

How I Met Your Mother — 6. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
541 kelime
Seviye
video
Sahnedehareketli görüntülerin kaydedilmiş hali
I watched a funny video
Komik bir video izledim
videoya çekmek
hareketli görüntüleri kaydetmek
He wants to video the event
O etkinliği videoya çekmek istiyor
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
evcil hayvan
Sahnedekeyif ve arkadaşlık için beslenen hayvan
I have a pet dog
Evcil bir köpeğim var
okşamak
bir hayvanı veya kişiyi nazikçe okşamak
He petted the cat
Kediyi okşadı
PET taraması
vücuttaki dokuların işleyişini gösteren tıbbi görüntüleme testi
The doctor ordered a PET scan
Doktor bir PET taraması istedi
canım
Sahnedesevilen birine hitap etmek için kullanılan kelime
Good night, sweetheart
İyi geceler canım
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
gerçek
Sahnedesahte olmayan veya doğru olan
This is a true story
Bu gerçek bir hikaye
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The child is playing
Çocuk oyun oynuyor
müstehcen
Sahnedeahlaka aykırı veya utanç verici olan
The movie was banned for obscene scenes
Film müstehcen sahneleri nedeniyle yasaklandı
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
ortaokul
Sahnede12 ile 14 yaş arası öğrencilerin gittiği okul
I started junior high last year
Geçen yıl ortaokula başladım
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
gebe kalmak
Sahnedevücutta bir bebeğin oluşmaya başlaması
She wanted to conceive a child
Bir çocuk sahibi olmak istedi
meydana getirmek
yeni bir yaşamın başlamasını sağlamak
Nature conceives life in diverse ways
Doğa yaşamı çeşitli yollarla meydana getirir
tasarlamak
zihinde bir fikir oluşturmak
I cannot conceive of such a world
Böyle bir dünya hayal edemiyorum
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
silip süpürmek
Sahnedebir şeyi hızla ve iştahla yemek
The hungry boy devoured the pizza
Aç çocuk pizzayı silip süpürdü
yutmak
bir şeyi büyük bir ilgiyle ve hızlıca okumak
She devoured the book in one night
O kitabı bir gecede yuttu
utandırıcı
Sahnedebirinin kendini çekingen veya rahatsız hissetmesine neden olan
It was an embarrassing moment for me
Benim için utandırıcı bir andı
utanç verici
birini mahcup veya huzursuz hissettiren durum
It was an embarrassing moment
Bu utanç verici bir andı
mahcup
kendini çekingen veya huzursuz hissetme hali
I felt embarrassing when I tripped
Takılıp düştüğümde mahcup hissettim
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
bunu düşün
Sahnedebir konu üzerine derinlemesine düşünmek
I need time to think about it
Bunu düşünmek için zamana ihtiyacım var
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
onu al
Sahnedebir şeyi eline almak veya yerden kaldırmak
Pick it up from the floor
Onu yerden al
kaldığı yerden devam etmek
duraklamadan sonra tekrar başlamak
Let's pick it up tomorrow
Yarın kaldığımız yerden devam edelim
kapmak
bir şeyi resmi eğitim almadan kendiliğinden öğrenmek
I picked up some Spanish while traveling
Seyahat ederken biraz İspanyolca kaptım
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
ağlamak
Sahnedegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
dikkate alarak
Sahnedebir karar verirken belirli bir durumu göz önüne almak
Considering the rain we stayed home
Yağmuru dikkate alarak evde kaldık
düşünmek
bir şeyi dikkatlice düşünmek
I am considering a new job
Yeni bir iş düşünüyorum
Amerikalı
SahnedeAmerika Birleşik Devletleri'nden olan veya orayla ilgili olan
He is American
O Amerikalı
skrotum
Sahnedetestisleri tutan deri torbası
The scrotum protects the testicles
Skrotum testisleri korur
belirgin özellik
Sahnedebir şeyin ne olduğunu gösteren özellik
Attention to detail is the earmark of a professional
Detaylara dikkat etmek bir profesyonelin belirgin özelliğidir
ayırmak
belirli bir amaç için ayırmak
The government earmarked funds for education
Hükümet eğitim için ödenek ayırdı
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
sıkmak
Sahnedesıkıca kapatmak veya tutmak
He was clenching his fists
Yumruklarını sıkıyordu
kunduz
Sahnedenehirlerde barajlar yapan büyük bir hayvan
The beaver builds a dam
Kunduz bir baraj yapar
beaver uçağı
küçük ve dayanıklı bir uçak türü
The pilot landed the Beaver on the water
Pilot Beaver uçağını suya indirdi
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
çalışmak
Sahnededüzgün bir şekilde işlevini yerine getirmek
The new computer works well
Yeni bilgisayar iyi çalışıyor
eserler
birinin ürettiği veya yazdığı şeyler
He collected all of Mozart's works
Mozart'ın tüm eserlerini topladı
iş
yapılması gereken görev veya etkinlik
He has a lot of work to do
Onun yapacak çok işi var
fabrika
malların üretildiği veya endüstriyel işlerin yapıldığı yer
The steel works is very loud
Çelik fabrikası çok gürültülü
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
da da
Sahnedekısa bir müzikal ses veya nota
The song goes da da da
Şarkı da da da diye gidiyor
dada
bebeklerin çıkardığı ilk seslerden biri
The baby said dada
Bebek dada dedi
arkadaş
Sahnedesevdiğiniz ve birlikte vakit geçirdiğiniz kişi
He is my friend
O benim arkadaşım
Akrabalar
Kan bağı veya evlilik yoluyla birbirine bağlı insan grubu
They are my friends
Onlar benim akrabalarım
destekçiler
bir grubu veya davayı destekleyen insanlar
The museum has many friends who donate money
Müzenin para bağışlayan birçok destekçisi var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz insanlar
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz kişilerden oluşan grup
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
daha iyi durumda
Sahnededaha avantajlı veya mutlu bir halde olma
You would be better off taking the bus
Otobüse binmen daha iyi olur
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
makale
okul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
resmi
Sahnedeyetkili bir makamca tanınan
This is an official document
Bu resmi bir belgedir
resmi
resmi olarak onaylanmış
The news is now official
Haberler artık resmi
resmi
resmi bir şekilde tanınan
He has an official role
Onun resmi bir görevi var
yetkili
devlette veya bir kuruluşta görev ve yetkisi olan kişi
The official signed the document
Yetkili belgeyi imzaladı
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
kase
Sahnedeyemek için kullanılan yuvarlak ve derin kap
I have a bowl of soup
Bir kase çorbam var
yuvarlamak
bowling gibi bir oyunda topu yuvarlamak
He bowls the ball slowly
Topu yavaşça yuvarlıyor
turnuva
ödüllü bir yarışma veya müsabaka
They played in the big bowl
Büyük turnuvada oynadılar
top atmak
krikette vurucuya top göndermek
He learned how to bowl
Top atmayı öğrendi
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
gerçekten
sahiden ve şaka yapmadan
I seriously want to help
Gerçekten yardım etmek istiyorum
hasar
Sahnedebir şeyin değerini veya kullanışlılığını azaltan fiziksel zarar
The storm caused a lot of damage
Fırtına çok fazla hasara yol açtı
hesap
ödenmesi gereken para miktarı
How much is the damage for the meal
Yemeğin hesabı ne kadar
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
edinmek
bir şeyi kazanmak veya öğrenmek
He picked up a new language easily
O yeni bir dili kolayca edindi
fark etmek
bir şeyi farkına varmak ya da duymak
I picked up a faint sound
Hafif bir ses duydum
artmak
daha güçlü ya da daha fazla hale gelmek
Sales picked up this month
Satışlar bu ay arttı
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
program
Sahnedetelevizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
keytarist
Sahnedekeytar çalan müzisyen
The keytarist played a song
Keytarist bir şarkı çaldı
cenin
Sahnederahim içinde gelişen bebek
The fetus is growing
Cenin büyüyor
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
çözmek
Sahnedebir sorunun cevabını bulmak
She can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilir
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
okul
Sahnedeçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
yan yana
Sahnedebirbirinin yanında
They sat side by side
Yan yana oturdular
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
desteklemek
Sahnedebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
bölme
Sahnedebir şeyi parçalara ayırma eylemi
They agreed on the division of work
İşin bölünmesi konusunda anlaştılar
müzik grubu
İngiliz post-punk müzik tarzında bir grup
Division is a British post-punk band
Division bir İngiliz post-punk grubudur
kategori
bir şeyin ait olduğu sınıf veya grup
This belongs to the science division
Bu fen bilimleri kategorisine ait
bölüm
büyük bir organizasyonun parçası olan grup
She works in the marketing division
O pazarlama bölümünde çalışıyor
klavye
Sahnedebilgisayarda yazı yazmak için kullanılan tuşlu araç
I need a new keyboard
Yeni bir klavyeye ihtiyacım var
klavye
siyah ve beyaz tuşları olan müzik aleti
She plays the keyboard
O klavye çalıyor
joystick
Sahnedeoyunlarda veya makinelerde hareketi kontrol etmek için kullanılan cihaz
He uses a joystick to play the game
Oyunu oynamak için bir joystick kullanıyor
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
hiçbiri
Sahnedebir grup içinden hiçbiri
None of the students failed
Öğrencilerin hiçbiri kalmadı
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
sıcak
yüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
melek
Sahnedebazı dinlerde göksel bir haberci olan ruhani varlık
She believes in angels
O meleklere inanır
şımarık çocuk
Sahnedekötü davranan çocuk
He is acting like a brat
O şımarık bir çocuk gibi davranıyor
bratwurst
genellikle ızgarada pişirilen bir sosis türü
I like grilled brats
Izgara bratwurstları severim
asker çocuğu
askeri bir ailede büyüyen çocuk
She grew up as a military brat
O bir asker çocuğu olarak büyüdü
hikaye
Sahnedegerçek veya hayali olayların anlatımı
I read a short story
Kısa bir hikaye okudum
duş
Sahnedesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
geri kalan
Sahnedebir şeyin geri kalan kısmı
He ate the remainder of the cake
Pastanın geri kalanını yedi