

How I Met Your Mother — Season 7 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
541 kelime
Seviye
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
hanımlar
Sahnedekadınlar
The ladies are here
Hanımlar burada
hanımefendi
yetişkin kadın
She is a lady
O bir hanımefendidir
belirtmek
Sahnedebir şeyi işaret etmek veya bildirmek
Please indicate your choice
Lütfen seçiminizi belirtiniz
listelemek
Sahnedemaddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
saf
Sahnedetam veya eksiksiz
It was pure luck
Bu tamamen şanstı
saf
başka maddelerle karışmamış
This is pure water
Bu saf sudur
akşamdan kalma
Sahnedeçok fazla alkol aldıktan sonra kendini kötü hissetmek
He is hungover
O akşamdan kalma
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
uzay
SahnedeDünya atmosferinin dışındaki bölge
He wants to go to space
Uzaya gitmek istiyor
alan
boş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
beyaz
Sahnedekar gibi en açık renk
The snow is white
Kar beyazdır
beyazlar
beyaz renkli giysiler
Put the whites in the washing machine
Beyazları çamaşır makinesine koy
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
fiziksel olarak
Sahnedebedenle ilgili olarak
He is physically strong
O fiziksel olarak güçlüdür
kişi
Sahnedekişi için kullanılan gayriresmi bir sözcük
I am hanging out with my peeps
Arkadaşlarımla takılıyorum
dikizlemek
gizlice ve hızlıca bakmak
She peeped through the curtain
Perdenin arasından dikizledi
cikleme
kısa ve tiz bir ses
The chick gave a small peep
Civciv küçük bir cikleme çıkardı
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ikinci kale
beyzboldaki dört kaleden ikincisi
He ran to second base
İkinci kaleye koştu
tek kişilik
tek bir kişi tarafından yapılan
He ran a one man business
Tek kişilik bir işletme yönetti
tek kişilik
tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen
It was a one man project
Bu tek kişilik bir projeydi
gerçek
Sahnedehakiki ve doğru olan
This is real gold
Bu gerçek altın
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
rekabet
Sahnedekazanmaya veya daha iyi olmaya çalışma eylemi
There is a lot of competition between the two companies
İki şirket arasında büyük bir rekabet var
yarışma
insanların bir şeyi kazanmaya çalıştığı etkinlik
He won the photography competition
Fotoğrafçılık yarışmasını kazandı
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
emin olma
Sahnedebir şeyin doğru olduğundan emin olma hali
He answered with certainty
Emin bir şekilde cevap verdi
kesinlik
bir durumun şüphe götürmez olması
This is a certainty
Bu kesin bir durumdur
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
evet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
herhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
yolda
bir yerden başka bir yere giderken
I am on the way home
Eve gidiyorum
bebek beklemek
hamile olmak
They have a baby on the way
Bir bebek bekliyorlar
binmek
bir taşıta binmek
Get on the bus
Otobüse bin
telefona geçmek
telefonla görüşme yapmak
Get on the phone
Telefona geç
azarlamak
birinin davranışı hakkında şikayet etmek
Stop getting on at me
Beni azarlamayı bırak
idare etmek
bir durumla başa çıkmak
How are you getting on
Nasıl idare ediyorsun
yaşlanmak
ilerleyen yaşta olmak
He is getting on in years
O yaşlanıyor
sinirini bozmak
birini rahatsız etmek
You are getting on my nerves
Sinirlerimi bozuyorsun
Vay
Sahnedeşaşkınlık ifade etmek veya birini durdurmak için kullanılan ünlem
Woah look at that
Vay şuna bak
yerine getirmek
Sahnedebir görevi veya işlemi tamamlamak
They performed the task
Görevi yerine getirdiler
sergilemek
bir durumda belirli bir başarı veya davranış göstermek
The car performs well on the road
Araba yolda iyi performans sergiliyor
gerçekleştirmek
bir görevi veya işi yerine getirmek
They performed the experiment in the lab
Deneyi laboratuvarda gerçekleştirdiler
sahne almak
bir seyirci topluluğu önünde oynamak veya şarkı söylemek
The dancers perform every Friday
Dansçılar her cuma sahne alıyor
hazır
başlamaya veya devam etmeye hazır
I have my bags, so I'm good to go
Çantalarım yanımda, yani hazırım
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
timsah
Sahnedesuda yaşayan, uzun ağızlı büyük bir hayvan
The crocodile is in the river
Timsah nehirde
anlaşma
Sahnedekarşılıklı varılan uzlaşma veya teklif
We made a deal
Bir anlaşma yaptık
kart dağıtmak
bir oyunda kartları oyunculara paylaştırmak
It is your turn to deal
Kartları dağıtma sırası sende
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
mesele
çok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
sosyal
Sahnedetoplumla veya arkadaşlıklarla ilgili olan
She is a very social person
O çok sosyal bir insandır
sosyal medya
sosyal etkileşim için kullanılan bir web sitesi veya uygulama
I spend too much time on social media
Sosyal medyada çok fazla zaman harcıyorum
toplumsal
insanların gruplar halinde birlikte yaşamasıyla ilgili
This is a major social issue
Bu önemli bir toplumsal sorun
sosyal etkinlik
insanların eğlenmek veya sosyalleşmek için bir araya gelmesi
We went to a social last night
Dün akşam bir sosyal etkinliğe gittik
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
ünlü
Sahnedetanınmış kişi
She is a Hollywood celebrity
O, bir Hollywood ünlüsü
yüzeysel akış
Sahnedebir yüzeyden akıp giden sıvı
Rain creates runoff from the hills
Yağmur tepelerden yüzeysel akış oluşturur
işveren
Sahnedeinsanları işe alan kişi veya şirket
He is a fair employer
O, adil bir işverendir
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
zeki
Sahnedeçabuk öğrenen veya anlayan
She is a clever student
O zeki bir öğrencidir
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
program
Sahnedetelevizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
göstermek
bir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
tako
Sahnedetortilla ve iç malzemeden yapılan Meksika yemeği
I love eating tacos
Tako yemeyi severim
tako
Sahnedekatlanmış mısır tortillası ve iç malzemeden oluşan Meksika yemeği
He ordered a beef taco
Dana etli bir tako sipariş etti
tako
içine çeşitli malzemeler konulan katlanmış Meksika yemeği
I ate a delicious taco for lunch
Öğle yemeğinde lezzetli bir tako yedim
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
puan
Sahnedebir oyundaki başarı durumunu belirten sayılar
He scored ten points in the game
Oyunda on puan aldı
göstermek
bir şeyin yerini işaret etmek
He points to the map
O haritayı gösteriyor
noktalar
bir şeyin belirli özellikleri veya kısımları
These are important points
Bunlar önemli noktalar
ortaya çıkmak
beklenmedik bir şekilde görünmek veya bulunmak
He turned up unexpectedly
Beklenmedik bir şekilde ortaya çıktı
sesini açmak
ses düzeyini artırmak
Turn up the radio
Radyonun sesini aç
ortaya çıkmak
beklenmedik bir şekilde bir yere varmak veya görünmek
He did not turn up at the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkarmak
bir şeyi bulmak veya açığa çıkarmak
The police turned up some evidence
Polis bazı kanıtlar ortaya çıkardı
fit
Sahnede12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
ayaklar
vücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
gecenin sonu
bir etkinliğin veya günün sona erdiği zaman
We left the party at the end of the night
Partiden gecenin sonunda ayrıldık
cömert
Sahnedebaşkalarına vermeye veya paylaşmaya istekli
He is a very generous man
O çok cömert bir adam
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
amaç
Sahnedebir şeyin yapılma nedeni
What is the purpose of this meeting?
Bu toplantının amacı nedir?
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
bir an
Sahnedeçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
üç günlük
üç gün süren
I have a three day weekend
Üç günlük bir hafta sonum var
üç günlük
üç gün süren
It is a three day event
Bu üç günlük bir etkinlik
banyo
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
tuvalet
tuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
mimar
Sahnedebinaları tasarlayan kişi
He is a talented architect
O yetenekli bir mimardır
mimar
Sahnedebinaları tasarlayan kişi
She is a professional architect
O profesyonel bir mimardır
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
Sahnedebüyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
sürükleyici
Sahnededikkati sürekli canlı tutan
The speech was quite interesting
Konuşma oldukça sürükleyiciydi
ilginç
merak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
merak uyandırıcı
öğrenme isteği doğuran
The result was interesting
Sonuç merak uyandırıcıydı
ilginç
dikkat çekici veya merak uyandıran
That was an interesting movie
Bu ilginç bir filmdi
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
yaşasın
Sahnedemutluluk veya heyecan belirten bir ünlem
Yay! We won the game!
Yaşasın! Oyunu kazandık!
malum şeyler
konuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
çekicilik
Sahnedebakıldığında hoş görünme özelliği
Physical attractiveness is not everything
Fiziksel çekicilik her şey değildir
bildiri
Sahnederesmi ve halka açık bir açıklama
The government issued a formal declaration
Hükümet resmi bir bildiri yayınladı
her ne zaman
Sahnedeherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
yan dairede
yan binada veya odada olan
My friend lives next door
Arkadaşım yan dairede yaşıyor
yandaki
hemen yanında bulunan
My friend lives next door.
Arkadaşım yanda oturuyor.
bağış fonu
Sahnedebir kuruluşa verilen toplu para
The university has a large endowment
Üniversitenin büyük bir bağış fonu var
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
fırsat
bir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
sırılsıklam aşık
çok derin bir aşkla sevmek
He is head over heels in love with her
Ona sırılsıklam aşık
dart
Sahnedeküçük sivri okların tahtaya fırlatıldığı oyun
We played darts last night
Dün gece dart oynadık
hızla fırlamak
aniden ve hızlıca hareket etmek
The cat darted across the room
Kedi odanın karşısına hızla fırladı
dart oku
fırlatılan küçük sivri uçlu nesne
He threw a dart at the target
Hedefe bir dart oku fırlattı