

How I Met Your Mother — 8. Sezon Bölüm 18
Kelimeler ve anlamları
525 kelime
Seviye
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
dönüşmek
Sahnedebaşka bir şeye dönüşmek veya değişmek
The caterpillar turned into a butterfly
Tırtıl bir kelebeğe dönüştü
sapağa girmek
farklı bir yola veya patikaya girmek için yön değiştirmek
Turn into the next street
Bir sonraki sokağa gir
tartışma
Sahnedeinsanların farklı görüşlere sahip olduğu bir konuşma
They had a loud argument
Şiddetli bir tartışma yaşadılar
sav veya argüman
bir fikri desteklemek için sunulan nedenler bütünü
His argument was very convincing
Onun savı çok ikna ediciydi
nişan
Sahnedeevlilik sözü verme
They announced their engagement
Nişanlandıklarını duyurdular
çatışma
ordular arasındaki savaş
The first engagement lasted two hours
İlk çatışma iki saat sürdü
randevu
önceden kararlaştırılmış bir etkinlik veya buluşma
I have a prior engagement tonight
Bu gece önceden ayarlanmış bir randevum var
katılım
bir şeye dahil olma eylemi
Active engagement is key to success
Aktif katılım başarının anahtarıdır
kabus
Sahnedekorkutucu rüya
I had a nightmare last night
Dün gece bir kabus gördüm
kabus
çok zor veya rahatsız edici durum
This traffic is a nightmare
Bu trafik tam bir kabus
alıcı
Sahnedemal satın alan kişi
The buyer paid for the car
Alıcı arabanın ödemesini yaptı
berbat olmak
Sahnedeçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
tutkulu
Sahnedegüçlü duygular sergileyen
She is passionate about art
O, sanata karşı tutkuludur
tanımak
Sahnededaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
sihirbaz
Sahnedesihirbazlık numaraları yapan kişi
The magician performed a trick
Sihirbaz bir numara yaptı
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
cevap
Sahnedebir şeye verilen yanıt
I am waiting for your response
Cevabınızı bekliyorum
tepki
bir şeye karşı verilen fiziksel veya zihinsel karşılık
His body had a strong response to the medicine
Vücudu ilaca güçlü bir tepki verdi
müdahale
bir durumla başa çıkmak için yapılan eylem
The team's response was quick
Ekibin müdahalesi hızlıydı
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
eşlikçi
Sahnedebir etkinliğe davet edilen kişinin beraberinde getirebileceği kişi
Can I bring a plus one to the wedding?
Düğüne yanımda bir kişi daha getirebilir miyim?
yanındaki kişi
bir sosyal etkinliğe birlikte gittiğin kişi
You can bring a plus one to the wedding
Düğüne yanında birini getirebilirsin
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
tebaa
hükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
şımartmak
Sahnedebirine karşı aşırı nazik davranmak veya özel ilgi göstermek
She likes to indulge her grandchildren
Torunlarını şımartmayı sever
kendini şımartmak
hoşuna giden bir şeyi yapmaya izin vermek
I decided to indulge in a piece of chocolate
Bir parça çikolata ile kendimi şımartmaya karar verdim
şımartmak
birinin istediği şeyi yapmasına izin vererek onu hoşnut etmek
She often indulges her child
Çocuğunu sık sık şımartır
minicik
Sahnedeaşırı derecede küçük olan
The insect is tiny
Böcek minicik
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
az miktar
küçük bir miktar
I need a bit of water
Biraz suya ihtiyacım var
kolaylık
Sahnedezorluk veya çabanın olmaması durumu
He passed the test with ease
Sınavı kolaylıkla geçti
yavaşça hareket ettirmek
bir şeyi yavaşça ve nazikçe hareket ettirmek
She eased the door open
Kapıyı yavaşça açtı
rahatlık
fiziksel veya zihinsel sıkıntının olmaması
She performed the task with ease
O görevi rahatlıkla yerine getirdi
kolaylaştırmak
bir şeyin zorluğunu azaltmak
New software will ease the process
Yeni yazılım süreci kolaylaştıracak
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda olan
I have lots of books
Çok kitabım var
mezuniyet töreni
Sahnedeöğrencilerin okulu bitirdiği resmi tören
We attended the university graduation
Üniversite mezuniyet törenine katıldık
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
bağış yapmak
Sahnedeözellikle yardım amacıyla bir şeyi ücretsiz vermek
I want to donate some money
Biraz para bağışlamak istiyorum
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
bir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
mutant
Sahnedesıra dışı bir şekilde değişmiş olan
The scientist created a mutant plant
Bilim insanı mutant bir bitki yarattı
ilk çıkış
Sahnedebir kişinin halk önünde ilk kez sahneye çıkması veya görünmesi
The singer made her debut last night
Şarkıcı dün gece ilk çıkışını yaptı
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
bu arada
Sahnedekonu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
orgazm
Sahnedecinsel hazzın doruk noktası
He experienced an orgasm
Orgazm oldu
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
malum şeyler
Sahnedekonuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
his
Sahnedebir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
duygu
içte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
sıra
Sahnedeinsan veya nesnelerin oluşturduğu yan yana dizi
Please sit in the front row
Lütfen ön sırada oturun
kavga
gürültülü tartışma
They had a big row
Büyük bir kavga ettiler
kürek çekmek
bir tekneyi küreklerle sürmek
He likes to row the boat
Kayığı kürekle sürmeyi sever
sıra
birbiri ardına gelen olaylar dizisi
They won three games in a row
Üst üste üç oyun kazandılar
polis
Sahnedesuçları önleyen görevli grup
Call the police
Polisi ara
budala
Sahnedeyavaş anlayan veya aptal kişi
He is a complete dullard
O tam bir budala
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
satıcı
Sahnedeürün veya eşya satan kişi
He is a car dealer
O bir araba satıcısıdır
işemek
Sahnedevücuttaki sıvı atıkları dışarı atmak
I need to pee
İşemem gerekiyor
çiş
vücudun ürettiği sıvı atık
I need to pee right now
Şu an çişim var
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
dokuz
Sahnede9 sayısı
I have nine apples
Dokuz elmam var
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
havalara uçmak
Sahnedekendisini çok mutlu veya sevinçli hissetmek
She was over the moon with her exam results
Sınav sonuçları nedeniyle havalara uçtu
tek
Sahnedeyalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
tel
Sahnedeözellikle müzik aletlerinde bulunan ince malzeme
The guitar string broke
Gitar teli koptu
oyalamak
Sahnedebirini boş umutlarla kandırmak
Stop stringing her along
Onu oyalamayı bırak
asmak
birini iple asarak öldürmek
They threatened to string him up
Onu asmakla tehdit ettiler
bağlamak
bir ip veya iplikle sabitlemek
I will string the parcels together
Paketleri birbirine bağlayacağım
heykel
Sahnedebir sanatçının taş, ahşap veya metalden yaptığı şekil
This is a beautiful sculpture
Bu güzel bir heykel
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
gitmek
Sahnedebelirli bir yere doğru hareket etmek
I will head over to the cafe
Kafeye gideceğim
alışveriş merkezi
Sahnedeiçinde çok sayıda mağaza bulunan büyük bina
I am going to the mall
Alışveriş merkezine gidiyorum
cadde
Londrada bulunan ağaçlıklı geniş cadde
They walked down the mall
Onlar caddede yürüdüler
saygıyla
Sahnedesaygı gösteren bir şekilde
He spoke respectfully to his teacher
Öğretmeniyle saygılı bir şekilde konuştu
mikrofon
Sahnedesesi yükselten araç
Please use the microphone
Lütfen mikrofonu kullanın
mikrofon
sesi alıp elektriksel sinyale dönüştüren cihaz
Please speak into the microphone
Lütfen mikrofona konuşun
gösteri
Sahnedehalka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
program
Sahnedetelevizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
göstermek
bir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
çizgi roman
Sahnederesimlerle hikayeler anlatan dergi
I read a comic every week
Her hafta bir çizgi roman okurum
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
şaşırtıcı
Sahnedeşaşkınlık uyandıran
The news was surprising
Haber şaşırtıcıydı
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor