

How I Met Your Mother — 9. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
867 kelime
Seviye
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
almak
Sahnedebir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
otoyol
Sahnedehızlı araç sürüşü için geniş yol
The expressway is crowded today
Otoyol bugün kalabalık
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
bir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
Sahnedeotobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
hesap
Sahnedekişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
ritim
Sahnededüzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
köpek
Sahnededört bacaklı yaygın bir evcil hayvan
I have a small dog
Küçük bir köpeğim var
saçmalık
Sahnedemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
yasaklamak
Sahnedebir şeyi resmen yasaklamak
The city banned smoking in parks
Şehir parklarda sigara içmeyi yasakladı
yasak
bir şeyi yasaklayan resmî kural
The ban starts tomorrow
Yasak yarın başlıyor
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
kenara çekmek
Sahnedebir aracı yolun kenarına doğru sürmek
The police officer told him to pull over
Polis memuru ona kenara çekmesini söyledi
üzerine çekmek
bir şeyi bir yüzeyin veya vücudun bir kısmının üzerine örtmek
Please pull the blanket over you
Lütfen battaniyeyi üzerine çek
zehir
Sahnedehastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake's poison is strong
Yılanın zehri güçlüdür
zehirlemek
birine zehirli bir madde vermek
He tried to poison the king
Kralı zehirlemeye çalıştı
içki
birinin tercih ettiği alkollü içecek için kullanılan gayriresmi terim
What is your poison tonight
Bu gece ne içersin
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
tıklamak
Sahnedebir cihaz üzerindeki düğmeye basmak
Click the mouse to open the file
Dosyayı açmak için fareye tıklayın
kilometre
bir kilometre uzunluğundaki mesafe birimi
We traveled five clicks today
Bugün beş kilometre yol katettik
tık sesi çıkarmak
kısa ve keskin bir ses yapmak
I heard a click at the door
Kapıda bir tık sesi duydum
doğrudan
Sahnedearacısız veya düz bir hat şeklinde
He walked directly to the door
Doğrudan kapıya yürüdü
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you directly
Seni yakında göreceğim
doğrudan
birinin veya bir şeyin üzerinde etkisi olmak
The war directly affected the economy
Savaş ekonomiyi doğrudan etkiledi
ilişki
Sahnedeiki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
yaşasın
Sahnedemutluluk veya heyecan belirten bir ünlem
Yay! We won the game!
Yaşasın! Oyunu kazandık!
engellemek
Sahnedebir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
blok
iki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
dişler
Sahnedeısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
sürme
Sahnedebir taşıtı kontrol etmek ve hareket ettirmek
I am driving a car
Araba sürüyorum
zorlamak
birini bir şeyi yapmaya veya belli bir şekilde hissetmeye itmek
He is driving me crazy
Beni deli ediyor
kazandırmak
bir işletmenin para kazanmasını sağlamak
This strategy is driving profit
Bu strateji kâr sağlıyor
geri gitmek
Sahnedearkaya doğru hareket etmek
You need to back up the car
Arabayı geri gitmen gerekiyor
desteklemek
birine veya bir şeye destek olmak
I will back you up
Seni destekleyeceğim
tıkanmak
birikip hareket edemez hale gelmek
Traffic started to back up behind the truck
Kamyonun arkasında trafik tıkanmaya başladı
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere saklanan kopya
I need a back up of this file
Bu dosyanın bir yedeğine ihtiyacım var
ayağa kalkmak
düştükten sonra tekrar ayağa kalkmak
He fell but backed up quickly
O düştü ama hemen ayağa kalktı
geri geri çıkmak
yukarı doğru geri gitmek
The truck backed up the hill
Kamyon yokuşu geri geri çıktı
yedeklemek
bilgisayar dosyalarının kaybolmaması için ek bir kopyasını oluşturmak
You should back up your files
Dosyalarını yedeklemelisin
yeniden çalıştırmak
bir sorundan sonra bir şeyi tekrar işler hale getirmek
Please back up the system after the error
Lütfen hatadan sonra sistemi yeniden çalıştırın
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
benzin
Sahnedearaçları çalıştırmak için kullanılan sıvı yakıt
I need to put gas in the car
Arabaya benzin koymam gerekiyor
eğlence
çok keyifli bir durum için kullanılan gayriresmi kelime
The party was a real gas
Parti gerçekten çok eğlenceliydi
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
kornaya basmak
Sahnedekorna ile yüksek bir ses çıkarmak
Don't honk the horn
Kornaya basma
evlat edinmek
Sahnedebir çocuğu yasal olarak kendi çocuğu olarak kabul etmek
They decided to adopt a child
Bir çocuk evlat edinmeye karar verdiler
benimsemek
yeni bir tutum veya inancı kabullenmek
They adopted a new approach
Yeni bir yaklaşım benimsediler
kruvasan
Sahnedetereyağlı, kat kat açılmış bir hamur işi
I ate a croissant for breakfast
Kahvaltıda bir kruvasan yedim
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
dost canlısı
Sahnedeinsanlarla iyi geçinen ve nazik olan
The neighbors are very friendly
Komşular çok dost canlısı
dost
kendi tarafınızdan olan ve zarar verilmesi istenmeyen
We must avoid friendly fire
Bu durumda dost ateşinden kaçınmalıyız
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
paraşütle atlama
Sahnedeuçaktan atlayarak gökyüzünden düşme etkinliği
I want to try sky diving
Paraşütle atlamayı denemek istiyorum
fiziksel
Sahnedevücutla ilgili olan
He is in good physical health
Fiziksel sağlığı yerinde
maddi
ruhsal olmayan, maddeyle ilgili
The physical world is complex
Fiziksel dünya karmaşıktır
sağlık kontrolü
bir kişinin vücudunun tıbbi muayenesi
I need to go for my yearly physical
Yıllık sağlık kontrolüme gitmem gerekiyor
sevgili
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan kişi
Everyone likes my girlfriend
Herkes benim sevgilimi seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
kız arkadaş
bir rol için uygun olma nitelikleri
She is my girlfriend and has the qualities for this role
O benim kız arkadaşım ve bu rol için gereken niteliklere sahip
fırında pişirmek
Sahnedeyiyecekleri fırın kullanarak hazırlamak
She wants to bake some cookies
O biraz kurabiye pişirmek istiyor
kavurmak
birini çok sıcak hissettirmek
The sun is baking us today
Güneş bugün bizi kavuruyor
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
kamyon şoförü
Sahnedekamyon süren kişi
My uncle is a trucker
Amcam bir kamyon şoförüdür
White Russian
Sahnedevodka, kahve likörü ve kremadan yapılan bir kokteyl
I ordered a White Russian
Bir White Russian sipariş ettim
deri
Sahnedehayvan derisinden yapılan dayanıklı malzeme
I have a leather jacket
Deri bir ceketim var
kız evlat
Sahnedebir ebeveynin kız çocuğu
She has a daughter
Onun bir kızı var
ürkütmek
Sahnedebirini aniden korkutmak
The loud noise spooked the horse
Yüksek ses atı ürküttü
casus
gizli görev yapan kişi
He is a government spook
O bir hükümet casusu
kayıp
Sahnedebir şeye artık sahip olmama durumu
The company suffered a huge loss
Şirket büyük bir kayıp yaşadı
şaşkınlık
ne yapacağını veya ne diyeceğini bilememe durumu
I was at a loss for words
Söyleyecek söz bulamadım
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
erkek kardeş
Sahnedeaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
pilates
Sahnedevücut için bir fiziksel egzersiz türü
I do pilates every morning
Her sabah pilates yapıyorum
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
binmek
Sahnedebir taşıta binmek
Get on the bus
Otobüse bin
telefona geçmek
telefonla görüşme yapmak
Get on the phone
Telefona geç
azarlamak
birinin davranışı hakkında şikayet etmek
Stop getting on at me
Beni azarlamayı bırak
sinirini bozmak
birini rahatsız etmek
You are getting on my nerves
Sinirlerimi bozuyorsun
ilerlemek
bir işi başarmak veya yol katetmek
How are you getting on with your work
İşinle ilgili nasıl ilerliyorsun
iyi anlaşmak
biriyle dostça veya uyumlu bir ilişkiye sahip olmak
I get on well with my sister
Kız kardeşimle iyi anlaşırım
haklı çıkarmak
Sahnedebir şeyin doğru veya adil olduğunu göstermek ya da kanıtlamak
How can you justify this decision?
Bu kararı nasıl haklı çıkarabilirsin?
gerekçelendirmek
bir durum için geçerli bir neden sunmak
He tried to justify his late arrival
Geç kaldığı için bir gerekçe sunmaya çalıştı
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Boy, that is a big dog
Vay be, bu çok büyük bir köpek
erkek çocuk
genç bir erkek çocuk
He is a little boy
O küçük bir erkek çocuk
ahbap
bir erkek ya da arkadaş için kullanılan samimi bir söz
That boy is my friend
O ahbap benim arkadaşım
dostum
birine samimi biçimde seslenme sözü
Boy, come over here
Dostum, buraya gelsene
erkek
erkek cinsiyetindeki kişi
The boy is waiting outside
Erkek dışarıda bekliyor
erkek çocuk
erkek çocuk ya da genç erkek
The boy is playing in the park
Erkek çocuk parkta oynuyor
oğlum
bir erkeğe seslenirken kullanılan samimi söz
Boy, listen to me
Oğlum, beni dinle
herif
erkek için kullanılan samimi ve kaba bir söz
That boy lives nearby
O herif yakında oturuyor
dehşet verici
Sahnedekorku veya dehşet uyandıran
It was a grisly crime scene
Dehşet verici bir suç mahalliydi
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
muz
Sahnedeuzun ve sarı bir meyve
I like to eat bananas
Muz yemeyi severim
kaçık
aklı başında olmayan veya saçma
He is acting a bit banana
Biraz kaçık davranıyor
sorun
Sahnedeendişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
hakaret etmek
Sahnedebirine kaba bir şey söylemek veya yapmak
Don't insult me
Bana hakaret etme
hakaret
birine karşı söylenen kırıcı söz
That comment was a terrible insult
O yorum korkunç bir hakaretti
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun