

How I Met Your Mother — 9. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
744 kelime
Seviye
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
dönmek
Sahnedebir merkez nokta etrafında daire çizerek hareket etmek
The Earth rotates on its axis
Dünya kendi ekseni etrafında döner
sırayla değişmek
düzenli aralıklarla yer değiştirmek
Workers rotate their tasks
Çalışanlar görevlerini sırayla değiştirir
ürkütmek
Sahnedebirini aniden şaşırtmak veya korkutmak
You startled me
Beni ürküttün
hüsran
Sahnedeüzüntü veya utanç hissi
He felt a sense of chagrin
Bir hüsran hissetti
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere gitme eylemi
The journey took ten hours
Yolculuk on saat sürdü
yolculuk yapmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They will journey across the country
Ülke genelinde yolculuk yapacaklar
rock grubu
ünlü bir amerikalı rock müzik grubu
I love listening to the band Journey
Journey grubunun şarkılarını dinlemeyi seviyorum
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
mil
Sahnede1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
ayırıcı çizgi
Sahnedeiki alanı birbirinden ayıran çizgi
The river is the dividing line between the countries
Nehir ülkeler arasındaki ayırıcı çizgidir
tarih
Sahnedeayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
kaçak avcı
Sahnedeyasa dışı olarak avlanan kişi
The poacher was caught in the forest
Kaçak avcı ormanda yakalandı
siyah
Sahnedeen koyu renk
I have a black cat
Siyah bir kedim var
kenara
Sahnedeyan tarafa doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekilin
hariç
dahil etmeden
Aside from the weather it was a great trip
Hava durumu dışında harika bir geziydi
yan yorum
asıl konu dışındaki kısa açıklama
He made a quick aside during the speech
Konuşması sırasında kısa bir yan yorum yaptı
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
kafiye
Sahnedebenzer seslerle biten kelime veya kısa şiir
This poem has a rhyme
Bu şiirin bir kafiyesi var
kafiye yapmak
Sahnedekelimelerin sonunda benzer sesleri kullanmak
Words like cat and bat rhyme
Kedi ve yarasa gibi kelimeler kafiyelidir
kazak
Sahnedeüst vücut için giyilen sıcak tutan kıyafet
I wear a sweater in winter
Kışın kazak giyerim
eski sevgili
Sahnedegeçmişte romantik bir ilişkisi olduğu erkek
He is my ex boyfriend
O benim eski sevgilim
üyelik
Sahnedebir grubun üyesi olma durumu
I have a gym membership
Bir spor salonu üyeliğim var
üyelik
bir gruptaki tüm kişilerin toplamı
The club has a large membership
Kulübün geniş bir üyeliği var
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
çok yüksek
Sahnedeolağanüstü yüksek veya uzun
The towering mountains are beautiful
Yüksek dağlar güzeldir
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
ihtiyaç
Sahnedegerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
Sahnedekadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
kamyon
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan büyük araç
The truck is very big
Kamyon çok büyük
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
taç
Sahnedekral veya kraliçenin taktığı süslü başlık
The king wears a golden crown
Kral altın bir taç takıyor
cadde ismi
bir yol veya sokak için kullanılan bir isim
We live on Crown Street
Crown Caddesinde oturuyoruz
kraliyet ailesi
bir kral veya kraliçe ile onların ailesi
The crown traveled to the city
Kraliyet ailesi şehre seyahat etti
taç giydirmek
birini resmi olarak kral veya kraliçe yapmak
They will crown the new queen tomorrow
Yeni kraliçeye yarın taç giydirecekler
kalıplaşmış yargı
Sahnedebir grup insan hakkında sahip olunan sabit fikir
This is a common stereotype
Bu yaygın bir kalıplaşmış yargıdır
kalıpyargı
bir grup insan hakkındaki haksız ve genelleyici düşünce
It is wrong to believe every stereotype
Her kalıpyargıya inanmak yanlıştır
kaka
Sahnedevücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
çöp
düşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
kötülemek
birisi veya bir şey hakkında çok olumsuz konuşmak
Do not crap on my work
Çalışmamı kötüleme
başarmak
Sahnedebir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
akın etmek
Sahnedeaniden ve güçlü bir şekilde ileri hareket etmek
The crowd surged forward
Kalabalık ileriye doğru akın etti
ani artış
bir şeyin aniden ve güçlü bir şekilde artması
There was a surge in electricity prices
Elektrik fiyatlarında ani bir artış oldu
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
içeri girmek
Sahnedeyürüyerek bir yere girmek
He walked into the room
Odaya girdi
içine girilebilir dolap
içine yürüyerek girilebilen geniş saklama alanı
She has a walk in closet
Onun içine girilebilir bir dolabı var
içine girilebilir
bir kişinin içine girebileceği kadar geniş olan depo veya dolap
We have a walk in closet for our clothes
Kıyafetlerimiz için içine girilebilir bir dolabımız var
randevusuz
önceden yer ayırtmamış müşterilere hizmet veren
This clinic is a walk in service
Bu klinik randevusuz hizmet veren bir servistir
utangaçça
Sahnedeçekingen veya utangaç bir şekilde
She spoke timidly
Utangaçça konuştu
üstüne yok
Sahnedebir durumdaki en iyi veya en kötü şey olmak
I've seen some bad movies, but this one takes the cake
Bazı kötü filmler izledim ama bunun üstüne yok
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
yıkamak
Sahnedesu ve sabunla kirleri temizlemek
Wash your hands
Ellerini yıka
başarısızlık
tamamen başarısız olan bir durum
The whole plan was a wash
Tüm plan başarısız oldu
akmak
bir yüzeyin üzerinden geçip gitmek
Waves wash over the shore
Dalgalar kıyının üzerinden akıyor
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
paramparça
Sahnedeçok küçük kırık parçalar
The vase shattered into smithereens
Vazo paramparça oldu
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
giyinen kişi
Sahnedebelirli bir şekilde giyinen kişi
He is a neat dresser
O düzenli giyinen biridir
şifonyer
kıyafetleri saklamak için çekmeceleri olan mobilya
Put your socks in the dresser
Çoraplarını şifonyere koy
giydirici
birinin giyinmesine yardım etmekle görevli kişi
The actor called his dresser to help with his costume
Oyuncu kostümü için giydiricisini çağırdı
kusmak
Sahnedemidedeki yiyecekleri dışarı atmak
I feel like I'm going to puke
Kusacakmışım gibi hissediyorum
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
lezzetli
Sahnedeyemeğin tadının güzel olduğunu ifade eder
Yum! This cake is great
Mmm! Bu kek harika
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
notlandırmak
Sahnedebir çalışmaya puan veya not vermek
The teacher is grading the exams
Öğretmen sınavları notlandırıyor
sınıf
okuldaki yıl veya aşama
My son is in the second grade
Oğlum ikinci sınıfta
kalite
bir şeyin ne kadar iyi olduğunun seviyesi
They sell only top grade meat
Sadece en yüksek kalitede et satıyorlar
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
tebaa
hükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
ileri geri
Sahnedebir yöne ve sonra zıt yöne doğru hareket etmek
He walked back and forth
İleri geri yürüdü
karşılıklı konuşma
iki kişi arasındaki fikir alışverişi veya tartışma
They had a quick back and forth about the plan
Plan hakkında kısa bir karşılıklı konuşma yaptılar
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
dükkan
Sahnedebir şeyler satın alınan yer
This is a small shop
Bu küçük bir dükkan
alışveriş yapmak
mağazalara gidip eşyalar almak
I like to shop for clothes
Kıyafet alışverişi yapmayı severim
yumuşama
Sahnedeülkeler arasındaki gerginliğin azalması dönemi
The period of détente reduced Cold War tensions
Yumuşama dönemi Soğuk Savaş gerginliklerini azalttı
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
tavuk
Sahnedeetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
burrito
Sahnedetortilla ekmeğine sarılmış bir Meksika yemeği
I want to eat a burrito
Bir burrito yemek istiyorum
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir bilgiyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun adını hatırlayamıyorum
geri çağırmak
güvensiz olduğu için bir ürünü iade etmelerini istemek
The company will recall the faulty products
Şirket hatalı ürünleri geri çağıracak
sarkan
Sahnedegevşekçe aşağı sarkan
Her earrings were dangling
Küpeleri sarkıyordu
göğüs
Sahnedeboyun ile mide arasındaki vücut bölümü
He has a pain in his chest
Göğsünde bir ağrı var
sandık
eşya saklamak için kullanılan büyük ve sağlam kutu
He kept his clothes in an old wooden chest
Giysilerini eski bir ahşap sandıkta saklıyordu
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
Sahnedebir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
dur
Sahnedebekle veya dur
Hold it! You forgot your keys
Dur! Anahtarlarını unuttun
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim