

How I Met Your Mother — 6. Sezon Bölüm 23
Kelimeler ve anlamları
499 kelime
Seviye
tıpkıbasım
Sahnedebir şeyin birebir kopyası
This is a facsimile of the original document
Bu orijinal belgenin bir tıpkıbasımıdır
çıkarmak
Sahnedekıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yükselişe geçmek
başarılı veya popüler olmaya başlamak
Her career really started to take off
Kariyeri gerçekten yükselişe geçmeye başladı
izin almak
işten bir süre uzak kalmak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
fırlayıp gitmek
aniden ve hızlıca bir yerden ayrılmak
He took off as soon as the bell rang
Zil çalar çalmaz fırlayıp gitti
izin almak
işe ara vererek çalışmamak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
hızla uzaklaşmak
bir yerden aniden gitmek
He took off suddenly
O aniden hızla uzaklaştı
havalanmak
yerden göğe doğru yükselmek
The plane will take off now
Uçak şimdi havalanacak
havalanmak
bir uçağın veya aracın yerden yükselmeye başlaması
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
haber almak
Sahnedebirinden mesaj veya cevap almak
I hope to hear from you soon
Yakında senden haber almayı umuyorum
haber almak
birinden mesaj veya arama gelmesi
I want to hear from you soon
Yakında senden haber almak istiyorum
bilgi edinmek
birinden durum hakkında mesaj gelmesi
I heard from my brother about the results
Sonuçlar hakkında kardeşimden bilgi edindim
kötü bir şekilde
Sahnedeyetersiz veya hatalı bir biçimde
He played the game badly
Oyunu kötü oynadı
çok
çok fazla bir şekilde
I badly need some help
Çok yardıma ihtiyacım var
koruma
Sahnedebir şeyi güvenli bir şekilde tutma eylemi
The preservation of nature is important
Doğanın korunması önemlidir
sona erdirmek
Sahnedebir ilişkiyi veya etkinliği sonlandırmak
They broke up the session
Oturumu sona erdirdiler
parçalamak
bir şeyi çatlatmak veya bölmek
The ice began to break up
Buz parçalanmaya başladı
kesilmek
telefon veya görüntülü görüşmede bağlantının bozulması
Your voice is breaking up
Sesin kesiliyor
sarsılmak
çok üzgün veya duygusal hissetmek
He broke up when he heard the news
Haberi duyduğunda sarsıldı
hızla ilerlemek
buz hokeyinde buz üzerinde hızla kaymak
The player will break up the ice
Oyuncu buzun üzerinde hızla ilerleyecek
ayrılık
romantik bir ilişkinin sona ermesi
The break-up happened last week
Ayrılık geçen hafta gerçekleşti
ayrılmak
romantik bir ilişkiyi sonlandırmak
They decided to break up
Onlar ayrılmaya karar verdiler
başlangıç
Sahnedebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
bir nevi
Sahnedebir dereceye kadar
I only sort of agree
Sadece bir nevi katılıyorum
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
terk etmek
Sahnederomantik ilişkiyi bitirmek
She decided to dump him
Onu terk etmeye karar verdi
atmak
bir şeyi elden çıkarmak
I need to dump these files
Bu dosyaları atmam gerek
dışkı
vücuttan çıkan katı atık
The dog left a dump on the rug
Köpek halıya dışkısını bıraktı
harabe
pis ve dağınık yer
This apartment is a total dump
Bu daire tam bir harabe
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
gereğinden fazla maaş alan
Sahnedehak ettiğinden daha fazla ücret alan
The manager is overpaid
Müdür hak ettiğinden fazla maaş alıyor
çorap
Sahnedeayağa giyilen giysi
I have a blue sock
Mavi bir çorabım var
çorap
ayağa giyilen giysi
I lost my sock
Çorabımı kaybettim
çorap
ayağa geçirilen parça
Put on your socks
Çoraplarını giy
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
yazık
Sahnedebir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oy
Sahnedebir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
oy vermek
bir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
göz zevkini bozan şey
Sahnedebakıldığında çok çirkin görünen şey
That old building is an eyesore
Şu eski bina göz zevkini bozuyor
kanat
Sahnedekuşların veya böceklerin uçmak için kullandığı organ
The bird has a broken wing
Kuşun kanadı kırık
doğaçlama yapmak
hazırlık yapmadan bir şeyi gerçekleştirmek
I will wing the speech
Konuşmayı doğaçlama yapacağım
yaralamak
vücudun bir kısmını yaralamak
The hunter winged the bird
Avcı kuşu yaraladı
kanat
bir binanın veya organizasyonun yan kısmı
She is in the west wing
Batı kanadında
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
yasal
Sahnedehukukla veya avukatlarla ilgili
He needs legal advice
Hukuki tavsiyeye ihtiyacı var
yasal
yasalarca izin verilen
It is legal to drive here
Burada araba kullanmak yasal
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
mimar
Sahnedebinaları tasarlayan kişi
She is a professional architect
O profesyonel bir mimardır
mimar
binaları tasarlayan kişi
He is a talented architect
O yetenekli bir mimardır
mimar
binaları tasarlayan kişi
The architect designed a new building
Mimar yeni bir bina tasarladı
parçalara ayrılmak
Sahnedeparçalara bölünerek dağılmak
The old book is falling apart
Eski kitap parçalara ayrılıyor
dağılmak
duygusal kontrolü kaybetmek
She fell apart when she heard the news
Haberi duyunca dağıldı
parçalanmak
parçalara ayrılmak
The old toy fell apart
Eski oyuncak parçalandı
elde etmek
Sahnedebir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
skor
bir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
film müziği
bir film veya oyun için yazılmış müzik
The movie has an amazing score
Filmin müzikleri harika
yirmi
yirmi adetlik bir grup
A score of birds flew past
Yirmi kuş yanımızdan uçup geçti
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
pislik
Sahnedekaba veya dürüst olmayan kişi
I can't believe you're friends with that dirtbag
O pislikle arkadaş olduğuna inanamıyorum
pislik
dürüst olmayan veya kötü niyetli kimse
That guy is a complete dirtbag for lying to everyone
O adam herkese yalan söylediği için tam bir pislik
aşağılık herif
kaba ve saygısız kimse
He is such a dirtbag to speak to people like that
İnsanlarla öyle konuştuğu için tam bir aşağılık herif
bant
Sahnedeyapıştırmak için kullanılan yapışkan şerit
Use tape to fix the paper
Kağıdı düzeltmek için bant kullan
bantlamak
bir şeyi yapışkan bantla tutturmak
Tape the poster to the wall
Posteri duvara bantla
kaydetmek
ses veya görüntüyü kaydetmek
I will tape the game tonight
Bu akşamki maçı kaydedeceğim
kaset
ses veya görüntü kaydetmek için kullanılan manyetik şerit
He played the old tape
Eski kaseti oynattı
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
borç biriktirmek
Sahnedebir borcun veya faturanın artmasına neden olmak
He ran up a huge bill at the hotel
Otelde yüklü bir fatura biriktirdi
hızlanma koşusu
bir atlama veya atıştan önce hız kazanmak için yapılan kısa koşu
The athlete took a short run up before the jump
Atlet atlamadan önce kısa bir hızlanma koşusu yaptı
hazırlık dönemi
önemli bir olaydan önceki hazırlık süresi
There is excitement in the run up to the election
Seçim öncesindeki hazırlık döneminde büyük bir heyecan var
hazırlık dönemi
bir olaydan önceki zaman dilimi
He was busy in the run-up to the concert
Konser öncesindeki hazırlık döneminde meşguldü
koşarak yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru hızlıca hareket etmek
The child ran up to his mother
Çocuk annesine doğru koştu
hızlıca hazırlamak
bir şeyi aceleyle yapmak
I can run up a quick lunch for you
Senin için hızlıca bir öğle yemeği hazırlayabilirim
sunum
Sahnedebir kitleye yapılan konuşma veya gösteri
I have a presentation tomorrow
Yarın bir sunumum var
takdim
birine hediye verme eylemi
The presentation of the gift was touching
Hediyenin takdimi çok duygusaldı
daha kolay
Sahnedezorluğu daha az olan
This task is easier
Bu görev daha kolay
daha kolay
yapılması veya anlaşılması daha az güç olan
This math problem is easier than the last one
Bu matematik problemi sonuncusundan daha kolay
daha basit
zor olmayan ve uğraştırmayan
There is an easier way to solve this
Bunu çözmenin daha basit bir yolu var
kiralamak
Sahnedebir şeyi geçici olarak kullanmak için ücret ödemek
I want to rent a car
Bir araba kiralamak istiyorum
kira
bir mülkün kullanımı için ödenen para
The rent is too high
Kira çok yüksek
yorgan
Sahnedekuş tüyü veya sentetik liflerle doldurulmuş yumuşak yatak örtüsü
I bought a new duvet
Yeni bir yorgan aldım
tropikal orman
Sahnedesıcak bölgelerdeki yoğun orman
Many animals live in the jungle
Birçok hayvan tropikal ormanda yaşar
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
şaşırtıcı
Sahnedeşaşkınlık uyandıran
The news was surprising
Haber şaşırtıcıydı
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
sıkıca tutmak
Sahnedebir şeyi elinde sıkıca tutmak
He clutched the railing
Korkulukları sıkıca tuttu
portföy çanta
elde taşınan küçük çanta
She carried a gold clutch
Altın rengi bir portföy çanta taşıyordu
kurtarıcı
zor bir durumda çok yararlı veya önemli olan
That extra battery was clutch during the long flight
O yedek pil uzun uçuş sırasında kurtarıcıydı
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
sonunda varmak
Sahnedesonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
sonuçlanmak
sonunda belirli bir duruma veya yere gelmek
We might end up in a small town
Sonunda küçük bir kasabada kalabiliriz
dışkı
Sahnedekatı hayvan veya insan dışkısı
The dog left a turd on the grass
Köpek çime bir dışkı bıraktı
gün
Sahnede24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
günler
24 saatlik süreler
I have been waiting for two days
İki gündür bekliyorum
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
gün
yirmi dört saatlik süre
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
dönem
belirli bir çağ veya zaman dilimi
Those were the glory days
Onlar görkemli dönemlerdi
zamanlar
birinin hayatındaki özel bir dönem
I miss my school days
Okul zamanlarımı özlüyorum
gündüz
güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zaman
The days are getting longer
Gündüzler uzuyor
süre
bir şeyin devam ettiği zaman aralığı
These days are very busy
Bu süreler çok yoğun
tarih
takvimdeki belirli bir zaman noktası
What are the days of the trip
Gezinin tarihleri nelerdir
günler
yirmi dört saatlik periyotlar
The days go by quickly
Günler çabuk geçiyor
bugünler
günümüz veya yakın geçmiş zaman
Life is easier these days
Bugünler hayat daha kolay
günler
yirmi dört saatlik süreler
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gün
yirmi dört saatten oluşan zaman birimi
It takes two days to walk there
Oraya yürümek iki gün sürer
zamanlar
geçmişte kalan bir dönem
Those were the good old days
O güzel eski zamanlardı
gonad
Sahnedeüreme hücreleri üreten vücut bölümü
The gonads produce gametes
Gonadlar gametler üretir
etkinlik
Sahnedeyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
somut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
bira
Sahnedetahıldan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira istiyorum
bira
tahıllardan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira isterim
sağlamak
birine bir şey vermek
Can you beer me the pen
Bana kalemi sağlayabilir misin
ikram etmek
birine özellikle alkollü bir içecek vermek
Let me beer you a drink
Sana bir içecek ikram edeyim
büyülü
Sahnedesihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
büyü
Sahnedegizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
sihirbazlık
illüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
sihirli güç
imkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
kalmadı
Sahnedebir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
muhtemel
Sahnedegerçekleşme ihtimali yüksek olan
It is likely to rain today
Bugün yağmur yağması muhtemel
yayık
Sahnedetereyağı yapmak için kullanılan kap
The old butter churn is here
Eski tereyağı yayığı burada
çalkalanmak
şiddetli bir şekilde hareket etmek veya sallanmak
The water churned in the storm
Fırtınada sular çalkalandı
çalkalamak
bir şeyi kuvvetlice hareket ettirerek karıştırmak
The machine churns the mixture constantly
Makine karışımı sürekli olarak çalkalıyor
müşteri kaybı oranı
müşterilerin bir şirketin hizmetlerini kullanmayı bırakma oranı
We must reduce our churn rate
Müşteri kaybı oranımızı düşürmeliyiz
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
Sahnedekadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
ayırtmak
Sahnedebir şeyi kendisi için ayırmasını istemek
I would like to reserve a table
Bir masa ayırtmak istiyorum
rezerv
daha sonra kullanmak üzere saklanan kaynak
We have a fuel reserve
Yakıt rezervimiz var
koruma alanı
doğanın korunduğu özel bölge
This is a nature reserve
Burası bir doğa koruma alanı
ayırtmak
bir şeyi sonradan kullanmak üzere kendi adına ayırmak
I want to reserve a table for tonight
Bu akşam için bir masa ayırtmak istiyorum
jüri
Sahnedebir davanın sonucuna karar veren grup
The jury reached a verdict
Jüri bir karara vardı
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
bir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
New Yorklu
SahnedeNew York'ta yaşayan kişi
He is a true New Yorker
O gerçek bir New Yorklu
dergi
makaleler ve resimler içeren süreli yayın
I enjoy reading The New Yorker
The New Yorker okumaktan keyif alıyorum
ekleme
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katma işi
He made an addition to the list
Listeye bir ekleme yaptı
ek
bir şeye eklenen yeni parça
They built an addition to the house
Evi genişletmek için bir ek yaptılar
ek
daha önce belirtilenlere katılan şey
This is a great addition to the project
Bu projeye harika bir ek
ayrıca
daha önce söylenene ek olarak
In addition I want coffee
Ayrıca kahve istiyorum
sonuç
Sahnedebir şeyin son bölümü
The story has a happy conclusion
Hikayenin mutlu bir sonu var
sonuç
bir şey hakkında düşündükten sonra ulaşılan karar veya fikir
We reached a logical conclusion
Mantıklı bir sonuca vardık
sonuç
bir konuyla ilgili varılan nihai karar veya yargı
They reached a logical conclusion
Mantıklı bir sonuca vardılar
sıçan
Sahnedeuzun kuyruklu, genellikle haşere olan küçük bir kemirgen
There is a rat in the basement
Bodrumda bir sıçan var
ispiyonlamak
birini ele vermek
He ratted on his friends
Arkadaşlarını ispiyonladı
hain
birine ihanet eden kimse
He is a rat who betrayed his friend
O arkadaşına ihanet eden bir hain
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirin
hoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
bodrum
Sahnedebinanın zemin seviyesinin altındaki kat veya oda
The washing machine is in the basement
Çamaşır makinesi bodrumda
bodrum
bir binanın ana katının altındaki oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda saklıyoruz
bodrum
binanın zemin seviyesinin altında bulunan oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda tutuyoruz
zemin
Sahnedebir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
çözüm
Sahnedebir sorunu çözme yolu
We found a solution to the problem
Soruna bir çözüm bulduk
çözelti
içinde başka bir maddenin çözündüğü sıvı
Salt water is a simple solution
Tuzlu su basit bir çözeltidir
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
dikkate almak
Sahnedetavsiyeye kulak vermek veya ona uymak
He did not heed the warning
Uyarıyı dikkate almadı
dikkate almak
bir tavsiyeyi veya uyarıyı dinleyip uygulamak
You should heed his advice
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
kovmak
Sahnedebirini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş etmek
Sahnedesilahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
ateş
yanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu