

How I Met Your Mother — Season 9 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
829 kelime
Seviye
karşıya
Sahnedebir taraftan diğer tarafa
He swam across the river
Nehrin karşı tarafına yüzdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
karşısında
karşı tarafta
The shop is across the street
Dükkan sokağın karşısında
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
terli
Sahnedevücut sıvısı nedeniyle ıslanmış
His face was sweaty
Yüzü terliydi
terli
terle kaplanmış
My palms are sweaty
Avuçlarım terli
terli
vücuttan çıkan terle kaplı
I feel sweaty after exercising
Egzersiz yaptıktan sonra terli hissediyorum
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
hayvan
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
The tiger is a wild animal
Kaplan vahşi bir hayvandır
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
ürkütmek
birini çok endişelendirmek veya korkutmak
You freak me out when you drive so fast
Bu kadar hızlı sürdüğünde beni ürkütüyorsun
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
She freaked out when she lost her keys
Anahtarlarını kaybettiğinde panikledi
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
madalyon
Sahnedeiçine fotoğraf konulan ve zincirle taşınan küçük takı
She wears a gold locket
Altın bir madalyon takıyor
ilişki
Sahnedeiki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
ayrılış
Sahnedebir yerden ayrılma eylemi
Our departure is tomorrow
Ayrılışımız yarın
sapma
normal veya beklenenden farklı olma durumu
This decision is a departure from our usual policy
Bu karar alışılmış politikamızdan bir sapmadır
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
yakında
Sahnedeuzak olmayan
Is there a pharmacy nearby?
Yakınlarda bir eczane var mı?
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
dâhi
Sahnedeüstün zihinsel yeteneğe sahip kişi
Einstein was a genius
Einstein bir dâhiydi
dâhilik
üstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
dahi
olağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
üstün zekalı
olağanüstü zihinsel yeteneklere sahip kimse
She is a genius when it comes to science
Bilim konusunda o üstün zekalıdır
insanlık
Sahnedetüm insanların bütünü
Humanity must protect the earth
İnsanlık dünyayı korumalı
insanlık
grup olarak tüm insanlar
The future of humanity is bright
İnsanlığın geleceği parlak
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iz
Sahnedegeride bırakılan küçük bir işaret veya belirti
There was no trace of the thief
Hırsızdan hiçbir iz yoktu
izini sürmek
bir şeyin kökenini veya gelişimini bulmak
She traced the family history
Aile tarihinin izini sürdü
kopyalamak
bir nesnenin şeklini takip ederek çizmek
I traced the flower on the paper
Kağıttaki çiçeği kopyaladım
iz
bir şeyden geriye kalan çok küçük miktar
There is a trace of perfume on her
Üzerinde parfüm izi var
müdahale etmek
Sahnedesporlarda birini yakalayıp durdurmak
The defender tackled the player
Defans oyuncusu rakibe müdahale etti
ele almak
bir sorunu çözmeye girişmek
We need to tackle this problem now
Bu problemi şimdi ele almamız gerekiyor
takım
bir uğraş için kullanılan araçlar
He bought new fishing tackle
Yeni balıkçılık takımları aldı
tackle
Amerikan futbolunda bir oyuncu pozisyonu
He plays as a tackle on the team
O takımda tackle olarak oynuyor
senkronize etmek
Sahnedeşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
dayan
zorluklara rağmen pes etmemek
I know it is hard, but hang in there
Zor olduğunu biliyorum ama dayan
önemsemek
birine veya bir şeye değer vermek ya da onun için endişelenmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
şaşkın
aptal veya saçma davranan kimse
Don't be such a ding dong
Bu kadar şaşkın olma
pipi
erkek cinsel organı için kullanılan argo kelime
He used the word ding dong
Ding dong kelimesini kullandı
tip
bir kişi için kullanılan kayıt dışı ifade
Who is that ding dong
Şu tip kim
ding dong
bir zilin çıkardığı ses
The bell went ding dong
Zil ding dong diye çaldı
ding dong sesi
bir zilin çıkardığı ses
I heard the ding dong of the bell
Zilin ding dong sesini duydum
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
almak
bir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
heykel
Sahnedetaş veya metalden yapılmış insan veya hayvan modeli
The statue is made of marble
Heykel mermerden yapılmıştır
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
çevrimiçi
Sahnedeinternete bağlı
I am online now
Şu an çevrimiçiyim
çevrimiçi
internet bağlantısı aktif ve kullanıma hazır durumda olan
He is online right now
O şu anda çevrimiçi
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
uçuş
Sahnedeuçakla yapılan yolculuk
The flight was long
Uçuş uzundu
merdiven kolu
iki kat arasındaki basamak dizisi
She climbed a flight of stairs
Bir merdiven kolunu çıktı
nöbet
ani ve kısa süreli tuhaf davranış veya duygu dönemi
He had a sudden flight of temper
Ani bir sinir nöbeti geçirdi
kaçma
tehlikeden uzaklaşmak için vücudun verdiği doğal tepki
The fight or flight response is instinctive
Savaş ya da kaç tepkisi içgüdüseldir
mırıldanmak
Sahnedealçak ve anlaşılmaz bir sesle konuşmak
He continued to mutter to himself
Kendi kendine mırıldanmaya devam etti
karalama
Sahnedebasit bir çizim veya taslak
This is just a little doodle
Bu sadece küçük bir karalama
karalamak
rastgele küçük ve basit resimler çizmek
I like to doodle in my notebook
Defterime bir şeyler karalamayı severim
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
daha fazla
Sahnededaha büyük bir ölçüde veya derecede
We need further information
Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var
daha uzak
daha büyük bir mesafede olan
The park is further than I thought
Park düşündüğümden daha uzak
ilerletmek
bir sürecin veya işin gelişimini sağlamak
She took the course to further her career
Kariyerini ilerletmek için kursa gitti
desteklemek
bir amacı veya girişimi katkıda bulunarak büyütmek
They want to further their shared goals
Ortak amaçlarını desteklemek istiyorlar
efsanevi
Sahnedeçok ünlü ve hakkında çok konuşulan
He is a legendary guitar player
O efsanevi bir gitaristtir
fiziksel
Sahnedevücutla ilgili olan
He is in good physical health
Fiziksel sağlığı yerinde
maddi
ruhsal olmayan, maddeyle ilgili
The physical world is complex
Fiziksel dünya karmaşıktır
sağlık kontrolü
bir kişinin vücudunun tıbbi muayenesi
I need to go for my yearly physical
Yıllık sağlık kontrolüme gitmem gerekiyor
tam burada
tam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
eşit olmak
Sahnededeğer veya anlam bakımından aynı olmak
Two plus two is equal to four
İki artı iki dörde eşittir
eş
hakları statüsü veya yeteneği başka biriyle aynı olan kişi
She is treated like an equal
Ona bir eş gibi davranılıyor
eşit
değer durum veya miktar bakımından aynı olan
The two pieces of cake are equal in size
İki kek parçası eşit boyutta
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
ödüllendirilmemiş
Sahnedeödül veya teşekkür almamış
His hard work went unrewarded
Sıkı çalışması ödüllendirilmemiş kaldı
onu al
bir şeyi eline almak veya yerden kaldırmak
Pick it up from the floor
Onu yerden al
kaldığı yerden devam etmek
duraklamadan sonra tekrar başlamak
Let's pick it up tomorrow
Yarın kaldığımız yerden devam edelim
kapmak
bir şeyi resmi eğitim almadan kendiliğinden öğrenmek
I picked up some Spanish while traveling
Seyahat ederken biraz İspanyolca kaptım
çift
Sahnedebirlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
eşlemek
iki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
bağırmak
birine yüksek sesle ve öfkeyle hitap etmek
Don't yell at me
Bana bağırma
yön
Sahnedebir şeyin hareket ettiği yol veya hat
The wind changed direction
Rüzgar yön değiştirdi
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
kayıp
Sahnedebir şeye artık sahip olmama durumu
The company suffered a huge loss
Şirket büyük bir kayıp yaşadı
şaşkınlık
ne yapacağını veya ne diyeceğini bilememe durumu
I was at a loss for words
Söyleyecek söz bulamadım
saçmalık
Sahnedemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
sert
birine karşı talepkar veya katı olan
My teacher is very tough
Öğretmenim çok serttir
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
boşanma
Sahnedeevliliğin yasal olarak sona ermesi
They decided to get a divorce
Boşanmaya karar verdiler
boşanmak
Sahnedebir evliliği yasal olarak sona erdirmek
She wants to divorce him
Ondan boşanmak istiyor
boşanma
evliliğin hukuki olarak bitişi
The divorce took two years
Boşanma iki yıl sürdü
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
kızıl saçlı
Sahnedekızıl saçlı kişi
She is a redhead
O kızıl saçlıdır
kız arkadaş
Sahnederomantik ilişki içinde olunan kadın
He loves his girlfriend
Kız arkadaşını seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
ilaç veya uyuşturucu
Sahnedevücudu etkileyen kimyasal madde
This drug helps you sleep
Bu ilaç uyumanıza yardımcı olur
arkadaş
çok sevilen bir kişi
He is a good drug
O iyi bir arkadaş
ilaç vermek
birine vücudunu etkileyen bir madde vermek
They drug the patient
Hastaya ilaç veriyorlar
ilaç
hastalıkları tedavi etmek için kullanılan madde
You must take the drug
İlacı almalısın
güvenmek
birine veya bir şeye güven duymak
You can trust in him
Ona güvenebilirsin
araba
Sahnededört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
araba
dört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
itici
Sahnedeçok kaba veya saldırgan
His behavior was obnoxious
Davranışı iticiydi
ek olarak
bir şeye ek olarak
On top of the rain, it was cold
Yağmura ek olarak hava soğuktu
üzerinde
bir şeyin daha yüksek konumunda
The book is on top of the desk
Kitap masanın üzerinde
hâkim
bir durumun kontrolünü elinde tutan
She is on top of her work
İşine tamamen hâkim
çanta
Sahnedeeşyaları taşımak için kullanılan esnek kap
I have a blue bag
Mavi bir çantam var
yakalamak
bir şeyi yakalamak veya ele geçirmek
He bagged a deer
Bir geyik yakaladı
kapmak
bir şeyi elde etmeyi başarmak
She bagged a promotion
Bir terfi kaptı
yıldönümü
Sahnedegeçmişteki bir olayın her yıl kutlanması
Happy wedding anniversary
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun
yıldönümü
bir olayın geçmişte gerçekleştiği tarih
Today is the anniversary of the war
Bugün savaşın yıldönümü
yıl dönümü
bir olayın anısını yaşatmak için her yıl kutlanan özel gün
We celebrated our wedding anniversary last night
Dün gece evlilik yıl dönümümüzü kutladık
yıl dönümü
bir olayın üzerinden geçen her tam yıl
This year marks the tenth anniversary of the foundation
Bu yıl kuruluşun onuncu yıl dönümü
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
fırsat
bir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
propaganda
Sahnedefikirleri etkilemek için yayılan taraflı bilgiler
The government used propaganda to win support
Hükümet destek kazanmak için propaganda yaptı
çevreci
Sahnededoğayı korumak için çalışan kişi
She is a dedicated environmentalist
O, kendini adamış bir çevrecidir
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
dehşet verici
Sahnedekorku veya dehşet uyandıran
It was a grisly crime scene
Dehşet verici bir suç mahalliydi
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
yasaklamak
Sahnedebir şeyi resmen yasaklamak
The city banned smoking in parks
Şehir parklarda sigara içmeyi yasakladı
paylaşmak
Sahnedebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
şimdiye kadar
şu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
düşünce
Sahnedebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kural kitabı
kuralların veya prosedürlerin bulunduğu resmi döküman
They followed the book exactly
Tam olarak kural kitabına uydular
görüş
bir kişinin kendine has bakış açısı veya değerlendirmesi
In my book this is a mistake
Benim görüşüme göre bu bir hata