

How I Met Your Mother — Season 9 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
477 kelime
Seviye
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
Sahnedefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
ifade etmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
koymak
bir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
zaman harcamak
bir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
yine de
Sahnedesöylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
taraf tutmak
bir tartışmada bir kişiyi veya grubu desteklemek
Don't take sides in their argument
Onların tartışmasında taraf tutma
tarafsız kalmak
bir anlaşmazlıkta her iki tarafı da desteklememek
I try not to take sides in their argument
Tartışmalarında taraf tutmamaya çalışırım
taraf tutmak
bir anlaşmazlıkta bir kişiyi veya grubu desteklemek
It is wrong to take sides in their fight
Kavgalarında taraf tutmak yanlıştır
meme
Sahnedekadın göğsündeki yumuşak kısımlar
Breast cancer is common
Meme kanseri yaygındır
göğüs
vücudun ön üst kısmı
The bird puffed out its breast
Kuş göğsünü kabarttı
göğüs eti
bir kuşun veya hayvanın göğüs kısmından elde edilen et
I prefer chicken breast
Tavuk göğsünü tercih ederim
doruk noktası
Sahnedeen heyecanlı veya önemli nokta
The story reaches its climax
Hikaye doruk noktasına ulaşıyor
eyvah
Sahnedeşaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sayın
Sahnedemektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
sevgili
sevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
her ne olursa olsun
Sahnedeher ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
teknisyen
Sahnedebelirli bir teknik alanda uzmanlaşmış kişi
The tech fixed the phone
Teknisyen telefonu tamir etti
teknoloji
bilimsel bilgilerin pratik amaçlarla kullanılması
I love new tech
Yeni teknolojileri severim
kademe
Sahnedebir sistemdeki rütbe veya katman
There are three tiers of membership
Üç farklı üyelik kademesi var
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
not
Sahnedekısa yazı
I left a note for you
Senin için bir not bıraktım
nota
Sahnedeparfümlerdeki belirgin koku
The perfume has a floral note
Parfümün çiçeksi bir notası var
fark etmek
bir şeye dikkat etmek
Please note the date
Lütfen tarihe dikkat edin
nota
müzikte tek bir ses veya bunu temsil eden işaret
She played a high note on the piano
Piyanoda tiz bir nota çaldı
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
bekar
Sahnedeevli veya bir ilişkisi olmayan
She is currently single
O şu anda bekar
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek
sadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
kısmak
bir şeyin sesini veya gücünü azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
reddetmek
bir teklife veya isteğe hayır demek
He turned down the job offer
İş teklifini reddetti
geri çevirmek
birini veya bir şeyi kabul etmemek
The bank turned down my loan
Banka kredimi geri çevirdi
kısmak
sesin şiddetini azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
gün
Sahnedeyirmi dört saatlik süre
One day has twenty four hours
Bir gün yirmi dört saattir
günümüz
içinde bulunduğumuz zaman
Life is hard these days
Hayat günümüzde çok zor
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
günler
24 saatlik süreler
I have been waiting for two days
İki gündür bekliyorum
eşcinsel
Sahnedeaynı cinsiyetten kişilere ilgi duyan
He is gay
O eşcinsel
eşcinsel
LGBTQ kültürüyle ilişkilendirilen kişi
He is an openly gay man
O açık bir eşcinsel erkek
eğlenceli
insanları güldürmeyi amaçlayan neşeli durum
The party had a gay atmosphere
Partinin eğlenceli bir atmosferi vardı
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
kostüm
Sahnedebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
giriş yapmak
bir otelde veya havaalanında kayıt yaptırmak
I need to check in at the hotel
Otelde giriş yapmam gerekiyor
bildirimde bulunmak
bir yere vardığını bildirmek
Please check in with your manager
Lütfen müdürüne vardığını bildir
giriş işlemleri
otel veya havaalanındaki kayıt işlemi
The check in was very fast
Giriş işlemleri çok hızlıydı
uğramak
birinin halini hatırını sormak için ziyaret etmek
I checked in on my sick friend today
Bugün hasta arkadaşımın durumuna bakmak için uğradım
durum görüşmesi
güncellemeleri paylaşmak için yapılan kısa toplantı
We had a quick check in this morning
Bu sabah kısa bir durum görüşmesi yaptık
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
bir nevi
bir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
yoğun
Sahnedeçok güçlü veya aşırı
The competition was intense
Rekabet yoğundu
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
görme yetisi
Sahnedegörme yeteneği
She has perfect vision
Görme yetisi mükemmel
vizyon
gelecekte olması istenen durumla ilgili fikir
He has a clear vision for the company
Şirket için net bir vizyonu var
görünüş
birinin veya bir şeyin görünme biçimi
She was a vision in her beautiful dress
Güzel elbisesi içinde harika görünüyordu
hayal
gerçekte var olmayan bir şeyin zihinde canlanan görüntüsü
He had a vision of a better future
Geleceğe dair bir hayali vardı
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
pis koku
Sahnedehoş olmayan kötü bir koku
There is a terrible stink in here
Burada berbat bir pis koku var
berbat olmak
bir konuda çok başarısız olmak
I stink at playing tennis
Tenis oynamakta berbatım
yaygara
gürültülü bir şekilde yapılan kamusal şikayet veya itiraz
He raised a stink about the poor service
Kötü hizmet hakkında büyük bir yaygara kopardı
ikilem
Sahnedeiki zor seçenek arasında kalma durumu
I am in a dilemma
Bir ikilem içindeyim
fırınlanmış
fırında ısıtılmış
The bread is oven kissed
Ekmek fırınlanmış
hile yapmak
Sahnedeavantaj elde etmek için dürüst davranmamak
He cheated on the test
Sınavda hile yaptı
hile yapmak
avantaj sağlamak amacıyla dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
hileci
avantaj elde etmek için dürüst olmayan davranışlarda bulunan kimse
He is a known cheat
O bilinen bir hilecidir
kurtulmak
kötü bir durumdan kaçınmak
He managed to cheat death
Ölümden kurtulmayı başardı
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
eşit olmak
Sahnededeğer veya anlam bakımından aynı olmak
Two plus two is equal to four
İki artı iki dörde eşittir
eş
hakları statüsü veya yeteneği başka biriyle aynı olan kişi
She is treated like an equal
Ona bir eş gibi davranılıyor
eşit
değer durum veya miktar bakımından aynı olan
The two pieces of cake are equal in size
İki kek parçası eşit boyutta
temel
Sahnedebir şeyin üzerine inşa edildiği sağlam kısım
The house has a strong foundation
Evin güçlü bir temeli var
vakıf
belirli bir amaç için para sağlayan kuruluş
She works for a charitable foundation
Bir hayır vakfında çalışıyor
üçleme
birbiriyle bağlantılı üç kitap veya film
I am reading a new foundation
Yeni bir üçleme okuyorum
yuvarlanmak
Sahnededönerek hareket etmek
The ball rolls away
Top yuvarlanarak uzaklaşır
uyum sağlamak
bir duruma ayak uydurmak
Roll with the changes
Değişimlere uyum sağla
küçük ekmek
yenilebilir küçük ekmek parçası
I bought a bread roll
Küçük bir ekmek aldım
rock and roll
güçlü ritimli bir müzik tarzı
I like rock and roll
Rock and roll severim
sinirlendirmek
Sahnedebirini kızdırmak
Stop pissing me off
Beni sinirlendirmeyi bırak
işemek
idrar yapmak
He needs to piss
İşemesi gerekiyor
çiş
idrar
There is piss on the floor
Yerde çiş var
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
takım
Sahnedeberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
saygılı
Sahnedesaygı gösteren ve nazik olan
He is always respectful to others
Başkalarına karşı her zaman saygılıdır
tıklatmak
Sahnedebir şeye hafifçe ve art arda vurmak
Tap the glass gently
Cama hafifçe vurun
tap dansı
özel ayakkabılarla yapılan bir dans türü
She likes tap dance
Tap dansını seviyor
musluk
suyun akışını kontrol eden düzenek
Turn off the tap please
Lütfen musluğu kapat
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
engelsiz
The road is clear
Yol açık
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
zor soru
Sahnedecevaplaması zor olan soru veya problem
The last question was a real stumper
Son soru gerçekten çok zordu
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tabut
Sahnedeölü bedenlerin içine konulduğu kutu
The casket was made of wood
Tabut ahşaptan yapılmıştı
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
herhangi bir zamanda
Sahnedeherhangi bir zamanda veya ne zaman istersen
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
herhangi bir zaman
istenilen veya ihtiyaç duyulan herhangi bir an
You can call me anytime
Beni istediğin zaman arayabilirsin
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
yerleştirmek
Sahnedeeşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
paket
bir şeyin içinde bulunduğu küçük kap
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
evinde gibi
bir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum
evde
yaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde
yok
Sahnedebir yerde bulunmayan
He is absent today
O bugün yok
saçmalamak
saçma sapan veya rahatsız edici bir şekilde konuşmak
Stop crapping on
Saçmalamayı bırak
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
atasözü
Sahnedeyaygın olarak bilinen kısa ifade
It is an old saying
Bu eski bir atasözüdür
söz
birinin söylediği şey
Her saying was very surprising
Onun söylediği şey çok şaşırtıcıydı
söyleme
bir şeyi kelimelerle ifade etme eylemi
Saying the truth is always important
Doğruyu söylemek her zaman önemlidir
bay bay
veda etmek için kullanılan gündelik bir ifade
Buh bye, see you tomorrow!
Bay bay, yarın görüşürüz!
hoşça kal
vedalaşmanın günlük ve samimi bir yolu
I said buh bye to my friends
Arkadaşlarıma hoşça kal dedim
ranza
üst üste yerleştirilmiş yatak
I sleep in a bunk beds
Ranzada uyurum
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
şarkı
sözleri olan kısa müzik parçası
She sang a short song
Kısa bir şarkı söyledi
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
Sahnedebir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
evlenmek
Sahnedeevlilik bağıyla birleşmek
They decided to wed in June
Haziran ayında evlenmeye karar verdiler