

How I Met Your Mother — 6. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
562 kelime
Seviye
kendine zarar verme
Sahnedekişinin kendisine zarar vermesi
He struggled with self abuse
Kendine zarar verme sorunuyla mücadele etti
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sade
Sahnedegösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basit
zor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
iğrenç
Sahnedeçok nahoş veya şok edici
That smell is gross
Bu koku iğrenç
yüksek işlevli
Sahnedenormal şekilde çalışabilen ve yaşayabilen
He is a high functioning individual
O, yüksek işlevli bir bireydir
uçuş
Sahnedeuçakla yapılan yolculuk
The flight was long
Uçuş uzundu
merdiven kolu
iki kat arasındaki basamak dizisi
She climbed a flight of stairs
Bir merdiven kolunu çıktı
nöbet
ani ve kısa süreli tuhaf davranış veya duygu dönemi
He had a sudden flight of temper
Ani bir sinir nöbeti geçirdi
kaçma
tehlikeden uzaklaşmak için vücudun verdiği doğal tepki
The fight or flight response is instinctive
Savaş ya da kaç tepkisi içgüdüseldir
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
dikkatli ol
Sahnedeyakın tehlikeye karşı tetikte kalmak
Look out for cars when you cross
Karşıdan karşıya geçerken arabalara dikkat et
gözlemek
bir şeyin gelmesini beklemek veya takip etmek
Look out for my bus at the station
İstasyonda otobüsümü gözle
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
şansı olmak
Sahnedebaşarılı olma ihtimali olmak
I don't think we stand a chance
Şansımız olduğunu sanmıyorum
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
harika
Sahnedeçok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
dinlemek
Sahnedesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dinlemek
bir sesi veya konuşan kişiyi duymaya çalışmak
I like to listen to music
Müzik dinlemeyi severim
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
kulübe
Sahnedegenellikle kırsal bir bölgede yer alan küçük ve basit ev
They stayed in a small wooden cabin
Küçük bir ahşap kulübede kaldılar
kabin
uçaklarda yolcuların oturduğu kapalı bölüm
The flight attendant is in the cabin
Uçuş görevlisi kabinde
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
saklanmak
Sahnedebir yerde kalıp dışarı çıkmamak
They holed up in a small cabin
Küçük bir kulübeye kapandılar
ton
Sahnedeağırlık ölçü birimi ya da çok fazla miktar
I have a ton of homework
Tonla ödevim var
istisna
genel kurala dahil olmayan şey
There is a ton to every rule
Her kuralın bir istisnası vardır
kalabalık
çok sayıda insan veya miktar
A ton of people arrived
Bir kalabalık insan geldi
sosyete
İngiliz toplumundaki moda üst sınıf
She belongs to the ton
O sosyete kesiminden
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
bu sırada
Sahnedeiki olay arasında geçen sürede
I was cooking; meanwhile, he was reading
Ben yemek pişiriyordum; bu sırada o kitap okuyordu
bu arada
aynı süre içinde
I will cook meanwhile you set the table
Ben yemek yapacağım bu arada sen masayı kur
artırmak
Sahnedebir şeyi daha güçlü veya yoğun hale getirmek
We need to amp up the security
Güvenliği artırmamız gerekiyor
coşturmak
birini daha heyecanlı veya enerjik hissettirmek
The music really amped up the crowd
Müzik kalabalığı gerçekten coşturdu
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
papaya
Sahnedeturuncu etli tropikal bir meyve
I like eating papaya
Papaya yemeyi severim
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
ılık
Sahnedeorta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
ısınmak
sıcaklığı artmak
The room warmed quickly
Oda hızla ısındı
çaresiz
Sahnedekendi başına bir şey yapamayan
I felt helpless in that situation
O durumda kendimi çaresiz hissettim
birdenbire başlamak
Sahnedeaniden ve coşkuyla bir şeye başlamak
She burst into tears
Birdenbire ağlamaya başladı
dalmak
bir yere aniden ve zorla girmek
He burst into the room
Odaya aniden daldı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
çeviri
Sahnedekelimelerin başka bir dile dönüştürülme süreci
This translation is very accurate
Bu çeviri çok doğru
tercüme
metinleri bir dilden diğerine aktarma işi
He works in translation
O tercüme alanında çalışıyor
aniden çekip almak
Sahnedebir şeyi aniden almak
The thief snatched her bag
Hırsız çantasını aniden çekip aldı
nüfuz
Sahnedebaşkalarını kontrol etme veya etkileme yeteneği
He has a lot of power
Onun çok nüfuzu var
güç
bir şeyi yapabilme kapasitesi
He has the power to win
Kazanma gücü var
elektrik
ışık ve ısı sağlayan elektriksel kuvvet
The power went out
Elektrikler kesildi
güçle ilerlemek
büyük bir kuvvetle veya enerjiyle hareket etmek
The boat powered through the water
Tekne suyun içinde güçle ilerledi
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
pişirme
Sahnedeyiyecekleri ısı kullanarak pişirme etkinliği
I love baking cakes
Kek pişirmeyi severim
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
ölüm
Sahnedebir canlının hayatının sona ermesi
Death is a part of life
Ölüm hayatın bir parçasıdır
aksi takdirde
Sahnedeaksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
şaplak atmak
Sahnedebirinin kalçasına avuç içiyle vurmak
The mother spanked the child
Anne çocuğa şaplak attı
gece boyunca
Sahnedegece süresince
I stayed overnight at a hotel
Bir otelde gece boyunca kaldım
bir gecede
Sahnedeçok kısa sürede aniden
He became famous overnight
Bir gecede ünlü oldu
ertesi güne göndermek
bir şeyi ertesi gün ulaşacak şekilde göndermek
I will overnight the documents
Belgeleri ertesi güne göndereceğim
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
gücenme
Sahnedebirini kızdıran veya üzen durum
No offense intended
Seni gücendirmek istemedim
suç
yasa dışı bir eylem
It was a serious offense
Bu ciddi bir suçtu
saldırı
birine veya bir şeye saldırma eylemi
The army prepared a strong offense
Ordu güçlü bir saldırı hazırladı
yeterli olmak
bir ihtiyacı karşılayacak kadar uygun veya etkili olmak
This small amount will offense for the ticket
Bu küçük miktar bilet için yeterli olacaktır
tehdit
Sahnedezarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
tehdit
birine istediğini yapmazsa zarar vereceğini söyleme
He made a threat against his rival
Rakibine karşı bir tehditte bulundu
gelenek
Sahnedeuzun süredir devam eden uygulama veya alışkanlık
It is a family tradition
Bu bir aile geleneğidir
ileri
Sahnedeön tarafa veya geleceğe doğru
Step forward
İleri adım at
girişken
kaba görünebilecek kadar kendinden emin
He was too forward
Fazla girişkendi
forvet
sporlarda hücum oyuncusu pozisyonu
He plays as a forward
Forvet olarak oynuyor
iletmek
bir şeyi başka bir kişiye veya yere göndermek
Please forward the email
Lütfen e-postayı iletin
heves
Sahnedegüçlü heyecan veya ilgi
She has a lot of enthusiasm for her new job
Yeni işi için büyük bir hevesi var
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
dirsek
Sahnedekolun üst ve alt kısmını birleştiren eklem
I hit my elbow on the door
Dirseğimi kapıya çarptım
dirsek atmak
birini dirseğiyle itmek
He elbowed his way through the crowd
Kalabalığın içinde dirsek atarak ilerledi
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
bezelye
Sahnedebir kapsül içinde büyüyen küçük yeşil sebze
I like eating peas
Bezelye yemeyi severim
portakal suyu
Sahnedeportakaldan yapılan bir içecek
I drink orange juice for breakfast
Kahvaltıda portakal suyu içerim
nişanlı
Sahnedeevlenmek için sözleşmiş kimse
He is my fiancé
O benim nişanlım
önemsemek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında endişelenmek
I care about my grades
Notlarımı önemsiyorum
önemsemek
birine değer vermek veya onu sevmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
kıyafetler
Sahnedevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
giydirmek
birine kıyafetlerini giydirmek
She clothes the children
Çocukları giydiriyor
sarmal
Sahnedesarmal veya kıvrımlı şekilde olan
She drew a swirly line
Sarmal bir çizgi çizdi
seks yapmak
Sahnedecinsel aktivitede bulunmak
They decided to have sex
Seks yapmaya karar verdiler
hayalet
Sahnedegörünür bir ruh veya hayalet
A specter appeared in the hallway
Koridorda bir hayalet belirdi
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
memnun oldum
Sahnedetanışma sırasında kullanılan Fransızca bir kelime
Enchanté, I am Marc
Memnun oldum, ben Marc
büyülemek
birini çok etkileyip hayran bırakmak
Her beautiful voice enchanted everyone
Güzel sesi herkesi büyüledi
büyülemek
birine veya bir şeye sihirli büyü yapmak
The wizard enchanted the sword
Büyücü kılıcı büyüledi
sınıf
Sahnedebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
karışık
Sahnededurumu veya çözümü zor olan
Their relationship is complicated
Onların ilişkisi karışık
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar