

How I Met Your Mother — 8. Sezon Bölüm 14
Kelimeler ve anlamları
598 kelime
Seviye
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
asla ama asla
Sahnedehiçbir zaman
I will never ever do that again
Bunu bir daha asla yapmayacağım
diz
Sahnedeuyluk ile alt bacak arasındaki eklem
My knee hurts
Dizim ağrıyor
diz atmak
birine dizle vurmak
He tried to knee the opponent
Rakibine diz atmaya çalıştı
antibiyotik
Sahnedevücuttaki bakterileri öldüren ilaç
The doctor gave me antibiotics
Doktor bana antibiyotik verdi
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
özellikle
Sahnedediğerlerinden daha fazla veya çok
I love fruit, especially apples
Meyveleri severim, özellikle elmaları
ironik
Sahnedebeklentilerin aksine olan
It is ironic that the fire station burned down
İtfaiye istasyonunun yanması ironik
ironik
beklenenin tam tersi şekilde gerçekleşen
It is ironic that it rained during our picnic
Piknik sırasında yağmur yağması ironik
şair
Sahnedeşiir yazan kişi
He is a famous poet
O ünlü bir şairdir
yemin etmek
Sahnedebir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
Sahnedekötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
yemin etmek
ciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
opossum
Sahnedeağaçlarda yaşayan, uzun kuyruklu, küçük ve tüylü bir hayvan
The possum climbed the tree
Opossum ağaca tırmandı
keseli sıçan
ağaçlarda yaşayan uzun kuyruklu küçük bir hayvan
The possum climbed up the tree
Keseli sıçan ağaca tırmandı
dar
Sahnedegeniş olmayan
The street is very narrow
Sokak çok dar
daraltmak
bir şeyi daha az geniş hale getirmek
Narrow the search
Aramayı daraltın
kot pantolon
Sahnededenim kumaştan yapılmış günlük pantolon
I am wearing blue jeans
Mavi kot pantolon giyiyorum
kot pantolon
kot kumaşından üretilen günlük pantolon
I bought a new pair of blue jeans
Yeni bir kot pantolon aldım
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
hokey
Sahnedebuz üzerinde sopa ve diskle oynanan bir takım sporu
They play hockey in winter
Kışın hokey oynarlar
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
aramak
bir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
elde etmeye çalışmak
bir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
göz kırpmak
Sahnedebir gözü hızla kapatıp açmak
He winked his eye
Gözünü kırptı
göz kırpmak
Sahnedebirine şaka yapmak için göz kırpmak
She winked at him
Ona göz kırptı
göz kırpmak
gizli bir işaret vermek için göz kırpmak
He winked as a signal
İşaret olarak göz kırptı
motosiklet
Sahnedemotorlu iki tekerlekli bir araç
He rides a motorcycle to work
İşe motosikletle gider
sınır
Sahnedebir şeyin kenarını belirleyen çizgi
This fence is the boundary of the garden
Bu çit bahçenin sınırıdır
sınır
kabul edilebilir olanı belirleyen kurallar
You should set clear boundaries with your colleagues
İş arkadaşlarınızla net sınırlar belirlemelisiniz
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
kulüp
Sahnedeortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
öz saygı
Sahnedekendine duyulan saygı ve güven duygusu
You should have more self respect
Kendine daha fazla saygı duymalısın
özsaygı
kişinin kendine duyduğu saygı
She has a lot of self respect
Onun yüksek bir özsaygısı var
onur
kişinin kendi haysiyetini koruması
Keep your self respect
Onurunu koru
özdeğer
kişinin kendi değerini bilmesi
Low self respect can lead to sadness
Düşük özdeğer üzüntüye yol açabilir
öz saygı
kişinin kendi değerinden memnun olma duygusu
Everyone should have self respect
Herkesin öz saygısı olmalı
gelecek
Sahnedegelecek olan zaman
I hope for a better future
Daha iyi bir gelecek umuyorum
gelecek
şu andan sonra gerçekleşecek olan
We need to think about future generations
Gelecek nesilleri düşünmemiz gerekiyor
gelecek
şimdiden sonraki zaman dilimi
No one knows what will happen in the future
Gelecekte ne olacağını kimse bilmez
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
her ne kadar
bir durumun olmasına karşın
Even though he was tired he worked
Her ne kadar yorgun olsa da çalıştı
zıplamak
Sahnedehızlıca yukarı aşağı hareket etmek
The children bounce with joy
Çocuklar sevinçle zıplıyor
fikir alışverişi yapmak
birileriyle fikirleri tartışmak
Can I bounce some ideas off you?
Bazı fikirlerimi seninle paylaşabilir miyim?
ayrılmak
bir yerden aniden ayrılmak
This party is boring, let's bounce
Bu parti sıkıcı, hadi gidelim
geri dönmek
bir şey kabul edilmediği için geri gönderilmesi
The email bounced because the address was wrong
E-posta adresi yanlış olduğu için geri döndü
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
devam etmek
bir şeyi yapmayı sürdürmek
Please go on with your work
Lütfen işine devam et
olup bitmek
bir durumda meydana gelen olaylar
I do not know what is going on with this project
Bu projeyle ilgili neler olup bittiğini bilmiyorum
keyifli
Sahnedehaz veya keyif veren
It was an enjoyable evening
Keyifli bir akşamdı
ahır
Sahnedeekinlerin saklandığı veya hayvanların barındığı çiftlik binası
The horses are in the barn
Atlar ahırda
mağaza
ev eşyaları satan perakende şirketi
I bought this chair from that barn
Bu sandalyeyi o mağazadan satın aldım
bir yol
Sahnedebir şeyi yapmanın bir yöntemi
This is one way to do it
Bu yapmanın bir yoludur
tek yönlü
sadece tek yöne giden
I bought a one way ticket
Tek yönlü bir bilet aldım
tek yön
tek yönde harekete izin veren
This is a one way street
Burası tek yönlü bir sokaktır
tek yön
dönüşü olmayan gidiş bileti
I bought a one way ticket to London
Londra'ya tek yön bilet aldım
tek yönlü
sadece bir yöne hareket etmeye izin veren
This street is a one-way road
Bu cadde tek yönlü bir yoldur
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
kabine
Sahnedeküçük ve kapalı bir alan veya oda
He stepped into the voting booth
Oy kabinine girdi
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
rögar kapağı
Sahnedeyer altı kanalizasyon deliğini kapatan kapak
The manhole cover is made of iron
Rögar kapağı demirden yapılmıştır
rögar kapağı
sokaktaki bir çukurun üzerini kapatan düz kapak
The car drove over the manhole cover
Araba rögar kapağının üzerinden geçti
kalın
Sahnedeiki kenarı arasındaki mesafe fazla olan
This is a thick book
Bu kalın bir kitap
aptal
akıllı olmayan veya anlamakta yavaş olan
He is a bit thick
O biraz aptaldır
yoğun
çok belirgin veya güçlü olan
The fog was very thick this morning
Bu sabah sis çok yoğundu
kalın kafalı
eleştirilere karşı kırılmayan veya etkilenmeyen
He has a thick skin against criticism
O eleştirilere karşı kalın kafalıdır
cesaretlendirmek
Sahnedebirine daha fazla güven veya umut vermek
I want to encourage you
Seni cesaretlendirmek istiyorum
teşvik etmek
birine destek vermek veya onu motive etmek
The teacher encouraged the students
Öğretmen öğrencileri teşvik etti
cesaretlendirmek
birine umut veya özgüven aşılamak
My teacher encourages me to do my best
Öğretmenim elimden gelenin en iyisini yapmam için beni cesaretlendiriyor
cesaretlendirmek
birine umut veya güven vermek
My teacher encouraged me to study
Öğretmenim ders çalışmam için beni cesaretlendirdi
alerjik
Sahnedebir maddeye karşı alerjisi olan
I am allergic to cats
Kedilere alerjim var
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
manşet
Sahnedekol ucunun bileği saran kısmı
My cuff is torn
Manşetim yırtık
tokatlamak
açık elle hafifçe vurmak
He cuffed the boy
Çocuğa tokat attı
kelepçe
bileğe takılan kısıtlayıcı bant
The police used cuffs
Polis kelepçe kullandı
kelepçelemek
birini kelepçe takarak bağlamak
The police had to cuff the suspect
Polis şüpheliyi kelepçelemek zorunda kaldı
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
büyülü
Sahnedesihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
sihirbazlık
illüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
büyü
gizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
sihirli güç
imkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
yüksek sesli
Sahnedeçok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesle
güçlü ve kolay duyulabilir bir şekilde
Please speak loud
Lütfen yüksek sesle konuş
gürültülü
çok ses çıkaran
The party was very loud
Parti çok gürültülüydü
yüksek sesli
kolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
diyet
Sahnedeyenen yiyeceklerin planlanması
I am on a diet
Diyetteyim
diyet
normalden daha az kalori içeren
I bought a diet soda
Diyet bir gazoz aldım
yatak başlığı
Sahnedeyatağın baş kısmındaki tahta veya panel
The headboard is made of wood
Yatak başlığı ahşaptan yapılmıştır
jalapeño
Sahnedeyemeklerde kullanılan acı yeşil bir biber
I like jalapeños on my pizza
Pizzamda jalapeño severim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
salgı bezi
Sahnedevücutta madde üreten organ
The thyroid is a gland
Tiroid bir salgı bezidir
gülümseme
Sahnedeyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
ağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
geri almak
Sahnedekaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
puro
Sahnedekurutulmuş tütün yapraklarından yapılan tütün ürünü
He is smoking a cigar
O bir puro içiyor
tüm gün
Sahnedegünün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
bütün gün
günün tamamı boyunca süren
I worked all day today
Bugün bütün gün çalıştım
tüm gün
sabahın erken saatlerinden akşama kadar süren
I have been studying all-day
Tüm gün ders çalışıyorum
cana yakın
Sahnedenezaket ve sıcaklık gösteren
She is a very friendly person
O çok cana yakın biridir
dost canlısı
insanlarla iyi geçinen ve nazik olan
The neighbors are very friendly
Komşular çok dost canlısı
dost
kendi tarafınızdan olan ve zarar verilmesi istenmeyen
We must avoid friendly fire
Bu durumda dost ateşinden kaçınmalıyız
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
çekici
Sahnedefiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
Sahnedecinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
seksi
cinsel açıdan çekici olan
He looks very sexy in that suit
O takım elbise içinde çok seksi görünüyor
kötü yazgılı
Sahnedekötü bir geleceğe sahip olması kaçınılmaz olan
Their marriage was doomed from the start
Evlilikleri en başından kötü yazgılıydı
felakete mahkum
kötü veya başarısız bir sonuca uğrayacağı kesin olan
Their plan was doomed from the start
Planları en başından itibaren felakete mahkumdu
felakete mahkum
kötü bir şekilde bitmesi kesin olan
Their plan was doomed from the start
Planları en başından beri felakete mahkumdu
yıkıma mahkum
kötü bir sonla karşılaşması kesin olan
The project was doomed from the start
Proje en başından yıkıma mahkumdu
puro
Sahnedesigara şeklinde sarılmış tütün
He is smoking a cigar
O bir puro içiyor
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I entirely agree with you
Sana tamamen katılıyorum
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
tutunmak
bir şeye sıkıca sarılmak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzana tutunun
gibi gelmek
Sahnedebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
gibi gelmek
bir şeyin benzeri gibi görünmek
That sounds like a great plan
Bu harika bir plan gibi geliyor
sesini andırmak
bir şeyle benzer ses çıkarmak
The wind sounds like a whistle
Rüzgar bir ıslık sesini andırıyor
sesi benzemek
başka birinin sesine benzer sese sahip olmak
You sound like your mother
Sesin annene benziyor
boşver
Sahnedeumursamayı veya çabalamayı bırakmak
I can't finish this, screw it
Bitiremiyorum, boşver
geciktirmek
Sahnedebirinin geç kalmasına neden olmak
Traffic held me up
Trafik beni geciktirdi
dayanmak
zor bir durumda idare etmek
How are you holding up
Nasıl dayanıyorsun
soymak
silahla gasp etmek
They tried to hold up the store
Mağazayı soymaya çalıştılar
tutmak
bir şeyi yukarıda tutmak
These pillars hold up the roof
Bu sütunlar çatıyı tutuyor
desteklemek
bir şeyi yerinde tutmak veya baskı altında sağlam kalmak
The pillars hold up the roof
Sütunlar çatıyı destekliyor
bekletmek
birinin durup bir süre beklemesini istemek
Please hold up while I lock the door
Kapıyı kilitlerken lütfen biraz bekle
dayanmak
zor bir durumda direnç göstermek
He held up well during the stress
Stresli zamanlarda iyi dayandı
havaya kaldırmak
bir şeyi yukarıya doğru yükseltmek
Please hold up your hand
Lütfen elini havaya kaldır
geçerli kalmak
zaman geçmesine rağmen doğruluğunu korumak
The theory still holds up
Teori hâlâ geçerli kalıyor
dayanmak
incelendiğinde doğru olduğu kanıtlanabilen durum
Your theory does not hold up
Senin teorin dayanmıyor
dayanmak
zor bir durumda sağlam kalmak
He is holding up well after the accident
O kazadan sonra gayet iyi dayanıyor
çiğnemek
Sahnedebir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
kırmak
bir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
aktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
çıkarmak
Sahnedebir kişiden veya nesneden bir şeyi uzaklaştırmak
Please take it off
Lütfen onu çıkar
harekete geçmek
Sahnedeharekete başlamak
Let's get going before the traffic starts
Trafik başlamadan harekete geçelim
yola çıkmak
hareket etmeye veya ayrılmaya başlamak
We should get going now
Şimdi yola çıkmalıyız
ayrılmak
bir yerden gitmeye başlamak
It is late, I must get going
Geç oldu, artık ayrılmalıyım
yola koyulmak
gitmek üzere hazırlık yapıp ayrılmak
We need to get going
Yola koyulmamız gerekiyor
başlamak
bir işe veya eyleme başlamak
We need to get going on the assignment
Ödeve başlamamız gerekiyor
tanımak
Sahnedebirini zamanla öğrenmeye başlamak
I want to get to know you
Seni tanımak istiyorum
yakından tanımak
birini veya bir şeyi iyi anlamaya başlamak
I want to get to know you better
Seni daha yakından tanımak istiyorum
tanımak
birini veya bir şeyi anlamaya başlamak
I want to get to know you
Seni tanımak istiyorum
tanımak
biriyle zaman geçirdikçe ona aşina olmak
I want to get to know you better
Seni daha yakından tanımak istiyorum
nişanlı
Sahnedeevlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
dahil etmek
birini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
cinsel ilişkiye girmek
Sahnedebirisiyle cinsel birliktelik yaşamak
The couple decided to bone
Çift cinsel ilişkiye girmeye karar verdi
kemik
iskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
çırpmak
Sahnedemalzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum