

How I Met Your Mother — 9. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
502 kelime
Seviye
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
kuşak
Sahnedebenzer zamanlarda doğmuş insan grubu
Every generation is different
Her kuşak farklıdır
üretim
bir şeyi ortaya çıkarma veya yapma eylemi
This machine is used for the generation of electricity
Bu makine elektrik üretimi için kullanılır
mor
Sahnedekırmızı ile mavi arasındaki renk
I have a purple shirt
Mor bir gömleğim var
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
yaşlanmak
Sahnedeileri yaşlara gelmek
He is getting up there
Epey yaşlandı
oraya çıkmak
daha yüksek bir yere çıkmak
How did you get up there
Oraya nasıl çıktın
charleston
Sahnede1920'lerin canlı bir dansı
They danced the Charleston
Charleston dansı yaptılar
çatı
Sahnedebir binanın en üst kısmı
The roof is leaking
Çatı akıyor
ev
yaşanılan ev veya yer
He has a roof over his head
Başını sokacak bir evi var
çatı
bir binanın tepesini örten yapı
The cat is sitting on the roof
Kedi çatının üzerinde oturuyor
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
ton
Sahnedeağırlık ölçü birimi ya da çok fazla miktar
I have a ton of homework
Tonla ödevim var
istisna
genel kurala dahil olmayan şey
There is a ton to every rule
Her kuralın bir istisnası vardır
kalabalık
çok sayıda insan veya miktar
A ton of people arrived
Bir kalabalık insan geldi
sosyete
İngiliz toplumundaki moda üst sınıf
She belongs to the ton
O sosyete kesiminden
yolda bırakmak
Sahnedebirini zor bir durumda yardımsız bırakmak
The snow stranded them in the mountains
Kar onları dağlarda yolda bıraktı
tel
saç iplik veya benzeri maddelerin tek bir ince parçası
There is a strand of hair on your coat
Kabanında bir saç teli var
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
Sahnedeağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
iskelet
Sahnedevücudun içindeki kemik yapısı
The human skeleton has 206 bones
İnsan iskeleti 206 kemiğe sahiptir
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
kızarmış ekmek
Sahnedeısı ile rengi kahverengiye dönmüş ekmek
I eat toast for breakfast
Kahvaltıda kızarmış ekmek yerim
kadeh kaldırmak
Sahnedebirini onurlandırmak için kadeh kaldırıp içmek
They made a toast to the success
Başarı için kadeh kaldırdılar
kızartmak
ekmeği ısıtarak rengini kahverengiye döndürmek
I toast the bread
Ekmeği kızartırım
bitmiş
başarısız veya kurtarılamaz bir durumda olan
If we lose this game we are toast
Eğer bu maçı kaybedersek bittik demektir
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
genel kültür bilgileri
Sahnedeönemsiz veya ayrıntılı bilgi parçaları
I love learning random trivia
Rastgele genel kültür bilgileri öğrenmeyi severim
kıç
Sahnedevücudun üzerine oturulan etli kısmı
He fell on his ass
Kıçının üzerine düştü
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such an ass
Bu kadar aptal olma
eşek
uzun kulaklı küçük ata benzeyen hayvan
The ass carries the load
Eşek yükü taşır
süit
Sahnedebir otelde birbirine bağlı oda takımı
We stayed in a luxury suite
Lüks bir süitte kaldık
süit
birbiriyle bağlantılı odalar grubu
We booked a honeymoon suite at the hotel
Otelde bir balayı süiti tuttuk
takım
birbiriyle ilişkili ve bir arada bulunan şeyler grubu
They installed a new software suite
Yeni yazılım takımını yüklediler
süit
birbirine bağlı odalar grubu
They booked a luxury suite at the hotel
Otelde lüks bir süit tuttular
bayıltmak
Sahnedebirini vurarak bilincini kaybettirmek
The punch knocked him out
Yumruk onu bayılttı
çok yormak
birini aşırı derecede yorgun düşürmek
The long race knocked him out
Uzun yarış onu çok yordu
çabucak hazırlamak
bir şeyi hızla ve kolayca ortaya çıkarmak
She knocked out the report in an hour
Raporu bir saatte çabucak hazırladı
vurarak çıkarmak
sertçe vurarak bir şeyi bulunduğu yerden dışarı atmak
The accident knocked out his tooth
Kaza onun dişini yerinden çıkardı
harikalar yaratmak
bir şeyi son derece iyi yapmak
She knocked out that performance
O performansı harika bir şekilde sergiledi
çabucak bitirmek
bir işi hızlı ve başarılı bir şekilde tamamlamak
I can knock out this report in an hour
Bu raporu bir saatte çabucak bitirebilirim
çarpıcı
çok etkileyici veya çekici olan
She looked a real knock-out at the party
Partide gerçekten çok çarpıcı görünüyordu
nakavt etmek
birini bayıltmak veya devam edemez hale getirmek
The boxer knocked out his opponent in the first round
Boksör rakibini ilk rauntta nakavt etti
hızlıca bitirmek
bir işi çabucak tamamlamak
I can knock out this report in one hour
Bu raporu bir saat içinde hızlıca bitirebilirim
ortadan kaldırmak
bir şeyi yok etmek veya bulunduğu yerden çıkarmak
The new law knocked out the old tax exemption
Yeni yasa eski vergi muafiyetini ortadan kaldırdı
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
bahane
Sahnedebir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
eşcinsel
Sahnedeaynı cinsiyetten kişilere ilgi duyan
He is gay
O eşcinsel
eşcinsel
LGBTQ kültürüyle ilişkilendirilen kişi
He is an openly gay man
O açık bir eşcinsel erkek
eğlenceli
insanları güldürmeyi amaçlayan neşeli durum
The party had a gay atmosphere
Partinin eğlenceli bir atmosferi vardı
sıyrık
Sahnedepürüzlü bir yüzeye sürtünme sonucu oluşan küçük yara
He has a scrape on his knee
Dizinde bir sıyrık var
kazımak
bir şeyi bir yüzey üzerinde zorlayarak hareket ettirmek
She scraped the paint off the wall
Duvardaki boyayı kazıdı
zorlukla biriktirmek
bir şeyi büyük çabayla toplamak
He scraped together enough money
Yeterli parayı zorlukla bir araya getirdi
kazımak
bir yüzeyden bir şeyi ayırmak
Scrape the mud off your boots
Çizmelerindeki çamuru kazı
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
ders vermek
Sahnedebir topluluğa yapılan resmi konuşma
The professor will lecture on history today
Profesör bugün tarih dersi verecek
azarlamak
birini kızgın veya eleştirel bir şekilde uyarmak
Do not lecture me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni azarlama
ders vermek
birine uzun ve ciddi bir konuşma yapmak
He lectured me about my behavior
Davranışlarım hakkında bana ders verdi
ders
öğrencilere veya bir gruba verilen resmi konuşma
The professor gave a long lecture
Profesör uzun bir ders verdi
taşıyıcı
Sahnedebir şeyi taşıyan kişi
The bearer of the message arrived
Mesajı getiren kişi geldi
el dezenfektanı
Sahnedeelleri temizlemek için kullanılan jel
I use hand sanitizer
El dezenfektanı kullanıyorum
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
aktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
eczacı
Sahnedeilaçları hazırlayan ve satan kişi
The pharmacist gave me the medicine
Eczacı bana ilacı verdi
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
zor
Sahnedekolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
yaklaşık
tam olmayan veya kesinlik içermeyen
This is just a rough estimate
Bu sadece yaklaşık bir tahmin
sert
nazik olmayan güç kullanımı
The game was very rough
Oyun çok sertti
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
sona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
büyü
Sahnedegizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
sihirbazlık
illüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
büyülü
sihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
sihirli güç
imkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
kardeş
Sahnedeyakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
birader
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
kardeş
erkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
insanların gülmesini sağlayan veya ciddiye alınmaması gereken söz veya davranış
I told a joke to my friend
Arkadaşıma bir şaka yaptım
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
Sahnedebir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
düşünmek
bir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
bisiklet
Sahnedepedal çevirerek sürülen iki tekerlekli araç
I ride my bicycle to school
Okula bisikletimle giderim
pedal çevirmek
bisiklet sürer gibi bacakları dairesel hareket ettirmek
He started to bicycle his legs
Bacaklarını pedal çevirir gibi hareket ettirmeye başladı
itiraf etmek
Sahnedeyaptığı bir yanlışı dürüstçe anlatmak
It is time to come clean
Artık itiraf etme vakti geldi
itiraf etmek
gizlenen bir gerçeği veya suçu dürüstçe açıklamak
He finally came clean about the mistake
Sonunda hatası hakkında gerçeği itiraf etti
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
bağlantı
Sahnedeiki veya daha fazla şeyi birbirine bağlayan şey
There is a link between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlamak
iki şeyi birbirine bağlamak veya birleştirmek
The bridge links the two cities
Köprü iki şehri birbirine bağlıyor
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
üzerine inşa etme
bir şeyi temel alarak daha fazla ilerleme kaydetmek
They are building on their past success
Geçmiş başarılarının üzerine inşa ediyorlar
inşaat
bir yapıyı oluşturma süreci
The building of the new house is almost finished
Yeni evin inşaatı neredeyse bitti
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
çim
Sahnedebahçedeki düz ve bakımlı çim alan
He is mowing the lawn
Çimleri biçiyor
çimenlik
ev bahçesindeki kısa kesilmiş yeşil alan
The children are playing on the lawn
Çocuklar çimenlikte oynuyor
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
destek
ek yardım veya kaynak
The police called for backup
Polis destek çağırdı
yedek
bir şeyin güvenli tutulan ikinci kopyası
Always keep a backup of your files
Dosyalarınızın her zaman bir yedeğini tutun
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek ekstra yardım
We need a backup plan
Bir yedek plana ihtiyacımız var
gizlice gitmek
Sahnedekimse fark etmeden sessizce bir yere sokulmak
He tried to sneak out of the room
Odadan gizlice çıkmaya çalıştı
sinsi kimse
gizli ve dürüst olmayan işler çeviren kimse
He is a real sneak who cannot be trusted
O güvenilmeyecek tam bir sinsi
spor ayakkabı
kauçuk tabanlı gündelik ayakkabı
He is wearing his comfortable sneaks
O rahat spor ayakkabılarını giyiyor
gizlice vermek
bir şeyi birine gizli veya saklı bir şekilde ulaştırmak
She sneaked the candy to her brother
O şekeri kardeşine gizlice verdi
sorumsuz
Sahnedesorumluluk bilinci göstermeyen
He is very irresponsible
O çok sorumsuz
sorumsuz
davranışlarının sonuçlarını düşünmeyen
He was irresponsible with his money
Parası konusunda sorumsuzdu
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
konuşma
Sahnedebir topluluğa yapılan resmi hitap
He gave a great speech
Harika bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
konuşma
bir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
araştırmak
Sahnedebir konuyu veya durumu incelemek
I will look into this problem
Bu sorunu araştıracağım
içine bakmak
bir şeyin içine doğru gözlerini çevirmek
She looked into the box
O kutunun içine baktı
yer
Sahnededünyanın katı yüzeyi
Sit on the ground
Yere otur
öğütmek
yiyecekleri çok küçük parçalara ayırmak
He ground the pepper
Karabiberi öğüttü
aralık
iki hareketli nesne arasındaki boşluk
Keep ground between the cars
Arabaların arasında aralık bırak
gerekçe
bir kararın veya inancın dayandığı neden
There is no ground for your complaint
Şikayetin için bir gerekçe yok
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
dev tekerlekli
Sahnedeçok büyük tekerlekleri olan
He drives a giant wheeled vehicle
Dev tekerlekli bir araç sürüyor
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
dev gibi
Sahnedeçok iri veya uzun boylu kişi
He is a giant of a man
O dev gibi bir adam
dev
çok büyük hayali varlık
The giant is very strong
Dev çok güçlüdür
devasa
aşırı derecede büyük
Look at that giant tree
Şu devasa ağaca bak
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
sürüklemek
Sahnedebir şeyi yüzey üzerinde çekmek
Drag the chair across the room
Sandalyeyi oda boyunca sürükle
sıkıcı şey
sıkıcı veya can sıkıcı durum
This meeting is such a drag
Bu toplantı çok sıkıcı
nefes
sigaradan çekilen duman
He took a long drag
Uzun bir nefes çekti
drag performansı
erkeklerin eğlence amacıyla kadın kıyafetleri giyerek yaptığı gösteri
He is famous for his drag performance
O drag performansıyla ünlüdür
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
köylü
Sahnedebir köyde yaşayan kişi
The villager lives in a small house
Köylü küçük bir evde yaşıyor