

How I Met Your Mother — Season 5 Episode 18
Kelimeler ve anlamları
477 kelime
Seviye
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
çorba
Sahnedesebzelerin veya etin suda pişirilmesiyle hazırlanan sıvı yiyecek
This soup is tasty
Bu çorba lezzetli
çorba
et, balık veya sebzelerin suda kaynatılmasıyla yapılan sıcak sıvı yiyecek
I like chicken soup
Tavuk çorbasını severim
çorba
sebzelerin veya etin pişirilmesiyle yapılan sıcak sıvı yiyecek
The soup is hot
Çorba sıcak
sınav
Sahnedebilgi veya yeteneğin resmi olarak kontrol edilmesi
I have an exam tomorrow
Yarın bir sınavım var
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
tadına bakmak için az miktarda yemek veya içmek
Please taste this soup
Lütfen bu çorbayı tat
tatmak
yemeğin veya içeceğin kalitesini anlamak için az miktarda almak
I want to taste the soup
Çorbayı tatmak istiyorum
Japon
SahnedeJaponya veya Japon halkı ile ilgili
I like Japanese food
Japon yemeklerini severim
kız arkadaş
Sahnederomantik ilişki içinde olunan kadın
He loves his girlfriend
Kız arkadaşını seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
ilkbahar
Sahnedekıştan sonra gelen mevsim
Flowers bloom in spring
Çiçekler ilkbaharda açar
yay
esneyebilen bükülmüş metal tel
This pen has a spring
Bu kalemin bir yayı var
fırlamak
aniden ve hızlıca hareket etmek
He sprang out of bed
Yataktan fırladı
kaynak
yeraltından doğal olarak suyun çıktığı yer
We drank water from the cold spring
Soğuk kaynaktan su içtik
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
karartmak
Sahnededaha az parlak hale getirmek
She dimmed the lights
Işıkları kararttı
loş
fazla ışık vermeyen
The room was dim
Oda loştu
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
boyunca
Sahnedebir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
boyunca
tüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
yanında
biriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
kütüphane
Sahnedekitapların saklandığı yer
I go to the library to study
Ders çalışmak için kütüphaneye giderim
Rocky Road
çikolata, marshmallow ve kuruyemiş içeren dondurma
I want a scoop of rocky road
Bir top Rocky Road istiyorum
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
timsal
bir niteliğin kusursuz örneği
She is the picture of health
O sağlığın timsalidir
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
planlamak
Sahnedebir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
et
Sahnedegıda olarak kullanılan hayvan eti
I like meat
Eti severim
et
yiyecek olan hayvan eti
We eat meat for dinner
Akşam yemeği için et yeriz
öz
bir şeyin en önemli veya temel kısmı
This is the meat of the story
Hikayenin can alıcı noktası burası
küflü peynir
Sahnedemavi damarlı bir peynir türü
I like bleu cheese
Küflü peyniri severim
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
sona erdirmek
bir ilişkiyi veya etkinliği sonlandırmak
They broke up the session
Oturumu sona erdirdiler
ayrılmak
romantik bir ilişkiyi bitirmek
They broke up last week
Geçen hafta ayrıldılar
parçalamak
bir şeyi çatlatmak veya bölmek
The ice began to break up
Buz parçalanmaya başladı
ayırmak
bir grubu veya kişileri birbirinden ayırmak
The police broke up the fight
Polis kavgayı ayırdı
kesilmek
telefon veya görüntülü görüşmede bağlantının bozulması
Your voice is breaking up
Sesin kesiliyor
sarsılmak
çok üzgün veya duygusal hissetmek
He broke up when he heard the news
Haberi duyduğunda sarsıldı
çıkmak
Sahnedebiriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
tuzağa düşürmek
Sahnedebirini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
tuzak
birini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
kapan
hayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
çekmece
Sahnedemasa veya dolaplarda bulunan çekilerek açılan bölme
Put the keys in the drawer
Anahtarları çekmeceye koy
çizer
resim yapan kimse
He is a talented drawer
O yetenekli bir çizer
çekmece
mobilyaların içindeki kayar bölme
Put your socks in the drawer
Çoraplarını çekmeceye koy
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
soğuk algınlığı
Sahnedeburun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
hazırlıksız
bir konu hakkında yeterli bilgiye veya deneyime sahip olmama durumu
She went into the interview cold
Görüşmeye hazırlıksız gitti
raf
Sahnedeeşyaları tutmak için kullanılan çerçeve veya raf
Put the shoes on the rack
Ayakkabıları rafa koy
göğüsler
bir kadının vücudunun üst ön kısmı
She has a large rack
Büyük göğüsleri var
zorlamak
zihinsel veya fiziksel stres yaratmak
I rack my brain to remember
Hatırlamak için beynimi zorluyorum
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
bekar
Sahnedeevli veya bir ilişkisi olmayan
She is currently single
O şu anda bekar
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek
sadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
ayak işi
Sahnedebelirli bir işi yapmak için çıkılan kısa yolculuk
I have to run some errands today
Bugün bazı ayak işlerini halletmem gerekiyor
rahatsızlık
Sahnedezorluk çıkaran durum
Sorry for the inconvenience
Verdiğimiz rahatsızlık için özür dileriz
rahatsız etmek
birine zorluk veya sıkıntı vermek
I hope this does not inconvenience you
Umarım bu sizi rahatsız etmez
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
vejetaryen
Sahnedeet içermeyen beslenme tarzı veya bu şekilde beslenen kişi
I am a vegetarian
Ben vejetaryenim
vejetaryen
et veya hayvansal ürün içermeyen sadece bitkisel gıdalardan oluşan
This meal is vegetarian
Bu yemek vejetaryen
mantıklı olmak
makul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet etmek
insanların gelmesini veya katılmasını sağlamak
The smell of food invites us to eat
Yemek kokusu bizi yemeye davet ediyor
davet etmek
birini bir etkinliğe gelmesi için çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
sorun
Sahnedebir problem veya zorluk
He is having some trouble
Bazı sorunlar yaşıyor
zahmet vermek
endişe veya kaygıya neden olmak
I do not want to trouble you
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız etmek
birini küçük bir sorunla veya ek işle uğraştırmak
Sorry to trouble you
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim
sorun
yaşanılan bir güçlük veya mesele
They had some trouble with the car
Arabayla ilgili bazı sorunlar yaşadılar
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
seçmek
bir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
satılmak
belirli bir fiyata sahip olmak
These shoes go for fifty dollars
Bu ayakkabılar elli dolara satılıyor
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
dışarı çıkmak
bir aktivite yapmak amacıyla evden ayrılmak
I go for a run in the morning
Sabahları koşuya çıkarım
unutmak
Sahnedebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
bugün
Sahnedeşu anki gün
Today is a sunny day
Bugün güneşli bir gün
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
mmm
yemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
saçma
Sahnedeinandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
yetersiz
ikna edici olmayan veya zayıf
That is a lame excuse
Bu çok yetersiz bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
sonunda varmak
nihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar
çalışmak
Sahnedebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konu hakkında bilgi edinmek için yapılan dikkatli inceleme
This study shows interesting results
Bu araştırma ilginç sonuçlar gösteriyor
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
genel kültür bilgileri
Sahnedeönemsiz veya ayrıntılı bilgi parçaları
I love learning random trivia
Rastgele genel kültür bilgileri öğrenmeyi severim
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
panjur
Sahnedeışığın girmesini kontrol eden açılır kapanır kapak
She closed the shutter
Panjuru kapattı
panjur
pencerelere takılan ve ışığı kontrol etmeyi sağlayan açılır kapanır kapak
She closed the shutter to block the light
Işığı engellemek için panjuru kapattı
tükenmiş halde devam etmek
çok az enerji veya kaynakla idare etmeye çalışmak
I am running on fumes after a long day
Uzun bir günün ardından artık tükendim
mutfak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am searching for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
açıklık
Sahnedeışığın geçmesine izin veren delik veya boşluk
The camera lens has a small aperture
Kamera lensinin küçük bir açıklığı var
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
kuru üzüm
Sahnedekurutulmuş üzüm
I like raisins
Kuru üzümleri severim
Aylar
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
aylar
yaklaşık 30 günden oluşan zaman birimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
iğrenç kişi
Sahnedehoş olmayan veya saldırgan kişi
He is such a skank
O tam bir iğrenç kişi
sürtük
Sahnedeçok sayıda cinsel partneri olan kadın
Nobody likes that skank
Kimse o sürtüğü sevmez
itici tip
Sahnedekaba veya sevimsiz kişi
Stop being such a skank
Bu kadar itici olmayı bırak
ahlaksız kadın
Sahnedehoş olmayan veya ahlaksız kadınlar için kullanılan hakaret
She called her a skank
Ona ahlaksız kadın dedi
not etmek
bir şeyi yazıya dökmek
Please write down my phone number
Lütfen telefon numaramı not et
değer düşürme
bir varlığın kayıtlı değerinin azaltılması
The company had to write down the value of its inventory
Şirket envanterinin değerini düşürmek zorunda kaldı
not etmek
bilgiyi kağıda veya dijital ortama kaydetmek
Please write down his phone number
Lütfen onun telefon numarasını not edin
rötuşlamak
bir şeyi geliştirmek için küçük değişiklikler yapmak
I need to touch up the paint on the wall
Duvardaki boyayı rötuşlamam gerekiyor
rötuş yapmak
görünüşünü iyileştirmek için yapılan küçük değişiklik
I need to touch up the paint
Boyayı rötuşlamam gerekiyor
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
Sahnedegerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
oluşturmak
Sahnedebir şeyi meydana getirmek veya şekillendirmek
She composed a poem
Bir şiir oluşturdu
bestelemek
müzik eseri yazmak
He likes to compose songs
Şarkı bestelemeyi sever
sakinleşmek
üzüldükten sonra kendini yatıştırmak
She took a breath to compose herself
Kendini sakinleştirmek için derin bir nefes aldı
yazmak
bir yazı veya müzik eseri oluşturmak
He had to compose an essay for class
Sınıf için bir kompozisyon yazması gerekiyordu
son dakika
bir etkinlikten veya son tarihten hemen önce
I sent the email at the last minute
E-postayı son dakikada gönderdim
son anda
çok geç kalmadan hemen önce
He arrived at the last minute
Son anda vardı
son dakika
yapılabilecek en son zamanda
We had a last minute change of plans
Son dakika plan değişikliği yaşadık
son anda
mümkün olan en son sürede
She finished her work at the last minute
İşini son anda bitirdi
son dakika
olabilecek en son zamanda gerçekleşen
He made a last minute decision
Son dakika kararı verdi
dönmek
dikkatini veya sözünü birine yöneltmek
She turned to the audience and began to speak
İzleyicilere döndü ve konuşmaya başladı
dönüşmek
bir durumdan farklı bir duruma geçmek
Water turns to ice
Su buza dönüşür
kanal değiştirmek
başka bir kanala veya istasyona geçiş yapmak
Please turn to the news channel
Lütfen haber kanalına geç