
tako
Sahnedekatlanmış mısır tortillası ve iç malzemeden oluşan Meksika yemeği
He ordered a beef taco
Dana etli bir tako sipariş etti
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
tütün kullanmak
Sahnedesigara veya benzeri ürünleri tüketmek
He stopped to smoke for a few minutes
Birkaç dakikalığına tütün kullanmak için durdu
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
duman
yanan bir maddeden yayılan gri veya siyah gaz
There is a lot of smoke in the room
Odada çok duman var
öldürmek
birinin canına kıymak argo
The gangster planned to smoke his rival
Gangster rakibini öldürmeyi planladı
sigara içmek
tütün dumanını içine çekme eylemi
He started to smoke last year
Geçen yıl sigara içmeye başladı
madde kullanmak
uyuşturucu dumanını içine çekmek
They smoke in the alley
Ara sokakta madde kullanıyorlar
bira
Sahnedetahıldan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira istiyorum
sağlamak
birine bir şey vermek
Can you beer me the pen
Bana kalemi sağlayabilir misin
ikram etmek
birine özellikle alkollü bir içecek vermek
Let me beer you a drink
Sana bir içecek ikram edeyim
blok
Sahnedeiki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
engellemek
bir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
tek
Sahnedeyalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
kriz
Sahnedebüyük tehlike veya zorluk dönemi
The country is in a financial crisis
Ülke mali bir kriz içinde
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
kankalar
Sahnedeyakın erkek arkadaşlar
He is hanging out with his bros
Kankalarıyla takılıyor
kardeşler
erkek kardeşler
He has two bros
Onun iki erkek kardeşi var
beyler
erkekler için kullanılan gayriresmi hitap
What's up bros
Naber beyler
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
Avrupalı
SahnedeAvrupa kıtasıyla ilgili olan
She is European
O, Avrupalıdır
sertçe eleştirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi şiddetle eleştirmek
The boss laid into him for being late
Patron, geç kaldığı için onu sertçe eleştirdi
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
apartheid
Sahnedeırksal ayrımcılığa dayanan sistem
Apartheid was a system of segregation in South Africa
Apartheid, Güney Afrika'daki bir ayrımcılık sistemiydi
kredi kartı
Sahnedealışveriş yapıp sonra ödemek için kullanılan plastik kart
Can I pay by credit card
Kredi kartıyla ödeyebilir miyim
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
itiraf etmek
Sahnedeyaptığı bir yanlışı dürüstçe anlatmak
It is time to come clean
Artık itiraf etme vakti geldi
itiraf etmek
gizlenen bir gerçeği veya suçu dürüstçe açıklamak
He finally came clean about the mistake
Sonunda hatası hakkında gerçeği itiraf etti
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
yer
Sahnededünyanın katı yüzeyi
Sit on the ground
Yere otur
öğütmek
yiyecekleri çok küçük parçalara ayırmak
He ground the pepper
Karabiberi öğüttü
aralık
iki hareketli nesne arasındaki boşluk
Keep ground between the cars
Arabaların arasında aralık bırak
gerekçe
bir kararın veya inancın dayandığı neden
There is no ground for your complaint
Şikayetin için bir gerekçe yok
tuvalet
Sahnedegenel kullanıma açık tuvaletlerin bulunduğu oda
Where is the restroom?
Tuvalet nerede?
pantolon
Sahnedebacaklara giyilen bir kıyafet parçası
These pants are too long
Bu pantolon çok uzun
nefes nefese kalmak
hızlı ve zorlukla nefes almak
He began to pant after the run
Koşudan sonra nefes nefese kalmaya başladı
tıklatmak
Sahnedebir şeye hafifçe ve art arda vurmak
Tap the glass gently
Cama hafifçe vurun
tap dansı
özel ayakkabılarla yapılan bir dans türü
She likes tap dance
Tap dansını seviyor
musluk
suyun akışını kontrol eden düzenek
Turn off the tap please
Lütfen musluğu kapat
telefonu dinlemek
birinin özel telefon görüşmelerini gizlice dinlemek
The detective tapped the criminal's phone
Dedektif suçlunun telefonunu dinledi
anaokulu çocuğu
Sahnedeokulda eğitim gören küçük çocuk
The kindergartner is drawing
Anaokulu çocuğu resim yapıyor
postane
Sahnedepostaların gönderildiği ve alındığı bina
I am going to the post office
Postaneye gidiyorum
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
duş
Sahnedesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
edinmek
bir şeyi kazanmak veya öğrenmek
He picked up a new language easily
O yeni bir dili kolayca edindi
fark etmek
bir şeyi farkına varmak ya da duymak
I picked up a faint sound
Hafif bir ses duydum
artmak
daha güçlü ya da daha fazla hale gelmek
Sales picked up this month
Satışlar bu ay arttı
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
işten çıkarmak
Sahnedebirinin işine son vermek
The company had to lay off ten workers
Şirket on işçiyi işten çıkarmak zorunda kaldı
rahat bırakmak
birini eleştirmeyi veya rahatsız etmeyi bırakmak
Please lay off your sister for a while
Lütfen bir süre kız kardeşini rahat bırak
kahvaltı
Sahnedegünün ilk öğünü
I eat breakfast at 8 AM
Saat 8'de kahvaltı yaparım
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
doğmak
bir olaydan veya süreçten kaynaklanmak
Nothing good came out of that meeting
O toplantıdan iyi bir şey çıkmadı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should come out of it and be honest
Gerçekleri açıkça söylemelisin
atlatmak
zor bir durumdan iyileşerek veya kurtularak çıkmak
She came out of the crisis safely
Krizi güvenli bir şekilde atlattı
araştırmak
Sahnedebir konuyu veya durumu incelemek
I will look into this problem
Bu sorunu araştıracağım
içine bakmak
bir şeyin içine doğru gözlerini çevirmek
She looked into the box
O kutunun içine baktı
çöp
Sahnedeistenmeyen veya işe yaramaz malzeme
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
ayaktakımı
genellikle alt tabakadan görülen ve kötü davranışları olan insanlar
He treats them like trash
Onlara ayaktakımı muamelesi yapıyor
kötülemek
birisi hakkında kötü şeyler söylemek
He likes to trash his rivals
Rakiplerini kötülemeyi seviyor
mahvetmek
bir şeyi yok etmek veya çok dağınık hale getirmek
They decided to trash the old room
Eski odayı mahvetmeye karar verdiler
paniklemek
Sahnedeaniden yoğun korku veya endişe hissetmek
I freaked out when I saw the spider
Örümceği görünce panikledim
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
panik krizi
aniden yaşanan yoğun korku veya panik hali
She had a major freak-out
Büyük bir panik krizi yaşadı
paniklemek
aşırı derecede üzülmek veya korkmak
Do not freak out about the exam
Sınav hakkında panikleme
paniklemek
aşırı derecede endişelenmek veya üzülmek
I started to freak out when I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettiğimde paniklemeye başladım
herkes
Sahnedetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
dergi
Sahnedemakaleler ve resimler içeren periyodik yayın
I read a fashion magazine
Bir moda dergisi okudum
şarjör
ateşli silahlarda mermilerin tutulduğu hazne
He put a new magazine into his gun
Silahına yeni bir şarjör taktı
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
sessizlik
Sahnedesesin yokluğu
I enjoy the silence
Sessizliği severim
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
binmek
Sahnedehareket eden bir hayvanın üzerine oturmak ve onu kontrol etmek
She is riding a horse
O bir ata biniyor
binmek
bir hayvanın veya aracın üzerine oturup gitmek
I am riding a horse
Ata biniyorum
bakmak
Sahnedebir kişi veya bir şey hakkında bilgi bulmaya çalışmak
I am looking up a new word
Yeni bir kelimeye bakıyorum
oğul
Sahnedeebeveynlerin erkek çocuğu
He is my son
O benim oğlum
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
didişme
Sahnedegürültülü ama önemsiz bir kavga
The siblings had a small squabble
Kardeşler arasında küçük bir didişme yaşandı
atışmak
önemsiz bir konu hakkında gürültülü bir şekilde tartışmak
They always squabble over who sits in the front seat
Ön koltukta kimin oturacağı konusunda hep atışırlar
didişmek
önemsiz bir konuda tartışmak veya kavga etmek
The children often squabble over toys
Çocuklar oyuncaklar yüzünden sık sık didişirler
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
konforlu
Sahnederahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
rahat
endişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
kat
Sahnedebir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
zemin
Sahnedebir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
gazlamak
bir aracın pedalına sonuna kadar basmak
He decided to floor it on the highway
Otoyolda gaza sonuna kadar basmaya karar verdi
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
boyama
Sahnedebir şeye renk verme işlemi
I love coloring pictures
Resimleri boyamayı seviyorum
ten rengi
bir kişinin teninin veya saçının doğal rengi
She has a pale coloring
Soluk bir ten rengi var
bir yer
Sahnedebelirli olmayan bir yer
I want to go someplace quiet
Sessiz bir yere gitmek istiyorum
kadın garson
Sahnederestoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought the menu
Kadın garson menüyü getirdi
garsonluk
bir restoranda yemek servisi yapma işi
She does waitressing for extra money
Ekstra para için garsonluk yapıyor
servis etmek
müşterilere yiyecek ve içecek sunmak
She serves food to the guests
Konuklara yemek servis ediyor
tur
Sahnedebir etkinliğin veya aktivitenin bölümü veya aşaması
He reached the final round
Final turuna ulaştı
yuvarlak
daire şeklinde olan
The table is round
Masa yuvarlak
tur
bir grup insan için alınan içkiler
It is my round
Bu tur benden
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
yeniden beraber
Sahnedeayrılıktan sonra tekrar ilişkiye başlama
They are back together
Onlar yeniden beraber
tekrar birleştirmek
ayrı parçaları tek bir bütün haline getirmek
I put the toy back together
Oyuncağı tekrar birleştirdim
yeniden bir araya gelmek
ayrı kaldıktan sonra tekrar buluşmak
The team is back together
Takım yeniden bir araya geldi
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
ağlamak
Sahnedegenellikle üzüntüden dolayı gözyaşı dökmek
He wept with sadness
Üzüntüden ağladı
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
renklendirmek
Sahnedebir şeyi daha heyecanlı veya ilginç hale getirmek
He tried to spice up the party with music
Partiyi müzikle renklendirmeye çalıştı