

How I Met Your Mother — 8. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
498 kelime
Seviye
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
lig
Sahnedebirbirleriyle yarışan spor takımlarının oluşturduğu grup
He plays in the football league
Futbol liginde oynuyor
seviye
yetenek veya beceri düzeyi
She is in a different league
O farklı bir seviyede
harika
Sahnedeçok iyi veya şahane
You look fab today
Bugün harika görünüyorsun
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
silmek
Sahnedebir şeyi kaldırmak veya yok etmek
Delete the file
Dosyayı sil
haber yapmak
Sahnedebir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
örtmek
bir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
bahane
gerçek amacı gizlemek için kullanılan sahte neden
He used work as a cover
İşini bahane olarak kullandı.
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
günlük
Sahnederesmi olmayan, rahat
I prefer casual clothes
Günlük kıyafetleri tercih ederim
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
final
bir yarışmada kazananı belirleyen son oyun
Our team reached the final
Takımımız finale ulaştı
arayış
Sahnedeönemli bir şeyi bulmak için yapılan uzun arayış
He is on a quest for the truth
Hakikat arayışı içinde
biriyle yatmak
Sahnedebirisiyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with her
Onunla yattı
aynı yatağı paylaşmak
başka bir kişiyle aynı yatakta uyumak
She sleeps with her brother
O erkek kardeşiyle aynı yatağı paylaşıyor
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kar yağmak
Sahnedegökyüzünden donmuş beyaz parçacıklar şeklinde düşmek
It started to snow
Kar yağmaya başladı
kar
gökyüzünden düşen donmuş suyun yumuşak beyaz parçaları
The snow is soft
Kar yumuşaktır
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
şanslı
Sahnedeiyi şansa sahip olan
I am very lucky
Çok şanslıyım
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
sakinleşmek
Sahnededaha az üzgün veya heyecanlı hale gelmek
You need to calm down
Sakinleşmen gerekiyor
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
kilit
Sahnedekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit
bir kapıyı veya kutuyu kapalı tutmaya yarayan mekanizma
I lost the key to my lock
Kilidimin anahtarını kaybettim
çok çalışmak
Sahnedeçok yoğun bir şekilde çalışmak
I bust my butt to win
Kazanmak için çok çalıştım
bozulmak
kırılmak veya hasar görmek
I bust my watch
Saatimi bozdum
yakalanmak
yanlış bir şey yaparken yakalanmak
He got bust for stealing
Hırsızlık yaparken yakalandı
kurtarmak
birinin bir yerden kaçmasına yardım etmek
They tried to bust him out
Onu oradan kurtarmaya çalıştılar
öncelikle
Sahnedeher şeyden önce; ilk olarak
First of all, we need a plan
Öncelikle, bir plana ihtiyacımız var
ilk olarak
başlangıçta
First of all we should discuss the plan
İlk olarak planı tartışmalıyız
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesajlaşmak
telefondan yazılı ileti göndermek
I will text you later
Sana daha sonra mesaj atacağım
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
kaçık
Sahnedeçok tuhaf veya aptalca davranan kişi
He is a complete nut
O tam bir kaçık
testis
erkek üreme organı
He got hit in the nuts
Testislerine darbe aldı
somun
cıvataya takılan ortası delikli metal parça
Tighten the nut with a wrench
Somunu bir anahtarla sıkın
yüksek baskı
Sahnedeyoğun güç veya stres altında olma durumu
He works under high pressure
O yüksek baskı altında çalışır
yoğun stresli
çok fazla stres veya talep içeren
He works in a high pressure job
O yoğun stresli bir işte çalışıyor
sakal
Sahnedeerkeklerin çenesinde ve yanaklarında çıkan kıllar
He has a long beard
Onun uzun bir sakalı var
paravan
birinin gerçek kimliğini veya ilişkisini gizleyen kişi
He used his friend as a beard to hide his true relationship
Gerçek ilişkisini gizlemek için arkadaşını paravan olarak kullandı
yemek
SahnedeYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
son kez
Sahnedediğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
asansör
Sahnedeinsanları bina içinde yukarı ve aşağı taşıyan makine
The elevator is broken
Asansör bozuk
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
meme
Sahnedekadın göğsündeki yumuşak kısımlar
Breast cancer is common
Meme kanseri yaygındır
göğüs eti
bir kuşun veya hayvanın göğüs kısmından elde edilen et
I prefer chicken breast
Tavuk göğsünü tercih ederim
göğüs
insan vücudunun üst ön kısmı
She held the baby against her breast
Bebeği göğsüne yasladı
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
bu arada
Sahnedekonu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
rahatsız etmek
Sahnedebirini üzmek veya endişelendirmek
I don't want to disturb you
Seni rahatsız etmek istemiyorum
bölmek
birinin yaptığı işi durdurmak
Do not disturb me while I am working
Çalışırken beni bölme
yerinden oynatmak
bir şeyin yerini veya durumunu değiştirmek
Do not disturb the papers on the desk
Masadaki kağıtları yerinden oynatma
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
şampiyon
Sahnedebir yarışmayı kazanan kişi
He is the world champion
O, dünya şampiyonu
savunmak
bir davanın veya fikrin destekçisi olmak
She will champion the cause of education
O eğitim davasını savunacak
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
anı defteri
Sahnedeyaşamla ilgili resim ve notların bulunduğu kitap
I keep a scrapbook of my travels
Seyahatlerimin anı defterini tutuyorum
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
Sahnedekadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
isim hakkı
Sahnedebir şeye isim verme konusundaki yasal hak
The company bought the naming rights to the stadium
Şirket stadyumun isim hakkını satın aldı
aman tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya duygu belirtmek için kullanılır
My god, look at that!
Aman tanrım, şuna bak!
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
katı
Sahnedeyumuşak veya sıvı olmayan
Ice is solid
Buz katıdır
iyilik
birine yapılan yardımsever davranış
Can you do me a solid?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
güçlü
olma ihtimali yüksek olan
He has a solid chance to win
Kazanma şansı oldukça yüksek
kesintisiz
hiç durmadan devam eden
We worked for three solid hours
Üç saat boyunca aralıksız çalıştık
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
girişmek
Sahnedebir şeyi yapmayı denemek
I am not sure if I can win but I will go for it
Kazanabilir miyim bilmiyorum ama girişmeye değer
cesaretlendirmek
birine bir şeyi denemesini söylemek
You should go for it
Bunu denemelisin
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
Sahnedebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
akmak
sıvı gibi hareket etmek
Water runs down the hill
Su tepeden aşağı akar
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
bolca
Sahnedeyeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
yeterli
ihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
tur
Sahnedebir etkinliğin veya aktivitenin bölümü veya aşaması
He reached the final round
Final turuna ulaştı
yuvarlak
daire şeklinde olan
The table is round
Masa yuvarlak
tur
bir grup insan için alınan içkiler
It is my round
Bu tur benden
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The child is playing
Çocuk oyun oynuyor
dürtü
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik güçlü arzu veya istek
I had a sudden urge to laugh
Aniden gülme isteği duydum
teşvik etmek
birini bir şey yapmaya kuvvetle yönlendirmek
I urge you to follow your dreams
Hayallerinin peşinden gitmeni şiddetle tavsiye ederim
ısrar etmek
birinden bir şey yapmasını kuvvetle istemek
He urged me to tell the truth
Doğruyu söylemem için bana ısrar etti
teşvik
birini bir şey yapmaya ikna etme çabası
Her words were a strong urge to study
Onun sözleri ders çalışmak için güçlü bir teşvikti
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
itmek
Sahnedebirini veya bir şeyi sertçe itmek
Don't shove me
Beni itme
itme
sert ve kaba bir şekilde itme
He gave me a hard shove
Beni sertçe itti
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
tek gecelik ilişki
Sahnedecinsel amaçlı, ciddi olmayan geçici ilişki
They had a casual hookup
Tek gecelik bir ilişki yaşadılar
bağlantı
bir şeye erişim sağlamaya veya yardım etmeye yarayan kişi
He is my hookup for concert tickets
Konser biletleri için bağlantım o
asla ama asla
Sahnedehiçbir zaman
I will never ever do that again
Bunu bir daha asla yapmayacağım
ofis
Sahnedeinsanların çalıştığı oda veya bina
I work in an office
Bir ofiste çalışıyorum
özür dilemek
Sahnedebir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
saçma
Sahnedeinandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
çakırkeyif
Sahnedealkolün etkisiyle hafifçe sarhoş olmuş
She felt a bit tipsy after one glass of wine
Bir kadeh şaraptan sonra kendini biraz çakırkeyif hissetti
yavru köpek
Sahnedegenç köpek
The puppy is cute
Yavru köpek sevimli
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
malum şeyler
Sahnedekonuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
ıstakoz
Sahnedesert kabuklu ve kıskaçları olan, yenilebilir deniz canlısı
The lobster is very expensive
Istakoz çok pahalıdır
hastalık
Sahnedebir sağlık sorunu veya rahatsızlık
Heart disease is dangerous
Kalp hastalığı tehlikelidir
alakasız
Sahnedebir şeyle hiçbir bağlantısı olmayan
The two events are unrelated
Bu iki olayın birbiriyle ilgisi yok
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
dönemler
Sahnedeokul veya üniversitedeki eğitim süresi
The school year has two semesters
Okul yılının iki dönemi vardır
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz