

How I Met Your Mother — Season 9 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
531 kelime
Seviye
elektronik
Sahnedebilgisayar teknolojisini kullanan
I read electronic books
Elektronik kitaplar okurum
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
evlilik
Sahnedeeşlerin yasal ilişkisi
Their marriage is very happy
Evlilikleri çok mutlu
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
gizlice takip etmek
Sahnedebirini gizlice veya takıntılı bir şekilde takip etmek
He began to stalk her
Onu gizlice takip etmeye başladı
sap
bir bitkinin ana gövdesi
The celery stalk is green
Kereviz sapı yeşildir
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
eleştirmek
bir şey hakkında kötü konuşmak
Don't knock his ideas
Onun fikirlerini eleştirme
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
fedakârca
Sahnedebaşkalarını kendisinden önce tutarak
He gave his time selflessly
Zamanını fedakârca verdi
kanun
Sahnedehükümet tarafından konulan kural
You must obey the law
Kanunlara uymalısın
nal
Sahnedeatın tırnağına çakılan kavisli metal parça
The horse needs a new horseshoe
Atın yeni bir nala ihtiyacı var
öncelik
Sahnedediğerlerinden daha önemli olan şey
Safety is our top priority
Güvenlik bizim en büyük önceliğimizdir
öncelik
diğerlerinden daha önemli olan iş
My priority is to finish this project
Önceliğim bu projeyi bitirmek
önemli konu
diğerlerinden daha önemli olan şey
Health is our top priority
Sağlık bizim en önemli konumuz
gezgin
Sahnedeseyahate çıkan kişi
He is a frequent traveler
O, sık seyahat eden bir gezgindir
gezgin
seyahate çıkan kimse
The traveler explored many countries
Gezgin birçok ülkeyi keşfetti
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
motorlu testere
odun kesmek için kullanılan metal zincirli ve dişli alet
He used a chain saw to cut the tree
Ağacı kesmek için motorlu testere kullandı
dolar
Sahnededolar için kullanılan gayriresmi kelime
It only costs five bucks
Sadece beş dolar tutuyor
erkek geyik
yetişkin erkek geyik
The buck has large antlers
Erkek geyiğin büyük boynuzları var
sorumluluk
bir kararı verme veya görüş bildirme yetkisi
He tried to pass the buck to his colleague
Sorumluluğu meslektaşına atmaya çalıştı
çabalamak
bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
He is bucking for a promotion this year
Bu yıl terfi almak için çabalıyor
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
gevşek
Sahnedesıkıca bağlanmamış veya serbest
The screw is loose
Vida gevşek
serbest bırakmak
bir şeyi tutmayı bırakıp serbest kalmasına izin vermek
He loosed the dog to run in the park
Parkta koşması için köpeği serbest bıraktı
müdahale etmek
Sahnedesporlarda birini yakalayıp durdurmak
The defender tackled the player
Defans oyuncusu rakibe müdahale etti
ele almak
bir sorunu çözmeye girişmek
We need to tackle this problem now
Bu problemi şimdi ele almamız gerekiyor
takım
bir uğraş için kullanılan araçlar
He bought new fishing tackle
Yeni balıkçılık takımları aldı
tackle
Amerikan futbolunda bir oyuncu pozisyonu
He plays as a tackle on the team
O takımda tackle olarak oynuyor
kesen kişi
Sahnedebir şeyi kesen kişi
He is a skilled diamond cutter
O yetenekli bir elmas kesicidir
kesici
kesmek için kullanılan araç
Use the cutter to open the box
Kutuyu açmak için kesiciyi kullan
kesici alet
kesme işlemi yapan alet
This cutter is very sharp
Bu kesici alet çok keskindir
cezbetmek
Sahnedebirini güzel bir şey sunarak bir yere çekmek
They tried to lure him with a high salary
Onu yüksek bir maaşla cezbetmeye çalıştılar
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
hakimlik
Sahnedehakim olma görevi veya makamı
He was appointed to a federal judgeship
Federal hakimlik görevine atandı
wi-fi
internete kablosuz bağlanma yolu
Is there wi-fi here?
Burada wi-fi var mı?
kablosuz bağlantı
internete bağlanmak için kullanılan kablosuz yöntem
My wi-fi connection is slow
Wi-fi bağlantım yavaş
kablosuz internet
kablo kullanmadan internete bağlanma imkanı
I need the wi-fi password
Wi-fi şifresine ihtiyacım var
kablosuz internet
kablo olmadan internete bağlanma teknolojisi
Is there Wi-Fi here
Burada Wi-Fi var mı
kablosuz internet
kabloya gerek duymadan internete bağlanmayı sağlayan sistem
The cafe offers free Wi-Fi
Kafede ücretsiz kablosuz internet var
kablosuz internet
kablolar olmadan internete bağlanma yolu
The cafe has free wi-fi
Kafede ücretsiz kablosuz internet var
sade
Sahnedegösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basit
zor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
kolay
Sahnedezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
kullanışlı
Sahnedekullanımı kolay veya faydalı
This tool is very handy
Bu alet çok kullanışlı
el altında
kolayca ulaşılabilecek bir yerde olan
Keep your tools handy
Aletlerini el altında tut
becerikli
onarım veya yapım işlerinde yetenekli olan
He is very handy around the house
Ev işlerinde çok beceriklidir
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
rakun
Sahnedeyüzünde siyah bir maske olan küçük bir Kuzey Amerika hayvanı
I saw a raccoon
Bir rakun gördüm
ödünç almak
Sahnedebirinin eşyasını geçici olarak kullanıp sonra geri vermek
Can I borrow your pen?
Kalemini ödünç alabilir miyim?
olimpiyat
Sahnedeuluslararası büyük bir spor organizasyonu
The Olympic Games are held every four years
Olimpiyat Oyunları her dört yılda bir düzenlenir
yapma
Sahnedebir şeyi gerçekleştirme eylemi
Success comes from doing
Başarı yapmaktan gelir
yapmak
bir işi yerine getirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
yapma
bir eylemi gerçekleştirme
I am doing my homework
Ödevimi yapıyorum
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
She is doing her homework
O ödevini yapıyor
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
kusursuz
Sahnedehata yapmaya imkan vermeyecek şekilde tasarlanmış
This is a foolproof plan
Bu kusursuz bir plan
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
hizmet
Sahnedebaşkaları için yapılan yardım veya iş
The service at this hotel is great
Bu oteldeki hizmet harika
ayin
resmi bir tören veya toplantı
We attended a church service
Bir kilise ayinine katıldık
yan tartışma
Sahnedeana konunun dışındaki kısa tartışma
Let's have a quick sidebar about the budget
Bütçe hakkında kısa bir ara konuşma yapalım
yan panel
bir sayfanın yanındaki küçük bölüm
Check the links in the sidebar
Yan paneldeki bağlantıları kontrol edin
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
unitard
Sahnedeomuzlardan ayak bileklerine kadar vücudu saran dar kıyafet
The dancer wore a black unitard
Dansçı siyah bir unitard giydi
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
pratik yapmak
Sahnedegelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice the piano every day
Her gün piyano çalışırım
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
uygulama
toplumda veya bir grupta yaygın olan davranış biçimi
It is common practice to arrive on time
Zamanında gelmek yaygın bir uygulamadır
doğan
Sahnedediğer hayvanları avlayan hızlı bir kuş
The falcon flies very fast
Doğan çok hızlı uçar
gizem
Sahnedebilinmeyen veya açıklanamayan şey
It is a mystery
Bu bir gizem
gizem
anlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
gizem
açıklanması veya anlaşılması zor olan olay
The cause of the accident remains a mystery
Kazanın sebebi bir gizem olarak kalmaya devam ediyor
sır
kimsenin bilmediği veya gizli tutulan şey
He keeps his past a total mystery
Geçmişini tamamen bir sır olarak saklıyor
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya kişiyi kabul etmemek
He rejected the offer
Teklifi reddetti
defolu ürün
standartlara uymadığı için kabul edilmeyen ürün
This shirt is a reject
Bu gömlek defolu bir ürün
reddedilen ürün
kabul edilmeyip geri çevrilen şey
The factory sells the rejects cheaply
Fabrika reddedilen ürünleri ucuza satıyor
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
çıkmak
daha yüksek bir yere hareket etmek
He went up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
yanıp kül olmak
ateşle yok olmak
The house went up in flames
Ev alevler içinde yanıp kül oldu
artmak
değer veya miktar olarak yükselmek
Prices go up every year
Fiyatlar her yıl artar
karşı karşıya gelmek
biriyle rekabet etmek veya çatışmak
Our team will go up against the champions
Takımımız şampiyonlara karşı mücadele edecek
asılmak
halka açık bir yere konulmak veya sergilenmek
New posters went up in the city center
Şehir merkezine yeni afişler asıldı
yaklaşmak
birinin yanına doğru yürümek
He went up to her and said hello
Ona yaklaştı ve merhaba dedi
oda servisi
otellerde yiyecek ve içeceklerin odaya getirilmesi hizmeti
I ordered breakfast from room service
Oda servisinden kahvaltı söyledim
oda servisi
otel odasına yemek getirme hizmeti
I ordered room service for breakfast
Kahvaltı için oda servisi sipariş ettim
birincil
Sahnedeen önemli olan
The prima goal is quality
Birincil hedef kalitedir
ihtiyaç
Sahnedegerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
canavar
Sahnedebüyük veya vahşi hayvan
The beast lived in the forest
Canavar ormanda yaşıyordu
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
göndermek
bir şeyi bir yere veya kuruluşa iletmek
Please send in your application
Lütfen başvurunuzu gönderin
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
nemli
Sahnedehafifçe ıslak
The soil is moist
Toprak nemli
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
sörf tahtası
Sahnededalgaların üzerinde kaymak için kullanılan uzun ve düz tahta
He bought a new surfboard
Yeni bir sörf tahtası satın aldı
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
işkence etmek
Sahnedebüyük fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
He was tortured for hours
Saatlerce ona işkence edildi
işkence
büyük fiziksel veya zihinsel acı
Silence can be torture
Sessizlik bir işkence olabilir
işkence etmek
birine şiddetli acı vermek
They tried to torture the prisoner
Mahkûma işkence etmeye çalıştılar
işkence
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
tezgah
Sahnedeyemek hazırlanan veya hizmet verilen düz yüzey
Put the keys on the counter
Anahtarları tezgaha koy
sayıcı
nesneleri sayan kişi
He is a fast counter
O hızlı bir sayıcıdır
karşı çıkmak
bir fikre veya argümana ters bir görüş belirtmek
She decided to counter his claim
Onun iddiasına karşı çıkmaya karar verdi
sayaç
sayıları sayan veya gösteren bir cihaz
The electric counter shows how much energy we use
Elektrik sayacı ne kadar enerji kullandığımızı gösteriyor
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
üflemek
Sahnedeağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
mahvetmek
bir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
hazır
her şey tamamlanmış ve hazır olmak
I am all set to go
Gitmek için hazırım
maske
Sahnedeyüzü örtmek için kullanılan araç
He is wearing a mask
O bir maske takıyor
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
She tried to mask her sadness
Üzüntüsünü gizlemeye çalıştı
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
He tried to mask his nervousness
Sinirini gizlemeye çalıştı
Maske
1994 yapımı Amerikan komedi dram filmi
I really like the movie Mask
Maske filmini gerçekten seviyorum
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
şikayet etmek
Sahnedebir durumdan memnuniyetsizliğini dile getirmek
I want to complain about the service
Servis hakkında şikayet etmek istiyorum
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
sürtük
Sahnedeçok sayıda cinsel partneri olan kişiye yönelik aşağılayıcı ifade
She was called a slut
Ona sürtük dendi
büyük olay
çok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
abartılacak bir şey
pek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
önemli bir olay
çok büyük önemi olan bir durum
Winning the game is a big deal
Maçı kazanmak önemli bir olay
odalar
Sahnedebelirli bir amaç için kullanılan bina bölümü
There are three rooms in the house
Evde üç oda var
odalar
bir binanın duvarlarla ayrılmış kısımları
Our house has five rooms
Evimizin beş odası var