

How I Met Your Mother — 7. Sezon Bölüm 23
Kelimeler ve anlamları
471 kelime
Seviye
merak etmek
Sahnedebir şeyi kendi kendine sormak veya merak duymak
I wonder why she is late
Neden geç kaldığını merak ediyorum
hayranlık
şaşkınlık ve hayranlık duygusu
She looked at the stars in wonder
Yıldızlara hayranlıkla baktı
harika
şaşkınlık veya hayranlık uyandıran şey
The pyramids are a wonder of the world
Piramitler dünyanın bir harikasıdır
yerleştirmek
Sahnedebirine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
oturma yeri
üzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
tek
Sahnedeyalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
gezegen
Sahnedeuzaydaki büyük yuvarlak nesne
Earth is our planet
Dünya bizim gezegenimizdir
teslim etmek
Sahnedebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
yerine getirmek
vaat edilen veya beklenen bir şeyi gerçekleştirmek
They promised to deliver results
Sonuçları yerine getireceklerine söz verdiler
sunmak
bir topluluğa resmi bir konuşma yapmak
The professor will deliver a lecture today
Profesör bugün bir ders sunacak
doğum
Sahnedebir bebeğin dünyaya geldiği an
The date of birth is important
Doğum tarihi önemlidir
doğurmak
bir şeyin dünyaya gelmesini veya var olmasını sağlamak
The artist gave birth to a masterpiece
Sanatçı bir şaheser doğurdu
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
What is the birth of this character
Bu karakterin ismi nedir
soy
bir kişinin dünyaya geldiği aile veya sosyal sınıf
He is of noble birth
O asil bir soydan geliyor
doğurmak
bir canlıyı dünyaya getirmek
She gave birth to a baby
O bir bebek doğurdu
dönem
Sahnedeyılın dört zaman diliminden biri
Each season lasts three months
Her mevsim üç ay sürer
sezon
bir televizyon veya radyo dizisinin bölümleri
I am watching the second season
İkinci sezonu izliyorum
tatlandırmak
yemeğe tuz veya baharat eklemek
Season the chicken with some salt
Tavuğu biraz tuzla tatlandır
mevsim
bir yılın belirli bir aktivite için ayrılmış dönemi
Summer is my favorite season
Yaz benim en sevdiğim mevsim
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
giriş
Sahnedebir binaya veya odaya girilen yer
The entrance is over there
Giriş şurada
Giriş
Bir yere girme eylemi
He made a quick entrance
Hızlı bir giriş yaptı
Büyülemek
Birini hayranlıkla doldurmak
They entrance the audience
Seyirciyi büyülüyorlar
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
tükenmek
Sahnedebir şeyin artık kalmamış olması
We ran out of milk
Sütümüz tükendi
dışarı fırlamak
bir yerden hızla koşarak çıkmak
He ran out of the building
Binadan dışarı fırladı
yetkililer
Sahnedekural veya yasaları uygulama gücüne sahip kişiler
The authorities are investigating the case
Yetkililer vakayı araştırıyor
bademcik
Sahnedeboğazda bulunan küçük bir organ
My tonsils are swollen
Bademciklerim şişmiş
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
Sahnedeküçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
olağandışı bir şekilde
Sahnedeçok sıra dışı veya anormal bir şekilde
He is freakishly tall
O, olağandışı derecede uzun
arka
Sahnedebir şeyin arka tarafında olan
The horse has strong hind legs
Atın güçlü arka bacakları vardır
dişi geyik
kızıl geyiğin dişisi
The hind ran quickly into the woods
Dişi geyik hızla ormana doğru koştu
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
kasılma
Sahnedebir kasın aniden gerilmesi veya sıkılaşması
She felt a muscle contraction
Bir kas kasılması hissetti
büzülme
daha kısa veya dar hale gelme süreci
Thermal contraction happens in cold weather
Termal büzülme soğuk havalarda olur
kardiyoloji
Sahnedekalp hastalıklarının incelenmesi ve tedavisi
He is studying cardiology
Kardiyoloji okuyor
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
kuru temizleme yapmak
Sahnedegiysileri su yerine kimyasallarla temizlemek
I need to dry clean this dress
Bu elbiseyi kuru temizlemeye vermeliyim
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
kol saati
Sahnedebileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
dikkat dağıtıcı
Sahnededikkati başka yöne çeken şey
The noise was a distraction
Gürültü dikkat dağıtıcıydı
dikkat dağıtıcı
odaklanmanızı engelleyen herhangi bir şey
Loud music is a major distraction
Yüksek sesli müzik büyük bir dikkat dağıtıcı
anestezi
Sahnedevücudun bir kısmındaki his kaybı
The patient was under anesthesia
Hasta anestezi altındaydı
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
rüşvet vermek
Sahnedebirinin haksız şekilde davranmasını sağlamak için bir şey vermek
He tried to bribe the judge
Hakime rüşvet vermeye çalıştı
rüşvet
dürüst olmayan bir şey yapması için birine verilen para
They accepted a large bribe
Büyük bir rüşvet kabul ettiler
enfeksiyon
Sahnedemikropların neden olduğu hastalık
She has a chest infection
Onun göğüs enfeksiyonu var
bulaşma
mikropların bir yere veya şeye girmesine izin veren süreç
Wash your hands to prevent infection
Enfeksiyonu önlemek için ellerinizi yıkayın
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
tıbbi
Sahnedehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
katılmamak
Sahnedebir başkasıyla aynı fikirde olmamak
I disagree with you
Sana katılmıyorum
kongre
Sahnedebelirli bir amaç için düzenlenen büyük toplantı
I am going to the convention
Kongreye gidiyorum
anlaşma
ülkeler arasında yapılan resmi uzlaşma
The countries signed a new convention
Ülkeler yeni bir anlaşma imzaladı
gelenek
toplumda kabul görmüş alışılmış davranış biçimi
Shaking hands is a social convention
Tokalaşmak sosyal bir gelenektir
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
aniden
beklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
makine
Sahnedebelirli bir işi yapmak için kullanılan düzenek
The machine is working
Makine çalışıyor
teşkilat
siyasi faaliyetleri kontrol eden güçlü grup
The local political machine holds great power
Yerel siyasi teşkilat büyük güce sahip
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
porno
Sahnedecinsel içerikli materyal
Porn is banned on this website
Bu web sitesinde porno yasaktır
hemşire
Sahnedehasta insanlara bakmak için eğitilmiş kişi
The nurse is very kind
Hemşire çok nazik
toynaklar
Sahnedebazı hayvanların ayaklarının altındaki sert kısımlar
The horse has strong hooves
Atın güçlü toynakları vardır
bilim kurgu
Sahnedegelecekteki bilim ve teknoloji ile ilgili hikayeler
I like sci fi movies
Bilim kurgu filmlerini severim
ikinci isim
Sahnedead ve soyad arasındaki isim
My middle name is James
İkinci ismim James
ikinci isim vermek
Sahnedebirine ek olarak bir isim koymak
They gave him a middle name
Ona bir ikinci isim verdiler
ikinci isim
kişinin ilk ve soyadı arasındaki isim
My middle name is James
İkinci ismim James
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
bastırmak
Sahnedebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
Sahnedebirini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
bayılmak
Sahnedebilincini kaybetmek
It was so hot that he passed out
Hava o kadar sıcaktı ki bayıldı
dağıtmak
bir gruptaki herkese vermek
He will pass out the papers
Kağıtları dağıtacak
koordine etmek
Sahnedeşeylerin birlikte çalışmasını sağlamak için düzenlemek
We need to coordinate our efforts
Çabalarımızı koordine etmemiz gerekiyor
koordinat
bir konumun yerini gösteren sayı dizisi
Enter the coordinates of the city
Şehrin koordinatlarını girin
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
cep
Sahnedeeşya taşımak için kıyafete dikilmiş küçük torba
I have a coin in my pocket
Cebimde bir bozuk para var
cebe koymak
bir şeyi kendi cebine yerleştirmek
He pocketed the keys
Anahtarları cebine koydu
cep parası
elinde bulunan ve harcayabileceğin para
I paid for lunch out of my own pocket
Öğle yemeğini kendi cebimden ödedim
zayıf
Sahnedegücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
daha zayıf
zayıf sıfatının karşılaştırma biçimi
He became weaker after the illness
Hastalıktan sonra daha zayıf düştü
ha ha
Sahnedegülerken çıkarılan ses
He hey, that is funny
Ha ha, bu çok komik
selam
gündelik dilde arkadaşça selamlaşma
He hey, it is good to see you
Selam, seni görmek güzel
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
genişlemek
Sahnededaha geniş veya açık hale gelmek
The pupils dilate in the dark
Göz bebekleri karanlıkta genişler
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
bebekler
Sahnedehenüz yürüyemeyen veya konuşamayan çok küçük çocuklar
Babies sleep a lot
Bebekler çok uyurlar
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
uygun olmayan
Sahnedezorluk veya sıkıntı çıkaran
This is an inconvenient time
Bu uygun olmayan bir zaman
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
boşanmak
Sahnedeevliliği yasal olarak bitirmek
They decided to divorce last year
Geçen yıl boşanmaya karar verdiler
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
ayırmak
bir şeyle olan bağlantıyı kesmek
It is hard to divorce facts from opinions
Gerçekleri fikirlerden ayırmak zordur
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
bir şeyi yapmayı reddetmek için kullanılan ifade
No way I am doing that
Bunu asla yapmam
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
elma
SahnedeNew York şehri için kullanılan bir lakap
New York is called the Big Apple
New York'a Büyük Elma denir
elma
Sahnedekırmızı veya yeşil kabuklu yaygın bir meyve
I eat an apple every day
Her gün bir elma yerim
dükkan
ürünlerin satıldığı yer
I am going to the apple to buy some milk
Süt almak için dükkana gidiyorum
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
yol
Sahnedearaçlar için yapılmış uzun ve sert zemin
The road is long
Yol uzun
yol
ilerideki bir zaman veya durum
We have a long road ahead of us
Önümüzde uzun bir yol var
koridor
Sahnedebinadaki uzun geçit
Walk down the hall
Koridorda yürü
salon
toplantılar veya etkinlikler için kullanılan büyük oda
The hall is very big
Salon çok büyük
boyunca
Sahnedebir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
boyunca
tüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
yanında
biriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı