

How I Met Your Mother — 9. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
528 kelime
Seviye
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
ödül
Sahnedeiyi bir davranış veya çalışma karşılığında verilen şey
He got a reward for his hard work
Sıkı çalışması için bir ödül aldı
ödüllendirmek
birine yaptığı bir iş karşılığında bir şey vermek
Teachers reward students for hard work
Öğretmenler öğrencileri sıkı çalışmaları için ödüllendirir
yerleştirmek
Sahnedeeşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
paket
bir şeyleri içine koymaya yarayan küçük kutu
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
inanmak
Sahnedebir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
inanmak
birine veya bir şeye güven duymak
I believe in my team
Takımıma inanıyorum
tombul
Sahnedeyuvarlak ve dolgun olan
The baby has plump cheeks
Bebeğin tombul yanakları var
tombul
hoş bir şekilde dolgun ve yuvarlak
The baby has plump cheeks
Bebeğin tombul yanakları var
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
sürtük
Sahnedeçok sayıda cinsel partneri olan kişiye yönelik aşağılayıcı ifade
She was called a slut
Ona sürtük dendi
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesajlaşmak
telefondan yazılı ileti göndermek
I will text you later
Sana daha sonra mesaj atacağım
mağdur
Sahnedebir olay nedeniyle zarar görmüş kişi
He was a victim of the accident
Kazanın mağduruydu
özür dilemek
Sahnedebir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
cihaz
Sahnedebelirli bir amaç için tasarlanmış ekipman parçası
This is a useful device
Bu faydalı bir cihaz
şanslı
Sahnedeiyi şansa sahip olan
I am very lucky
Çok şanslıyım
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
hiçbir soru sorulmadan
Sahnedeherhangi bir açıklama gerektirmeyen kural
You can return it, no questions asked
Ürünü hiçbir soru sorulmadan iade edebilirsiniz
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
versiyon
Sahnedebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
isim
bir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
malum şeyler
Sahnedekonuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
tatlı rüyalar
Sahnedeuyumadan önce çocuklara söylenen iyi dilek
Night night see you tomorrow
Tatlı rüyalar yarın görüşürüz
iyi geceler
çocuklara söylenirken kullanılan iyi geceler ifadesi
Night night sweetie
İyi geceler tatlım
iyi uykular
çocuklara yatarken söylenen iyi dilek
Night night time to sleep
İyi uykular uyku vakti geldi
iyi uyu
çocuklara uyumaları için söylenen kısa ifade
Night night go to bed
İyi uyu yatağına git
iyi geceler
çocukların uyumadan önce söylediği gayriresmi iyi geceler ifadesi
Say night night to your grandma
Anneannene iyi geceler de
düşürmek
Sahnedegenellikle sporda birini yakalayıp durdurmak
The player tackled his opponent
Oyuncu rakibini düşürdü
takım
bir uğraş için kullanılan araçlar
He bought new fishing tackle
Yeni balıkçılık takımları aldı
tackle
Amerikan futbolunda bir oyuncu pozisyonu
He plays as a tackle on the team
O takımda tackle olarak oynuyor
ele almak
bir sorunu veya görevi çözmeye çalışmak
We need to tackle this problem immediately
Bu sorunu hemen ele almamız gerekiyor
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
ihtiyaç
Sahnedegerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
uzuv
Sahnedeinsan veya hayvanın kolu ya da bacağı
He injured a limb in the accident
Kazada bir uzvuna zarar verdi
ağaç dalı
ağaç gövdesinden çıkan büyük dal
The bird sat on a thick limb
Kuş kalın bir dala kondu
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
sağdıç
Sahnededüğünde damada eşlik eden erkek
He was the best man at the wedding
Düğünde sağdıçtı
sağdıç
düğünde damada eşlik eden yardımcı
My brother will be my best man
Kardeşim benim sağdıcım olacak
en uygun kişi
bir görev için en yetenekli olan kimse
He is the best man for this job
Bu iş için en uygun kişi odur
sağdıç
düğünde damada yardım eden baş kişi
My brother was my best man
Erkek kardeşim sağdıcım oldu
hizmet
Sahnedebaşkaları için yapılan yardım veya iş
The service at this hotel is great
Bu oteldeki hizmet harika
ayin
resmi bir tören veya toplantı
We attended a church service
Bir kilise ayinine katıldık
sonsuz
Sahnedesonu veya sınırı olmayan
The universe is infinite
Evren sonsuzdur
termostat
Sahnedesıcaklığı kontrol eden cihaz
Set the thermostat to 22 degrees
Termostatı 22 dereceye ayarla
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
arkadaş
Sahnedeyakın bir arkadaş veya yoldaş
He is my best buddy
O benim en iyi arkadaşım
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
bahane
Sahnedebir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
sürüklemek
Sahnedebir şeyi yüzey üzerinde çekmek
Drag the chair across the room
Sandalyeyi oda boyunca sürükle
sıkıcı şey
sıkıcı veya can sıkıcı durum
This meeting is such a drag
Bu toplantı çok sıkıcı
nefes
sigaradan çekilen duman
He took a long drag
Uzun bir nefes çekti
drag performansı
erkeklerin eğlence amacıyla kadın kıyafetleri giyerek yaptığı gösteri
He is famous for his drag performance
O drag performansıyla ünlüdür
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
boş konuşma
Sahnedeilgi çekici veya anlamlı olmayan sözler
He just said blah blah blah
Sadece boş boş konuştu
sıkıcı
ilgi çekici olmayan veya tekdüze
The movie was kind of blah
Film biraz sıkıcıydı
aldatmak
Sahnederomantik bir ilişkide sadakatsiz davranmak
He cheated on his wife
Karısını aldattı
editör
Sahnedemetinleri yayınlanmak üzere hazırlayan kişi
He works as an editor
Editör olarak çalışıyor
tek başıma
Sahnedeyanında kimse olmadan veya yardım almadan
I live on my own
Tek başıma yaşıyorum
her zaman yardımcı
Sahnedeher zaman çok faydalı olan
She is always helpful
O her zaman yardımcıdır
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
kıyısından gitmek
bir şeyin çok yakınından geçmek veya takip etmek
The road hugs the coastline
Yol sahil şeridini takip ediyor
bağırmak
Sahnedeyüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
ağlamak
gözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
hasat
Sahnedeekinlerin toplanması işlemi
The farmers are busy with the harvest
Çiftçiler hasatla meşgul
hasat etmek
mahsulü veya bir vücut parçasını kullanım için toplamak
Farmers harvest wheat in autumn
Çiftçiler sonbaharda buğday hasat eder
kilise
Sahnedeinsanların ibadet etmek için gittiği yer
The church is very old
Kilise çok eski
kilise
Hristiyan dini topluluğu veya üyeleri
The church provides support to many people
Kilise birçok insana destek veriyor
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
tanıdık
Sahnededaha önceden bilinen veya tanınan
Your face looks familiar
Yüzün tanıdık geliyor
tanıdık
bir kişi veya durumu önceden tanıyor olmak
This melody sounds familiar to me
Bu melodi bana tanıdık geliyor
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
fırlayıp kaçmak
Sahnedeaniden ve hızla uzaklaşmak
The horse bolted from the stable
At ahırdan fırlayıp kaçtı
cıvata
parçaları birleştirmek için kullanılan metal pim
The bolt is too small
Cıvata çok küçük
şimşek
gökyüzünde aniden beliren parlak ışık
A bolt of lightning flashed across the sky
Bir şimşek gökyüzünü aydınlattı
arbalet oku
arbalet ile fırlatılan kısa ve kalın bir ok
He fired a bolt from his crossbow
Arbaletinden bir ok fırlattı
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
tırmanmak
Sahnedeel ve ayakları kullanarak yukarı çıkmak
He climbed the mountain
Dağa tırmandı
tırmanarak inmek
elleri ve ayakları kullanarak aşağı doğru hareket etmek
He climbed down the ladder
Merdivenden aşağı tırmandı
tırmanmak
bir şeyin üzerine veya tepesine doğru hareket etmek
He likes to climb trees
O ağaçlara tırmanmayı sever
berbat
Sahnedeçok düşük kalitede olan
The service at that restaurant was crappy
O restorandaki servis berbattı
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
buz balıkçılığı
Sahnedebuzun üzerindeki bir delikten balık tutma etkinliği
Ice fishing is popular in Canada
Buz balıkçılığı Kanada'da popülerdir
tuhaf tip
Sahnedesıradışı veya garip davranan kişi
He is a bit of a weirdo
O biraz tuhaf bir tip
kancacı
Sahnedekanca kullanan kişi
He is a hooker
O bir kancacıdır
hayat kadını
Sahnedecinsel hizmetlerini satan kişi
She was a hooker
O bir hayat kadınıydı
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
arkamdan
Sahnedebirinin haberi olmadan gizlice
He talked behind my back
Arkamdan konuştu
posta
Sahnedesistem aracılığıyla gönderilen mektup veya paketler
Did you check the mail today
Bugün postaya baktın mı
gazete
güncel haberlerin yer aldığı süreli yayın
I read the mail every morning
Her sabah gazeteyi okurum
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
çözüm
Sahnedebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
bir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
delik
Sahnedekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
boşluk
bir şey eksik olduğunda hissedilen üzüntü veya kayıp duygusu
He felt a hole in his heart after she left
O gittikten sonra kalbinde bir boşluk hissetti
hücre
insanların ceza olarak tutulduğu yer
They threw him in the hole
Onu hücreye attılar
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
korkak
Sahnedezayıf veya kolayca korkan kişi
Don't be such a wuss
Bu kadar korkak olma
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
olimpiyat
Sahnedeuluslararası büyük bir spor organizasyonu
The Olympic Games are held every four years
Olimpiyat Oyunları her dört yılda bir düzenlenir
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip