

How I Met Your Mother — 6. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
464 kelime
Seviye
etiket
Sahnedeürün hakkında bilgi veren küçük parça
Check the label
Etiketi kontrol et
etiketlemek
bir şeyin üzerine isim veya bilgi yazmak veya yapıştırmak
Please label all your boxes
Lütfen tüm kutularınızı etiketleyin
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
arkadaş
Sahnedesevdiğiniz ve birlikte vakit geçirdiğiniz kişi
He is my friend
O benim arkadaşım
Akrabalar
Kan bağı veya evlilik yoluyla birbirine bağlı insan grubu
They are my friends
Onlar benim akrabalarım
destekçiler
bir grubu veya davayı destekleyen insanlar
The museum has many friends who donate money
Müzenin para bağışlayan birçok destekçisi var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz insanlar
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
efsanevi
Sahnedeçok ünlü ya da tanınmış olan
She is a legendary actress
O efsanevi bir oyuncudur
güle güle
Sahnedeveda etmek için kullanılan bir söz
Bye bye, see you later
Güle güle, sonra görüşürüz
hoşça kal
veda etme yolu
I said bye bye to my friend
Arkadaşıma hoşça kal dedim
bay bay
veda edip ayrılmak
He waved and said bye bye
El salladı ve bay bay dedi
yok
artık mevcut olmayan
The money is bye bye
Para artık yok
denemek
Sahnedekalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
sınav
bilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
deney
bir hipotezi sınamak için yapılan işlem
The scientist ran a test
Bilim insanı bir deney yaptı
en iyi şarkılar
Sahnedebir sanatçının en popüler şarkılarından oluşan koleksiyon
I bought their greatest hits album
Onların en iyi şarkılar albümünü satın aldım
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
ölümlü
Sahnedeeninde sonunda ölecek olan insan
We are all mortal
Hepimiz ölümlüyüz
ölümcül
ölüme neden olan
The wound was mortal
Yara ölümcüldü
ölümcül
ölüme neden olan
He suffered a mortal wound
O ölümcül bir yara aldı
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
uzanmak
Sahnedebir yüzeyde yatay pozisyonda durmak
I like to lie on the beach
Plajda uzanmayı severim
bulunmak
Sahnedebelirli bir yerde veya durumda olmak
The village lies in the valley
Köy vadide bulunur
yalan söylemek
gerçek olmayan bir şey söylemek
Do not lie to me
Bana yalan söyleme
hayat
Sahnedecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
yaşam
Sahnedekişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir ürünün kullanım süresi
The battery life is short
Pil ömrü kısa
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
sorun
Sahnedebir problem veya zorluk
He is having some trouble
Bazı sorunlar yaşıyor
zahmet vermek
endişe veya kaygıya neden olmak
I do not want to trouble you
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız etmek
birini küçük bir sorunla veya ek işle uğraştırmak
Sorry to trouble you
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim
sorun
yaşanılan bir güçlük veya mesele
They had some trouble with the car
Arabayla ilgili bazı sorunlar yaşadılar
dürüstlük
Sahnededürüst olma ve güçlü ahlaki ilkelere sahip olma özelliği
He is a man of great integrity
O, büyük bir dürüstlüğe sahip bir adamdır
bütünlük
tam ve eksiksiz olma durumu
The structural integrity of the bridge is weak
Köprünün yapısal bütünlüğü zayıf
başlatmak
Sahnedebir şeye başlangıç yapmak
They will launch the new product tomorrow
Yeni ürünü yarın piyasaya sürecekler
fırlatmak
bir şeyi güç kullanarak bir yere göndermek
They will launch the rocket today
Bugün roketi fırlatacaklar
atmak
bir şeyi havaya doğru şiddetle göndermek
He tried to launch the javelin
Cirit atmayı denedi
fırlatmak
bir uzay aracını veya roketi uzaya göndermek
They will launch the rocket tomorrow
Roketi yarın fırlatacaklar
yapman lazım
Sahnedebir şeyi yapmanın zorunlu veya gerekli olduğunu belirtir
You gotta see this movie
Bu filmi izlemen lazım
yapman lazım
bir şeyi yapmanın zorunlu olması
You gotta see this movie
Bu filmi görmen lazım
belâ
Sahnedesıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
lanetlemek
Sahnedesihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
lanet
kötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
küfretmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
aniden ayrılmak
Sahnedebir yerden veya durumdan aniden ayrılmak
I have to bail
Gitmem gerekiyor
kefalet
bir sanığın serbest kalması için ödenen para
He was released on bail
Kefaletle serbest bırakıldı
kurtarmak
birini zor bir durumdan çıkarmak
She had to bail him out of trouble
Onu zor durumdan kurtarması gerekti
alıntı yapmak
Sahnedebirinin sözlerini aktarmak
He likes to quote famous authors
Ünlü yazarlardan alıntı yapmayı sever
aynen aktarmak
birinin söylediği kelimeleri olduğu gibi tekrarlamak
Can you quote the text exactly
Metni aynen aktarabilir misin
fiyat teklifi
bir şeyin ne kadara mal olacağının belirtilmesi
He asked for a quote for the repairs
Tamirat için bir fiyat teklifi istedi
alıntı
bir metinden veya konuşmadan alınan kısa parça
She included a famous quote in her essay
Makalesine ünlü bir alıntı ekledi
karma
Sahnedehem erkeklerin hem de kadınların bir arada bulunduğu
They go to a coed school
Karma bir okula gidiyorlar
kız öğrenci
karma eğitim veren bir üniversitedeki kadın öğrenci
She is a coed at the university
O üniversitede bir kız öğrenci
iç harcı
Sahnedeözellikle yemeklerde bir şeyin içini doldurmak için kullanılan malzeme
She made the turkey stuffing
O hindi iç harcını yaptı
doldurma
bir şeyi bir kaba sıkıca yerleştirme
I am stuffing the pillow
Yastığı dolduruyorum
eşya
genel olarak şeyler veya nesneler
Put your stuff away
Eşyalarını kaldır
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
rahat
Sahnedekurallar veya korkuyla kısıtlanmamış
She is very uninhibited when dancing
Dans ederken çok rahattır
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
işten çıkış yapmak
Sahnedegün sonunda işten ayrıldığını kaydetmek
I clock out at five o'clock
Saat beşte işten çıkış yaparım
yağlamak
Sahnedebir yüzeye yağ sürmek
Grease up the pan before baking
Pişirmeden önce tavayı yağla
kapmak
Sahnedebir şeyi hızlıca almak
He snatched the keys
Anahtarları kaptı
aniden çekip almak
bir şeyi aniden almak
The thief snatched her bag
Hırsız çantasını aniden çekip aldı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
yemek
SahnedeYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
yemek yemek
SahnedeBesinleri ağza alıp yutmak
We eat dinner at six
Saat altıda akşam yemeği yeriz
tüketmek
Yiyerek bitirmek
He eats all the cookies
Bütün kurabiyeleri yer
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
çıkmak
Sahnedebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirin
hoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
gürleme
Sahnedeyüksek ve derin bir ses
I heard a loud boom
Yüksek bir gürleme duydum
hızla büyümek
hızla artmak veya başarılı hale gelmek
The local economy is booming
Yerel ekonomi hızla büyüyor
bom
mikrofon yelken veya kamerayı desteklemek için kullanılan uzun direk
The cameraman used a boom for the shot
Kameraman çekim için bir bom kullandı
patlama
ani ve heyecan verici bir olay
The fireworks went boom in the sky
Havai fişekler gökyüzünde patladı
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
mutfak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
belirmek
Sahnedegörünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
görünmek
belli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
apış arası
Sahnedebacakların birleştiği vücut bölümü
The pants are too tight in the crotch
Pantolon apış arası kısmından çok dar
görev yapmak
Sahnedebir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
servis yapmak
birine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam dereceye kadar
I completely forgot about it
Bunu tamamen unuttum
beyin fırtınası yapmak
Sahnedehızlıca birçok fikir üretmek
Let's brainstorm some ideas
Haydi biraz beyin fırtınası yapalım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
efsanevi
Sahnedeçok ünlü ve hakkında çok konuşulan
He is a legendary guitar player
O efsanevi bir gitaristtir
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
çok iyi işlemek
bir şeyin çok iyi veya başarılı şekilde çalışması
The new design is really singing
Yeni tasarım gerçekten çok iyi işliyor
övmek
birinden veya bir şeyden iyi bir şekilde bahsetmek
She sang his praises
Ondan övgüyle bahsetti
melodi
bir şarkıyı oluşturan müzikal notalar dizisi
That sing was very catchy
O melodi çok akılda kalıcıydı
mezuniyet
Sahnedeokulun bitirilmesi töreni
I am excited about my graduation
Mezuniyetim için heyecanlıyım
mezuniyet töreni
öğrencilerin okulu bitirdiği resmi tören
We attended the university graduation
Üniversite mezuniyet törenine katıldık
biraz
Sahnedeküçük bir derecede
I am slightly tired
Biraz yorgunum
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
şerefe
Sahnedeiçki içmeden önce söylenen söz
They said cheers and drank
Şerefe dediler ve içtiler
neşelendirmek
birini daha mutlu hissettirmek
I tried to cheer her up
Onu neşelendirmeye çalıştım
tezahürat yapmak
destek veya sevinçle bağırmak
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
yeniden buluşmak
Sahnedeayrı kaldıktan sonra tekrar bir araya gelmek
The friends reunited after ten years
Arkadaşlar on yıl sonra yeniden buluştu
yeniden birleştirmek
insanları veya şeyleri tekrar bir araya getirmek
The organization helped reunite the family
Kuruluş aileyi yeniden birleştirmeye yardımcı oldu
yeniden birleşmek
bir süreliğine ayrıldıktan sonra tekrar bir araya gelmek
The siblings reunited after many years
Kardeşler yıllar sonra yeniden bir araya geldi
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I have gotten a letter
Bir mektup aldım
olmak
farklı bir duruma geçmek
It has gotten cold
Hava soğudu
varmış
bir yere ulaşmış olma durumu
I have gotten to the station
İstasyona varmış durumdayım
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
koridor
Sahnedebinadaki uzun geçit
Walk down the hall
Koridorda yürü
salon
toplantılar veya etkinlikler için kullanılan büyük oda
The hall is very big
Salon çok büyük
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
düşmanlar
Sahnedebaşka birinden nefret eden veya onunla savaşan kişiler
They were enemies for years
Yıllarca düşmandılar
Şükran Günü
SahnedeKasım ayında ABD'de kutlanan şükran bayramı
We eat turkey on Thanksgiving Day
Şükran Günü'nde hindi yeriz
atkı
Sahnedeboyna takılan kumaş parçası
I wear a scarf in winter
Kışın atkı takarım
hızlıca yemek
yemeği çok çabuk tüketmek
He scarfed his lunch
Öğle yemeğini hızlıca yedi
atmak
Sahnedebir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
bağlamak
Sahnedebir ip veya halatla sabitlemek
Tie your shoelaces
Ayakkabı bağcıklarını bağla
kravat
boyna takılan kumaş parçası
He is wearing a red tie
Kırmızı bir kravat takıyor
beraberlik
aynı sayıda puana sahip olma durumu
The game ended in a tie
Maç beraberlikle bitti
bağ
iki şey veya kişi arasındaki ilişki
They have strong family ties
Güçlü aile bağları var
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü