

How I Met Your Mother — Season 7 Episode 16
Kelimeler ve anlamları
544 kelime
Seviye
satın almak
bir şeyi para vererek edinmek
I paid for the new house
Yeni evin parasını ödedim
bedelini ödemek
bir hatanın veya zararın karşılığını vermek
He will pay for his lies
Yalanlarının bedelini ödeyecek
parasını ödemek
bir şey için ücret vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ödeyeceğim
ödemek
bir borcu veya faturayı kapatmak için para vermek
I will pay for the dinner
Akşam yemeğini ben ödeyeceğim
deneysel
Sahnedeyeni fikirleri test etmek için kullanılan
This is an experimental drug
Bu, deneysel bir ilaçtır
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
koyu
Sahnedeaçık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karanlık
ışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
evlenmek
Sahnedebiriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
evli
eşi olan
He is married
O evli
dün
Sahnedebugünden önceki gün
It rained yesterday
Dün yağmur yağdı
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
borç
Sahnedeödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
tekrarlayarak söylemek
Sahnedebir şeyi ritmik bir şekilde defalarca söylemek
The crowd began to chant the player's name
Kalabalık oyuncunun adını tekrarlayarak söylemeye başladı
geriye dönüp bakma
Sahnedegeçmişte olanlar hakkında düşünme
In retrospect, I made a mistake
Geriye dönüp baktığımda bir hata yaptığımı anladım
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey ödemek zorunda olmak
I owe you ten dollars
Sana on dolar borcum var
borçlu olmak
birine geri ödeme yapma gerekliliği
I owe him five dollars
Ona beş dolar borçluyum
borçlu olmak
birine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
pis
Sahnedehoş olmayan veya kötü durumda olan
This hotel room is skanky
Bu otel odası çok pis
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
dalga geçmek
biriyle eğlenmek için gülmek
Don't laugh at him
Onunla dalga geçme
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
sendrom
Sahnedebir grup belirtiyle kendini gösteren tıbbi veya zihinsel durum
Down syndrome is a genetic condition
Down sendromu genetik bir durumdur
ebeveynlik yapmak
Sahnedebir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
ebeveyn
bir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
kuyruk
Sahnedebir hayvanın vücudunun arka ucundaki uzantı
The dog wags its tail
Köpek kuyruğunu sallar
yazı
madeni paranın tura olmayan tarafı
Heads or tails
Yazı mı tura mı
takipçi
birini gizlice izleyen kimse
The spy tried to lose his tail
Casus onu takip eden kişiyi atlatmaya çalıştı
israf etmek
Sahnedebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
şaplak atmak
Sahnedebirinin kalçasına avuç içiyle vurmak
The mother spanked the child
Anne çocuğa şaplak attı
rastgele
Sahnedebir plan veya düzen olmaksızın gerçekleşen
I picked a random number
Rastgele bir sayı seçtim
rastgele
belirgin bir plan veya düzen olmaksızın gerçekleşen
It was a random encounter
Rastgele bir karşılaşmaydı
yabancı
tanımadığınız kişi
A random messaged me
Bir yabancı bana mesaj attı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
köpek
Sahnededört bacaklı yaygın bir evcil hayvan
I have a small dog
Küçük bir köpeğim var
köpek
dört ayaklı evcil bir hayvan
The dog is playing in the park
Köpek parkta oynuyor
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
meme
Sahnedekadın göğsü için kullanılan gayri resmi terim
She has small boobs
Küçük memeleri var
aptalca hata
aptalca yapılan bir hata
I made a real boob
Gerçekten aptalca bir hata yaptım
aptal
aptal veya şapşal bir kişi
Stop acting like a boob
Aptal gibi davranmayı bırak
soğukkanlı davranmak
sakin davranmak ve duygularını belli etmemek
I was nervous but I tried to play it cool
Gergindim ama soğukkanlı davranmaya çalıştım
sakin davranmak
duygularını belli etmeden rahat bir şekilde hareket etmek
He tried to play it cool when he saw his ex
Eski sevgilisini görünce sakin davranmaya çalıştı
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
biriyle yatmak
birisiyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with her
Onunla yattı
birlikte uyumak
biriyle aynı yatakta uyumak
The child sleeps with his parents
Çocuk ebeveynleriyle birlikte uyur
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
geriye
Sahnedearkaya veya ters yöne doğru
He stepped backwards
Geriye doğru adım attı
tersten
ters yönde veya ters sırada
Can you count backwards from ten
Ondan geriye doğru sayabilir misin
ne olursa olsun
her ne yaşanırsa yaşansın
I will help you no matter what
Ne olursa olsun sana yardım edeceğim
ne olursa olsun
her durumda veya koşulda
I will help you no matter what
Sana ne olursa olsun yardım edeceğim
tahta
Sahnedeağaç gövdesinden elde edilen sert madde
This table is made of wood
Bu masa tahtadan yapılmıştır
orman
ağaçlarla kaplı geniş alan
They walked in the wood
Ormanda yürüdüler
cinsel uyarılma
fiziksel cinsel heyecan durumu
She felt a state of wood
O bir cinsel uyarılma halindeydi
ucube
Sahnedeçok garip veya alışılmadık kişi
He is a total freak
O tam bir ucube
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
dinlemek
sese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
sessiz
Sahnedeses çıkarmayan
The room was completely silent
Oda tamamen sessizdi
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
oturmak
Sahnedekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
korkutmak
birini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
biriyle ilişkiye başlamak
biriyle romantik bir ilişkiye başlamak
He is getting with Sarah
Sarah ile ilişkiye başlıyor
eskiden
Sahnedeçok uzun zaman önce
Stories of yore are often magical
Eskinin hikayeleri genellikle sihirli olur
enayi
Sahnedeaptal veya kolayca kandırılan kişi için kullanılan argo bir kelime
Don't be such a sucka
Bu kadar enayi olma
bazen
Sahnedebazı zamanlar, her zaman değil
Sometimes I wake up early
Bazen erken uyanırım
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
evrak çantası
Sahnedebelgeleri taşımak için kullanılan düz çanta
He carries a briefcase
Bir evrak çantası taşıyor
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
özel
Sahnedealışılmışın dışında ve farklı olan
I have a special task for you
Senin için özel bir görevim var
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
aynen aktarmak
Sahnedebirinin söylediği kelimeleri olduğu gibi tekrarlamak
Can you quote the text exactly
Metni aynen aktarabilir misin
alıntı yapmak
birinin sözlerini aktarmak
He likes to quote famous authors
Ünlü yazarlardan alıntı yapmayı sever
fiyat teklifi
bir şeyin ne kadara mal olacağının belirtilmesi
He asked for a quote for the repairs
Tamirat için bir fiyat teklifi istedi
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
dışkı
Sahnedevücuttan atılan katı atık
He dropped a deuce
Dışkıladı
zarar vermek
bir şeye zarar veya hasar vermek
Don't deuce the equipment
Ekipmana zarar verme
iki
zar veya kartlardaki 2 sayısı
He rolled a deuce
Zarla iki attı
incelemek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
He scoped out the area
Alanı inceledi
dürbün
görmek veya ölçmek için kullanılan cihaz
He looked through the scope
Dürbünden baktı
büyümek
Sahnedeboyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
dik dik bakmak
Sahnedebirine veya bir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
Why are you staring at me
Neden bana dik dik bakıyorsun
bakakalmak
şaşkınlıkla uzun süre bakmak
He stared in surprise
Şaşkınlıkla bakakaldı
teklif
Sahnedebir plan veya resmi teklif
He made a business proposal
Bir iş teklifi sundu
herkes
Sahnedeher bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
bütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
gerizekalı
Sahnedeakıllı olmayan biri için kullanılan çok kaba bir kelime
Stop acting like a dumbass
Gerizekalı gibi davranmayı bırak
ikiz kardeş
Sahnedeaynı anda doğan iki çocuktan biri
I have a twin brother
Bir ikiz kardeşim var
ikiz
aynı anda doğan iki kişiden her biri
They are twins
Onlar ikizler
gerçek
Sahnedehakiki ve doğru olan
This is real gold
Bu gerçek altın
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
son zamanlarda
Sahnedeyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
başına
Sahnedeher bir birim için geçerli olan miktar
It costs ten dollars per person
Kişi başı on dolar tutuyor
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor