

How I Met Your Mother — Season 7 Episode 18
Kelimeler ve anlamları
576 kelime
Seviye
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
nadir
Sahnedesık rastlanmayan veya görülmeyen
This is a rare coin
Bu nadir bir paradır
az pişmiş
çok kısa süre pişmiş
I like my steak rare
Bifteğimi az pişmiş severim
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
tık sesi çıkarmak
Sahnedekısa ve keskin bir ses çıkarmak
The lock made a click sound
Kilitten bir tık sesi geldi
kilometre
bir kilometre uzunluğundaki mesafe birimi
We traveled five clicks today
Bugün beş kilometre yol katettik
tıklamak
bir cihaz üzerindeki düğmeye basmak
Click the mouse to open the file
Dosyayı açmak için fareye tıklayın
kavramak
bir şeyi aniden anlamak
The solution finally clicked for me
Çözümü sonunda kavradım
asıl
Sahnedebir şeyin ilk hali veya versiyonu
This is the original painting
Bu asıl tablo
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
başlangıçtaki
başlangıçta olan
The original plan was better
Başlangıçtaki plan daha iyiydi
orijinal
bir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
ada
Sahnedeetrafı sularla çevrili kara parçası
This is a small island
Bu küçük bir ada
ada
dört bir yanı sularla çevrili kara parçası
They live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorlar
ada
etrafı sularla çevrili olan toprak kütlesi
Hawaii is a famous island
Hawaii ünlü bir adadır
evsiz
Sahnedeyaşayacak bir yeri olmayan
He is homeless
O evsiz
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
Sahnedebir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
kurtulmak
Sahnedekötü bir durumdan uzaklaşmak
He tried to escape the noise
Gürültüden kurtulmaya çalıştı
kaçmak
Sahnedetehlikeli bir yerden uzaklaşmak
They had to escape the fire
Yangından kaçmak zorunda kaldılar
firar etmek
hapsedildiği bir yerden çıkmak
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden firar etti
sürükleyici
Sahnededikkati sürekli canlı tutan
The speech was quite interesting
Konuşma oldukça sürükleyiciydi
ilginç
merak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
merak uyandırıcı
öğrenme isteği doğuran
The result was interesting
Sonuç merak uyandırıcıydı
ilginç
dikkat çekici veya merak uyandıran
That was an interesting movie
Bu ilginç bir filmdi
çılgınca
Sahnedeçok aptalca veya mantıksız olan
That is an insane idea
Bu çılgınca bir fikir
yemin etmek
Sahnedebir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
herhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
şişe kapağı
şişenin üst kısmını kapatan kapak
Where is the bottle cap?
Şişe kapağı nerede?
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
şarkı
Sahnedesözleri olan kısa müzik parçası
She sang a short song
Kısa bir şarkı söyledi
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
son
bir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
örneğin
örnek vermek için kullanılır
I like fruit, for example, apples
Meyveleri severim, örneğin elmaları
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
doğu
Sahnedebatının zıttı olan yön
The sun rises in the east
Güneş doğudan doğar
kilit
Sahnedekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
kesin sonuç
olması kesin olan durum
This victory is a lock
Bu zafer kesin
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit hareketi
dans esnasında yapılan ani durma hareketi
The dancer performed a sharp lock
Dansçı keskin bir kilit hareketi yaptı
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
program
televizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
dik dik bakmak
Sahnedebirine veya bir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
Why are you staring at me
Neden bana dik dik bakıyorsun
bakakalmak
şaşkınlıkla uzun süre bakmak
He stared in surprise
Şaşkınlıkla bakakaldı
parmak
Sahnedeelin beş uzun kısmından her biri
I have a ring on my finger
Parmağımda bir yüzük var
suçlamak
birini bir suçtan sorumlu tutmak
She fingered him as the thief
Onu hırsız olarak o suçladı
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
sonra
Sahnededaha sonraki bir zamanda
We had dinner and went for a walk afterwards
Akşam yemeği yedik ve sonrasında yürüyüşe çıktık
eşcinsel
Sahnedeaynı cinsiyetten kişilere ilgi duyan
He is gay
O eşcinsel
eşcinsel
LGBTQ kültürüyle ilişkilendirilen kişi
He is an openly gay man
O açık bir eşcinsel erkek
eğlenceli
insanları güldürmeyi amaçlayan neşeli durum
The party had a gay atmosphere
Partinin eğlenceli bir atmosferi vardı
rahatsız etti
Sahnedebirini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
aldı
Sahnedebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
dans etmek
Sahnedemüzik eşliğinde vücudu hareket ettirmek
She loves dancing
O, dans etmeyi sever
dans etme
vücudunu müzikle hareket ettirme
They are dancing
Onlar dans ediyor
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle değiştirmek
I want to switch my seat
Koltuğumu değiştirmek istiyorum
anahtar
bir cihazı açıp kapatmaya yarayan düzenek
Where is the light switch
Işık anahtarı nerede
düğme
bir şeyi açıp kapatmak için kullanılan küçük kontrol
Press the switch to start
Başlatmak için düğmeye basın
takas etmek
bir şeyi başka bir şeyle karşılıklı değiştirmek
Let's switch phones
Telefonlarımızı takas edelim
bowling oyuncusu
Sahnedebowling oyunu oynayan kişi
He is a professional bowler
O profesyonel bir bowling oyuncusudur
melon şapka
yuvarlak sert keçeden yapılmış kenarları kıvrık şapka
He wore a black bowler
Siyah bir melon şapka taktı
çekici
Sahnedefiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
cinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
yüzyıl
Sahnedeyüz yıllık süre
The castle is five centuries old
Kale beş yüzyıllık
yüzyıl
yüz yıllık bir dönem
It happened a century ago
Bu bir yüzyıl önce oldu
yüzyıllar
yüz yıllık dönemler
It has taken centuries to build
İnşası yüzyıllar sürdü
Yüzyıl
100 yıllık bir dönem
We live in the twenty first century
Yirmi birinci yüzyılda yaşıyoruz
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
tütsülemek
Sahnedeet veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
sigara içmek
Sahnedeyanan bir şeyin dumanını solumak
He does not smoke
O sigara içmez
duman
yanan maddelerin oluşturduğu görünür gaz
There is a lot of smoke
Çok fazla duman var
çok çekici
çok çekici veya güzel görünen kimse (argo)
She is a total smoke
O çok çekici biri
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
fazla kalmak
Sahnedeistenenden daha uzun süre kalmak
They overstayed their visa
Vize sürelerini aştılar
hobi
Sahnedeboş zamanlarda keyif için yapılan etkinlik
Reading is my favorite hobby
Okumak benim en sevdiğim hobimdir
uğraş
zevk için yapılan aktivite
Painting is a relaxing hobby
Resim yapmak rahatlatıcı bir uğraştır
hobi
boş vakitlerde keyif için yapılan etkinlik
Her hobby is painting pictures
Hobisi resim yapmaktır
uğraşı
boş zamanları değerlendirmek için yapılan eğlenceli iş
Gardening is his favorite leisure activity
Bahçe işleri onun en sevdiği uğraşıdır
kusur
Sahnedebir şeydeki hata veya eksiklik
There is a small flaw in the diamond
Elmasın küçük bir kusuru var
ipek
Sahnedeipekböceklerinden üretilen yumuşak ve parlak bir kumaş
This scarf is made of silk
Bu atkı ipekten yapılmıştır
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
He attempted to open the door
Kapıyı açmaya çalıştı
denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I attempted to fix the car
Arabayı tamir etmeyi denedim
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
hayal
Sahnedearzu edilen bir şeye dair kurulan hoş düşünce veya rüya
He has a fantasy of traveling the world
Dünyayı gezme hayali var
fantezi
gerçek olmayan şeyleri konu alan hikaye
She loves reading fantasy books
O fantezi kitapları okumayı seviyor
tarih
Sahnedeayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
çıkmak
Sahnedebiriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
Sorun değil
teşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
yüksük
Sahnedeiğneyi itmek için parmağa takılan küçük metal kap
She used a thimble to sew the button
Düğmeyi dikmek için bir yüksük kullandı
vızıldamak
Sahnededüşük ve sürekli bir uğultu çıkarmak
Bees buzz around the flowers
Arılar çiçeklerin etrafında vızıldar
heyecan
mutluluk veya uyarılma hissi
I felt a buzz after the game
Maçtan sonra bir heyecan hissettim
zile basmak
giriş izni vermek için zile basmak
Please buzz me in
Lütfen kapıyı açın
vızıltı
düşük ve sürekli bir uğultu sesi
There is a constant buzz in the room
Odada sürekli bir vızıltı var
vurmak
Sahnedesert bir şekilde vurmak
He struck the ball
Topa vurdu
grev
Sahnedeişçilerin protesto amacıyla çalışmayı durdurması
The workers are on strike
İşçiler grevde
silmek
bir şeyi listeden veya yazıdan çıkarmak
Strike his name from the list
Onun adını listeden silin
izlenim vermek
birinde belirli bir duygu veya düşünce uyandırmak
He strikes me as a kind person
Bana kibar bir insan izlenimi veriyor
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
şimdiye kadar
şu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
aptalca hata
Sahnedeaptalca yapılan bir hata
I made a real boob
Gerçekten aptalca bir hata yaptım
meme
kadın göğsü için kullanılan gayri resmi terim
She has small boobs
Küçük memeleri var
aptal
aptal veya şapşal bir kişi
Stop acting like a boob
Aptal gibi davranmayı bırak
dürüst
Sahnededoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
eğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
doğrudan
durmadan veya yön değiştirmeden
Go straight to the office
Doğrudan ofise git
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
sunucu
Sahnedeperformans sergileyenleri tanıtan kişi
He was the emcee for the event
Etkinliğin sunucusu oydu
senkronize etmek
Sahnedeşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
yatak odası
Sahnedeuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
iş adamı
Sahnedeticari işlerle uğraşan erkek
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamı
iş adamı
bir işletmeyi yöneten kişi
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamıdır
iş adamı
iş dünyasında üst düzey pozisyonda çalışan erkek
The businessman leads his company
İş adamı şirketini yönetiyor
gerçek
Sahnedehakiki ve doğru olan
This is real gold
Bu gerçek altın
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
eşyalar
Sahnedekişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
kucak
Sahnedeotururken bacakların üst kısmında oluşan düz alan
The baby slept in her lap
Bebek onun kucağında uyudu
tur
bir pist veya parkur etrafındaki tam bir tur
He ran one lap of the track
Pistte bir tur koştu
tur bindirmek
bir yarışta rakibine tam bir tur fark atarak onu geçmek
The leader lapped the other runners
Lider diğer koşuculara tur bindirdi
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
lüks
Sahnedepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
gibi görünüyor
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor