

How I Met Your Mother — Season 6 Episode 9
Kelimeler ve anlamları
548 kelime
Seviye
toplamak
eşyaları saklamak veya taşımak için kutulara veya çantalara koymak
Please pack up your things
Lütfen eşyalarını topla
toparlanıp gitmek
bir yeri terk etmek veya bir etkinliği bitirmek
We should pack up and go home
Toparlanıp eve gitmeliyiz
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
program
Sahnedetelevizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
kanmak
yanlış bir şeye inanmaya kandırılmak
I fell for the trick
Tuzağa kandım
aşık olmak
birini sevmeye başlamak
He fell for her instantly
Ona anında aşık oldu
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
sade
Sahnedegösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basit
zor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
iliştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye tutturmak veya bağlamak
Please attach the photo to the form
Lütfen fotoğrafı forma iliştirin
belirgin özellik
Sahnedebir şeyin ne olduğunu gösteren özellik
Attention to detail is the earmark of a professional
Detaylara dikkat etmek bir profesyonelin belirgin özelliğidir
ayırmak
belirli bir amaç için ayırmak
The government earmarked funds for education
Hükümet eğitim için ödenek ayırdı
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
sevimli
Sahnedeçok etkileyici, tatlı ve şirin
The puppy is adorable
Köpek yavrusu çok sevimli
sinir bozucu
Sahnedehafif öfke veya rahatsızlık veren
That noise is very annoying
Bu gürültü çok sinir bozucu
sinir bozucu
hafif bir kızgınlığa veya sıkıntıya neden olan
The loud music is annoying
Yüksek sesli müzik sinir bozucu
rahatsız edici
kişiyi tedirgin eden veya huzursuz eden
She has an annoying habit
Onun rahatsız edici bir huyu var
hamile
Sahnedevücudunda bir bebeğin gelişmekte olması
She is pregnant
O hamile
hamile
karnında bebek taşıyan
She is pregnant with her first child
İlk çocuğuna hamile
manidar
gizli anlamlar taşıyan
The silence was pregnant with meaning
Sessizlik anlam yüklüydü
beşik
Sahnedebebekler için küçük yatak
The baby is sleeping in the crib
Bebek beşikte uyuyor
ev
kişinin yaşadığı yer
Welcome to my crib
Evime hoş geldin
yuva
birinin oturduğu mekan
Check out my new crib
Yeni yuvama bir bak
kopya çekmek
başkasının çalışmasını kendisininmiş gibi kullanmak
Do not crib during the exam
Sınav sırasında kopya çekme
çıkmaz
ilerleme veya başarı şansı olmayan
This job is a dead end
Bu iş bir çıkmaz
umutsuz
ilerleme şansı bulunmayan
The plan is a dead end
Plan umutsuz
çıkmaz sokak
ilerlemenin mümkün olmadığı durum
Their talks reached a dead end
Görüşmeleri bir çıkmaz sokağa girdi
çıkmaz
ilerleme veya başarı şansı olmayan durum
This job is a dead end
Bu iş bir çıkmaz
çıkmaz
ilerlemenin mümkün olmadığı nokta
This plan reached a dead end
Bu plan bir çıkmaza girdi
talep
Sahnedebir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
bir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
çiçek
Sahnedebir bitkinin renkli kısmı
This flower is red
Bu çiçek kırmızı
çiçek
bitkinin tohum oluşturan renkli kısmı
I gave her a beautiful flower
Ona güzel bir çiçek verdim
cenin
Sahnederahim içinde gelişen bebek
The fetus is growing
Cenin büyüyor
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
ikna edici
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğuna inandıran
He gave a convincing argument
İkna edici bir argüman sundu
ikna edici
birini bir şeyi yapmaya veya inanmaya sevk eden
He gave a convincing argument
İkna edici bir argüman sundu
uzay
SahnedeDünya atmosferinin dışındaki bölge
He wants to go to space
Uzaya gitmek istiyor
alan
boş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
çoğaltmak
Sahnedebir şeyin sayısını veya miktarını artırmak
Bacteria multiply quickly in heat
Bakteriler sıcakta hızla çoğalır
çoğalmak
sayı veya miktar olarak artmak
Their numbers multiply very quickly
Sayıları çok hızlı bir şekilde çoğalıyor
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
bezelye
Sahnedebir kapsül içinde büyüyen küçük yeşil sebze
I like eating peas
Bezelye yemeyi severim
kiralık
Sahnedebelirli bir süre kullanmak için ücret ödenen şey
The rental car is white
Kiralık araba beyazdır
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
malikane
Sahnedeçok büyük ve görkemli ev
He lives in a huge mansion
O, kocaman bir malikanede yaşıyor
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
sıcak
yüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
depresyonda
Sahnedeçok mutsuz ve umutsuz hisseden
He felt depressed after the news
Haberden sonra depresyona girdi
çok üzgün
derin bir mutsuzluk ve umutsuzluk içinde olan
She is depressed today
Bugün çok üzgün
depresif
kendini çok üzgün veya umutsuz hissetme
He felt depressed after the bad news
Kötü haberden sonra kendini depresif hissetti
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The child is playing
Çocuk oyun oynuyor
çocuk
Sahnedeyetişkinlik yaşının altındaki kişi
Every child needs love
Her çocuğun sevgiye ihtiyacı vardır
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
çok küçük
Sahnedeboyutu oldukça küçük olan
He has a tiny dog
Onun çok küçük bir köpeği var
minicik
aşırı derecede küçük olan
The insect is tiny
Böcek minicik
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
düello
Sahnedeiki kişi arasındaki dövüş
They fought a duel
Düello yaptılar
ceket
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen kıyafet
I am wearing a blue jacket
Mavi bir ceket giyiyorum
ceket
üst gövdeye giyilen kısa giysi
He wore a warm jacket
O sıcak bir ceket giydi
sürekli
Sahnedeher zaman olan
The world is constantly changing
Dünya sürekli değişiyor
tombul
Sahnedeyuvarlak ve dolgun olan
The baby has plump cheeks
Bebeğin tombul yanakları var
tombul
hoş bir şekilde dolgun ve yuvarlak
The baby has plump cheeks
Bebeğin tombul yanakları var
ömür
Sahnedebir ürünün kullanım süresi
The battery life is short
Pil ömrü kısa
hayat
canlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
yaşam
kişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
gelmek
bir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
yaratık
Sahnedehayvan veya canlı varlık
The sea is full of strange creatures
Deniz tuhaf yaratıklarla doludur
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
masaj
Sahnedekasları gevşetmek için yapılan vücut uygulaması
I need a massage
Bir masaja ihtiyacım var
masaj yapmak
birinin vücuduna ellerle bastırarak ovmak
She massaged my shoulders
Omuzlarıma masaj yaptı
striptiz yapan kişi
Sahnedekıyafetlerini çıkararak dans eden kişi
The stripper performed on stage
Striptiz yapan kişi sahnede performans sergiledi
striptizci
striptiz yapan kişi
She is a professional stripper
O profesyonel bir striptizci
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
parıldamak
Sahnedeküçük ışıklar yayarak parlamak
The diamonds sparkle in the light
Elmaslar ışıkta parıldıyor
çok
Sahnedebüyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
kısıtlamak
Sahnedebir şeyin miktarını kontrol etmek veya sınırlamak
The government had to ration food during the war
Hükümet savaş sırasında gıdayı kısıtlamak zorunda kaldı
tayın
bir kişiye verilen belirli miktarda yiyecek
The soldiers received their daily ration
Askerler günlük tayınlarını aldılar
yüksek sesli
Sahnedeçok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesle
güçlü ve kolay duyulabilir bir şekilde
Please speak loud
Lütfen yüksek sesle konuş
gürültülü
çok ses çıkaran
The party was very loud
Parti çok gürültülüydü
yüksek sesli
kolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
oturmak
Sahnedekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
susam
Sahnedeyemeklerde kullanılan küçük bir tohum
I love sesame seeds on my bread
Ekmeğimin üzerindeki susamları severim
meşgul
Sahnedeyapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
meşgul
yapacak çok işi olan
I am busy today
Bugün meşgulüm
yoğun
çok fazla aktivitenin olduğu
This is a busy street
Burası yoğun bir cadde
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
zayıf
Sahnedegücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
tahta
Sahnedeağaç gövdesinden elde edilen sert madde
This table is made of wood
Bu masa tahtadan yapılmıştır
orman
ağaçlarla kaplı geniş alan
They walked in the wood
Ormanda yürüdüler
cinsel uyarılma
fiziksel cinsel heyecan durumu
She felt a state of wood
O bir cinsel uyarılma halindeydi
röntgen
vücudun iç kısmının resmi
I need an x ray
Bir röntgene ihtiyacım var
röntgen filmi
radyasyon kullanılarak çekilen vücut içi fotoğraf
The x ray shows a break
Röntgen filmi bir kırığı gösteriyor
röntgen görüntüsü
radyasyon ile oluşturulan vücut içi resim
The doctor checked the x ray
Doktor röntgen görüntüsünü kontrol etti
röntgen taraması
radyasyonla çekilen vücut içi görüntü
She had an x ray scan
Röntgen taraması yaptırdı
X ışını
nesnelerin içini görüntülemeye yarayan bir ışın türü
Scientists studied the x ray
Bilim insanları x ışınını inceledi
röntgen
vücudun içini görmek için yapılan tıbbi inceleme
The doctor ordered an x ray
Doktor röntgen istedi
röntgen çekmek
X ışınlarını kullanarak bir şeyin içini görüntüleyip incelemek
The doctor will x ray my leg
Doktor bacağımın röntgenini çekecek
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
da da da da
kısa bir müzikal ses veya nota
He played da da da da on the piano
Piyanoda da da da da çaldı
tüm gün
günün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
bütün gün
günün tamamı boyunca süren
I worked all day today
Bugün bütün gün çalıştım
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
bir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
günlük
Sahnedeher gün gerçekleşen veya kullanılan
This is my everyday routine
Bu benim günlük rutinim
bebekler
Sahnedehenüz yürüyemeyen veya konuşamayan çok küçük çocuklar
Babies sleep a lot
Bebekler çok uyurlar
çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak
I am outta here
Ben buradan gidiyorum
atlatmak
zor bir durumdan sağ çıkmak veya baş etmek
We can get through this together
Bunu birlikte atlatabiliriz
geçmek
bir taraftan diğer tarafa başarıyla geçmek
The car could not get through the narrow street
Araba dar sokaktan geçemedi
atlatmak
zor bir durumla başarıyla başa çıkmak
She managed to get through her exams
Sınavlarını atlatmayı başardı
atlatmak
zor bir dönemi başarıyla geride bırakmak
We will get through this difficult week
Bu zor haftayı atlatacağız
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dikkate alarak
Sahnedebir karar verirken belirli bir durumu göz önüne almak
Considering the rain we stayed home
Yağmuru dikkate alarak evde kaldık
düşünmek
bir şeyi dikkatlice düşünmek
I am considering a new job
Yeni bir iş düşünüyorum
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
eğitici
Sahnedeeğitimle ilgili olan
This is an educational game
Bu eğitici bir oyun
hesaplamak
bir durumu anlamak için mantık yürütmek
If you do the math, you will see it is too expensive
Hesapladığında, bunun çok pahalı olduğunu göreceksin