

How I Met Your Mother — 6. Sezon Bölüm 14
Kelimeler ve anlamları
507 kelime
Seviye
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
yol vermek
Sahnededirenmeyi bırakmak veya kenara çekilmek
You must yield to pedestrians
Yayalara yol vermelisiniz
verim
üretilen şeyin miktarı
The farm had a high yield this year
Çiftlik bu yıl yüksek verim aldı
vermek
bir ürün veya sonuç ortaya koymak
This tree yields sweet apples
Bu ağaç tatlı elmalar veriyor
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
yetenekli
Sahnedebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
akmak
Sahnedesabit ve pürüzsüz bir şekilde hareket etmek
The river flows into the sea
Nehir denize akar
Akış
bir etkinliğe tamamen odaklanıp keyif alınan ruh hali
She was in a state of flow while painting
Resim yaparken akış halindeydi
adet kanaması
kadınların regl döneminde vücudundan dışarı çıkan kan
She experienced a heavy flow
Yoğun bir adet kanaması yaşadı
sokak
Sahnedeşehir içindeki yol
We live on this street
Bu sokakta yaşıyoruz
sokak görmüş
hayat tecrübesi olan
He is street smart
O sokak görmüş biri
sokak
sokakla ilgili
This is street fashion
Bu sokak modası
maytap
Sahnedeyakıldığında yüksek ses çıkaran küçük patlayıcı cihaz
The children lit a firecracker
Çocuklar bir maytap yaktı
çatapat
yüksek ses çıkaran küçük patlayıcı
He lit a firecracker in the backyard
Arka bahçede bir çatapat yaktı
enerjik kişi
enerjisi ve neşesi yüksek kimse
She is a real firecracker at parties
Partilerde tam bir enerji kaynağıdır
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
üçleme
Sahnedebirbirliyle ilgili üç kitap veya filmden oluşan seri
This movie is part of a trilogy
Bu film bir üçlemenin parçasıdır
grup
Sahnedebir arada olan şeyler topluluğu
I baked a batch of cookies
Bir parti kurabiye pişirdim
tilki
Sahnedekabarık kuyruklu vahşi bir hayvan
The fox is clever
Tilki zekidir
çekici kimse
çok çekici bir insan için kullanılan gayriresmi ifade
She is such a fox
O çok çekici biri
Fox
önemli bir Amerikan muhafazakar haber televizyon kanalı
I watched the news on Fox
Haberleri Fox kanalında izledim
domuz eti
Sahnededomuzdan elde edilen et
I do not eat pork
Domuz eti yemem
sevişmek
biriyle cinsel ilişkiye girmek
They porked all night
Bütün gece seviştiler
sevişmek
biriyle cinsel ilişkiye girmek
He bragged that he had porked her
Onunla seviştiğiyle övündü
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
krem
Sahnedecilt bakımı için kullanılan yumuşak madde
I use hand cream
El kremi kullanırım
krema
sütten elde edilen koyu beyaz sıvı
I put cream in my coffee
Kahveme krema koyarım
seçkinler
bir grubun en iyi veya en önemli üyeleri
He is the cream of the team
O takımın en iyisidir
kendinden geçmek
aşırı derecede heyecanlanmak veya heveslenmek
I almost creamed when I heard the news
Haberi duyduğumda neredeyse kendimden geçtim
doğa yürüyüşü
Sahnedekeyif için kırsal alanda yapılan yürüyüş
We went for a hike in the mountains
Dağlarda doğa yürüyüşüne çıktık
oyunu başlatmak
Amerikan futbolunda oyunu başlatma komutu
Hike the ball
Topu başlat
fırlatmak
bir şeyi hızlıca atmak
Hike the bag to me
Çantayı bana fırlat
yukarı çekmek
bir giysiyi vücutta daha yukarıya çekmek
She hiked up her socks
Çoraplarını yukarı çekti
doğa yürüyüşü
doğada uzun süreli yapılan yorucu yürüyüş
I want to hike in the mountains
Dağlarda doğa yürüyüşü yapmak istiyorum
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
vatansever
Sahnedeülkesine sevgi ve bağlılık gösteren
He is a very patriotic citizen
O, çok vatansever bir vatandaştır
güvenilir
Sahnedegüvenilebilen veya bel bağlanan
He is a trustworthy person
O güvenilir biridir
güvenilir
güven duyulabilen ya da itimat edilebilir
He is a trustworthy friend
O güvenilir bir arkadaştır
numara çevirmek
Sahnedebir telefon numarasını tuşlayarak aramak
Dial the number now
Şimdi numarayı çevir
ayarlamak
bir düğmeyi çevirerek ayar değiştirmek
Dial the temperature down
Sıcaklığı düşür
ayarlamak
bir şeyin miktarını veya seviyesini değiştirmek
You can dial the temperature to your liking
Sıcaklığı kendi tercihinize göre ayarlayabilirsiniz
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
bir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
Sahnedebüyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
yemek yeme
Sahnedeyiyecekleri ağza alıp yutma eylemi
Eating is important
Yemek yemek önemlidir
yemek yemek
yiyecekleri ağza alıp yutmak
I am eating an apple
Bir elma yiyorum
yemek yeme
gıdaları ağza alıp yutma eylemi
I am eating an apple
Bir elma yiyorum
yemek
ağza yiyecek alıp yutma eylemi
I am eating a healthy lunch
Sağlıklı bir öğle yemeği yiyorum
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
buluşmak
Sahnedebir proje üzerinde çalışmak için biriyle bir araya gelmek
Let us hook up tomorrow to finish the report
Raporu bitirmek için yarın buluşalım
ayarlamak
birisi için görüşme veya bağlantı ayarlamak
I can hook you up with a job
Sana bir iş ayarlayabilirim
takılmak
gündelik romantik veya cinsel amaçla buluşmak
They hooked up a few times
Birkaç kez takıldılar
bağlamak
cihazları veya makineleri birlikte çalışacak şekilde birbirine eklemek
Please hook up the printer to the computer
Lütfen yazıcıyı bilgisayara bağla
yakınlaşmak
biriyle cinsel veya romantik bir etkileşimde bulunmak
They hooked up at the party last night
Dün gece partide yakınlaştılar
tek gecelik ilişki yaşamak
biriyle geçici cinsel birliktelik yaşamak
They decided to hook up at the party
Partide tek gecelik ilişki yaşamaya karar verdiler
flört etmek
biriyle romantik veya cinsel ilişki kurmak
He started to hook up with his coworker
İş arkadaşıyla flört etmeye başladı
cinsel yakınlık kurmak
biriyle gündelik cinsel bir etkileşime girmek
They hooked up after the concert
Konserden sonra cinsel yakınlık kurdular
birlikte olmak
biriyle rastgele bir cinsel ilişki yaşamak
She hooked up with him last night
Dün gece onunla birlikte oldu
cinsel ilişkiye girmek
biriyle gündelik bir cinsel birleşme yaşamak
They hooked up in the bedroom
Yatak odasında cinsel ilişkiye girdiler
buluşmak
romantik veya cinsel amaçla bir araya gelmek
Let us hook up later tonight
Bu gece ilerleyen saatlerde buluşalım
kafa ovalama
Sahnedeparmak eklemleriyle kafaya yapılan şakacı ovalama
He gave his brother a noogie
Kardeşinin kafasını ovaladı
şaka yollu kafa vurma
Sahnedeparmak eklemleriyle kafaya yapılan şakacı vuruş
Stop giving me noogies
Kafama vurmayı bırak
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
mayonez
Sahnedeyumurta ve yağ ile yapılan koyu kıvamlı soğuk sos
I like mayonnaise in my sandwich
Sandviçimde mayonez severim
uçuş
Sahnedeuçakla yapılan yolculuk
The flight was long
Uçuş uzundu
merdiven kolu
iki kat arasındaki basamak dizisi
She climbed a flight of stairs
Bir merdiven kolunu çıktı
nöbet
ani ve kısa süreli tuhaf davranış veya duygu dönemi
He had a sudden flight of temper
Ani bir sinir nöbeti geçirdi
kaçma
tehlikeden uzaklaşmak için vücudun verdiği doğal tepki
The fight or flight response is instinctive
Savaş ya da kaç tepkisi içgüdüseldir
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
altı
Sahnede6 sayısı
I have six apples
Altı elmam var
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
fahişe
Sahnedepara karşılığı cinsel ilişkiye giren kişi
She called her a whore
Ona fahişe dedi
fahişe
birine hakaret etmek için kullanılan cinsel yönden ahlaksız olduğunu ima eden çok kaba bir kelime
He insulted her by calling her a whore.
Ona fahişe diyerek hakaret etti.
tıkıştırmak
Sahnedebir şeyi zorla dar bir alana sokmak
He crammed his clothes into the suitcase
Kıyafetlerini valize tıkıştırdı
tıkıştırmak
bir şeyi küçük bir alana zorla sığdırmak
He crammed all his clothes into the suitcase
Tüm kıyafetlerini valize tıkıştırdı
sınava yoğun çalışmak
kısa sürede çok miktarda konuyu öğrenmeye çalışmak
I had to cram for my history exam
Tarih sınavım için yoğun çalışmam gerekiyordu
görgü
Sahnedekibar ve uygun davranış biçimi
He behaved with decorum during the ceremony
Tören sırasında görgü kurallarına uygun davrandı
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
itibar
Sahnedeinsanların biri hakkındaki genel düşüncesi
He has a good reputation
Onun iyi bir itibarı var
itibar
insanların biri hakkında sahip olduğu düşünce
She has a good reputation in the company
Şirkette iyi bir itibarı var
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
öğretmek
Sahnedebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
gün
Sahnede24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
günler
24 saatlik süreler
I have been waiting for two days
İki gündür bekliyorum
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
gün
yirmi dört saatlik süre
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
dönem
belirli bir çağ veya zaman dilimi
Those were the glory days
Onlar görkemli dönemlerdi
zamanlar
birinin hayatındaki özel bir dönem
I miss my school days
Okul zamanlarımı özlüyorum
gündüz
güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zaman
The days are getting longer
Gündüzler uzuyor
süre
bir şeyin devam ettiği zaman aralığı
These days are very busy
Bu süreler çok yoğun
tarih
takvimdeki belirli bir zaman noktası
What are the days of the trip
Gezinin tarihleri nelerdir
günler
yirmi dört saatlik periyotlar
The days go by quickly
Günler çabuk geçiyor
bugünler
günümüz veya yakın geçmiş zaman
Life is easier these days
Bugünler hayat daha kolay
günler
yirmi dört saatlik süreler
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gün
yirmi dört saatten oluşan zaman birimi
It takes two days to walk there
Oraya yürümek iki gün sürer
zamanlar
geçmişte kalan bir dönem
Those were the good old days
O güzel eski zamanlardı
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
ırkçılık
Sahnedeırk temelinde yapılan adaletsiz muamele
Racism is a serious problem
Irkçılık ciddi bir sorundur
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
farkında
Sahnedebir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
tırabzan
Sahnedemerdivenlerde tutunmak için kullanılan korkuluk
Hold onto the banister
Korkuluğa tutun
mezuniyet balosu
Sahnedelise öğrencileri için düzenlenen resmi dans partisi
Are you going to the prom
Mezuniyet balosuna gidiyor musun
dalış
Sahnedebaş aşağı suya atlamak
He decided to dive into the pool
Havuza dalmaya karar verdi
salaş bar
kötü görünümlü ve ucuz eğlence yeri
They spent the night in a dive
Geceyi salaş bir barda geçirdiler
derinleşmek
bir konuyu yoğun şekilde çalışmak
You should dive into this new course
Bu yeni derse derinlemesine çalışmalısın
kumru
barışın sembolü olarak kullanılan beyaz kuş
A white dove flew away
Beyaz bir kumru uçup gitti
derinlemesine incelemek
bir konuyu detaylıca araştırmak
Let us dive into the details
Detayları derinlemesine inceleyelim
koca
Sahnedeevli olunan erkek
My husband is a doctor
Kocam bir doktordur
testis
Sahnedeerkek üreme organı
He got hit in the nuts
Testislerine darbe aldı
kuruyemiş
Sahnedeyenilebilen sert kabuklu tohum veya meyve
I love eating nuts
Kuruyemiş yemeyi severim
kaçık
çok tuhaf veya aptalca davranan kişi
He is a complete nut
O tam bir kaçık
somun
cıvataya takılan ortası delikli metal parça
Tighten the nut with a wrench
Somunu bir anahtarla sıkın
cep
Sahnedeeşya taşımak için kıyafete dikilmiş küçük torba
I have a coin in my pocket
Cebimde bir bozuk para var
cebe koymak
bir şeyi kendi cebine yerleştirmek
He pocketed the keys
Anahtarları cebine koydu
tam burada
Sahnedetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
tam burada
tam olarak bu noktada
Stay right here
Tam burada kal
burada
kişinin bulunduğu tam yer
My book is right here
Kitabım burada
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
eline su dökebilmek
Sahnedebirisi veya bir şey kadar iyi veya yetenekli olmak
He cannot hold a candle to his sister
Kız kardeşinin eline su dökemez
yırtmak
Sahnedebir şeyi kaba bir şekilde parçalamak veya koparmak
Do not rip the page
Sayfayı yırtma
huzur içinde yatsın
ölen biri için huzur dilemek amacıyla kullanılan ifade
Rest in peace, my friend
Huzur içinde yat dostum
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
şarjı bitmiş
Sahnedepilin veya enerjinin tükenmiş olması
My phone is out of juice
Telefonumun şarjı bitti
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
rol
Sahnedebir durum veya performansta üstlenilen görev
She played an important role in the project
Projede önemli bir rol oynadı
rol
film veya tiyatro oyununda oyuncunun canlandırdığı karakter
She played a lead role in the movie
O filmde başrolü oynadı
görev
bir durum içinde sahip olunan işlev veya konum
Everyone has a specific role in the project
Projede herkesin belirli bir görevi var
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var