

How I Met Your Mother — 9. Sezon Bölüm 17
Kelimeler ve anlamları
505 kelime
Seviye
striptiz kulübü
Sahnedeinsanların eğlence için soyunup dans ettiği yer
He went to a strip club
Bir striptiz kulübüne gitti
striptiz kulübü
insanların eğlence için striptiz yaptığı yer
He went to a strip club
Bir striptiz kulübüne gitti
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
birinin veya bir şeyin ilerisindeki konum
She is standing in front of the door
O kapının önünde duruyor
önünde
bir kimsenin veya bir şeyin bulunduğu yer
The car is parked in front of the house
Araba evin önünde park edilmiş
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
her ne olursa olsun
Sahnedeher ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
düşman
Sahnedesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
öfkeyle çıkmak
Sahnedebir yerden öfkeli bir şekilde ayrılmak
He stormed out of the room
Odadan öfkeyle çıktı
kolonya
Sahnedecilde sürülen kokulu sıvı
He puts on some cologne
Biraz kolonya sürer
kolonya
vücuda sürülen güzel kokulu sıvı
He wears cologne every day
O her gün kolonya sürer
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
sakız
Sahnedeçiğnenen ama yutulmayan yumuşak şeker
I like mint gum
Naneli sakızı severim
diş eti
dişleri tutan ağızdaki sert pembe doku
My gums are bleeding
Diş etlerim kanıyor
sakız
çiğnenen ama yutulmayan yumuşak bir madde
I am chewing gum
Sakız çiğniyorum
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
halat
Sahnedebağlamak için kullanılan kalın ve güçlü ip
He used a rope to tie the box
Kutuyu bağlamak için bir halat kullandı
kandırmak
birini bir şey yapması için aldatmak
They roped me into helping them
Onlara yardım etmem için beni kandırdılar
anlam
Sahnedebelirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
boğmak
Sahnedebirine çok fazla iş yüklemek
Work swamped him
İş onu boğdu
bataklık
her zaman ıslak ve çamurlu olan arazi
The area is a swamp
Bu alan bir bataklıktır
cömertçe
Sahnedenazik veya paylaşımcı bir şekilde
He donated generously to the charity
Hayır kurumuna cömertçe bağış yaptı
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
yerinden etmek
Sahnedebirini bulunduğu konumdan çıkarmak veya değiştirmek
I was bumped from the flight
Uçuştan çıkarıldım
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişkiye girmek
They bumped
Cinsel ilişkiye girdiler
çarpmak
bir şeye vurmak veya çarpmak
I bumped into the table
Masaya çarptım
şişlik
bir yüzeydeki küçük kabarık alan
He has a bump on his head
Başında bir şişlik var
yerinden etmek
birini bulunduğu pozisyondan çıkarmak
They bumped me from the flight
Havayolu beni uçuştan çıkardı
artış
miktarda veya seviyede ani yükseliş
We need a salary bump
Maaş artışına ihtiyacımız var
tok ses
müzikte derin ve ağır bas sesi
I can hear the bass bump
Basın tok sesini duyabiliyorum
çıkarmak
birini bulunduğu yerden uzaklaştırmak
They bumped him from the team
Onu takımdan çıkardılar
ısrar etmek
Sahnedebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
striptiz yapan kişi
Sahnedekıyafetlerini çıkararak dans eden kişi
The stripper performed on stage
Striptiz yapan kişi sahnede performans sergiledi
striptizci
striptiz yapan kişi
She is a professional stripper
O profesyonel bir striptizci
sıyırıcı
bir şeyin dış kaplamasını çıkarmaya yarayan alet
I used a stripper to remove the wire cover
Kabloyu soymak için bir sıyırıcı kullandım
striptizci
eğlence amaçlı striptiz yapan kişi
The stripper performed on stage
Striptizci sahnede performans sergiledi
ironik bir şekilde
Sahnedebeklenenin aksine bir şekilde
Ironically, the fire station burned down
İronik bir şekilde itfaiye istasyonu yandı
ironik bir şekilde
beklenenin veya amaçlananın tam tersi bir biçimde
Ironically it rained on our wedding day
Ironik bir şekilde düğün günümüzde yağmur yağdı
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
utangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
sonunda varmak
Sahnedesonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
sonuçlanmak
sonunda belirli bir duruma veya yere gelmek
We might end up in a small town
Sonunda küçük bir kasabada kalabiliriz
sonunda varmak
sonunda belli bir durumda veya yerde bulunmak
We ended up at the wrong hotel
Sonunda yanlış otele vardık
sonuçlanmak
belli bir durumla veya yerle noktalanmak
The game ended up in a draw
Oyun beraberlikle sonuçlandı
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
yuvarlanmak
Sahnededönerek hareket etmek
The ball rolls away
Top yuvarlanarak uzaklaşır
uyum sağlamak
bir duruma ayak uydurmak
Roll with the changes
Değişimlere uyum sağla
küçük ekmek
yenilebilir küçük ekmek parçası
I bought a bread roll
Küçük bir ekmek aldım
rock and roll
güçlü ritimli bir müzik tarzı
I like rock and roll
Rock and roll severim
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
bir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid heavy traffic
Yoğun trafikten kaçınmaya çalışıyorum
çikolata
Sahnedekakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı bir yiyecek
I love chocolate
Çikolatayı severim
çikolata
kakaodan yapılan ve genellikle şekerleme olarak yenen kahverengi yiyecek
I like eating dark chocolate
Bitter çikolata yemeyi severim
beyefendi
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik terim
This gentleman is waiting
Bu beyefendi bekliyor
beyefendi
Sahnedenazik ve görgülü erkek
He is a real gentleman
O gerçek bir beyefendi
beyefendi
yüksek sosyal sınıftan gelen nazik erkek
He is a true gentleman
O gerçek bir beyefendi
bey
bir erkeğe nazik şekilde seslenmek için kullanılan kelime
Is there a gentleman who can help
Yardım edebilecek bir bey var mı
bakış açısı
Sahnedebir duruma bakış tarzı
Try a different angle
Farklı bir bakış açısı dene
açı
iki doğrunun kesiştiği noktadaki açıklık
This is a right angle
Bu bir dik açıdır
eğmek
bir şeyi belli bir yöne doğru yatırmak
Please angle the camera down
Lütfen kamerayı aşağı doğru eğin
kurnazca çabalamak
bir şeyi dolaylı veya akıllıca yollarla elde etmeye çalışmak
He is angling for a promotion
Terfi almak için kurnazca çabalıyor
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
en kötü
Sahnedeen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en kötü
kalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
final
bir yarışmada kazananı belirleyen son oyun
Our team reached the final
Takımımız finale ulaştı
dolap
Sahnedekilitlenebilir küçük dolap
Put your bag in the locker
Çantanı dolaba koy
kilitli dolap
eşyaları saklamak için kullanılan küçük dolap
Please put your bag in your locker
Lütfen çantanı dolabına koy
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
rahat kesim
Sahnedevücuda yapışmayan bol kesim
I prefer jeans with a relaxed fit
Rahat kesim kotları tercih ederim
sosisli sandviç
Sahnedeekmek arasında servis edilen pişmiş sosis
I want a hot dog
Bir sosisli sandviç istiyorum
sosis
uzun bir ekmek arasında servis edilen pişmiş sosis
I would like to eat a hot dog
Bir sosisli yemek istiyorum
sosisli
uzun bir ekmek içinde servis edilen pişmiş sosis
He bought a hot dog at the stand
Büfeden bir sosisli aldı
sosisli sandviç
uzun bir ekmekle sunulan pişmiş sosis
Kids love to eat hot dogs
Çocuklar sosisli sandviç yemeyi sever
doğru
Sahnedehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
gündeme gelmek
Sahnedebir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
yukarı çıkmak
Sahnedeyüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
ortaya çıkmak
beklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
yetişmek
bir yerde büyüme süreci
She came up in a small town
O küçük bir kasabada yetişti
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru ilerlemek
A stranger came up to me
Bir yabancı bana yaklaştı
ortaya çıkmak
meydana gelmek veya görünmek
A problem came up at work
İş yerinde bir sorun ortaya çıktı
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma hareket etmek
I came up the stairs to my office
Ofisime doğru merdivenlerden yukarı çıktım
bahsi geçmek
konuşulmak veya tartışılmak
Your name came up in our meeting
Toplantımızda isminizin bahsi geçti
yaklaşmak
yakın zamanda gerçekleşecek olmak
The exam date is coming up soon
Sınav tarihi yaklaşıyor
yaklaşmak
yakın gelecekte olacak olmak
Christmas is coming up fast
Noel hızla yaklaşıyor
meydana gelmek
olmak veya gerçekleşmek
Many questions came up during the event
Etkinlik sırasında birçok soru meydana geldi
yükselmek
daha üst bir konuma veya duruma gelmek
She came up in the company quickly
Şirkette hızlıca yükseldi
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
yoldayım
Sahnedebir yere gitmek üzere yolda olmak
I am on my way
Yoldayım
yoldayım
bir yere gitmekte olma durumu
I am on my way to work
İşe gitmek üzere yoldayım
çorap
Sahnedeayağa giyilen giysi
I have a blue sock
Mavi bir çorabım var
çorap
ayağa giyilen giysi
I lost my sock
Çorabımı kaybettim
çorap
ayağa geçirilen parça
Put on your socks
Çoraplarını giy
blok
Sahnedeiki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
engellemek
bir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
Central Park
Sahnedeçimenlerin ve ağaçların bulunduğu halka açık alan
Central Park is in New York
Central Park New York'tadır
hiçbir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
herhangi bir şey
herhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
açıklama
Sahnedebir şeyi netleştiren ifade
I need a clear explanation
Net bir açıklamaya ihtiyacım var
açıklama
bir şeyi anlaşılır kılan ifade
Please give me an explanation for this
Lütfen bana bunun için bir açıklama yap
açıklama
bir durumu anlaşılır kılan ifade
I need an explanation for this mistake
Bu hata için bir açıklamaya ihtiyacım var
peşinat
Sahnedebir satın alma işleminin başlangıcında ödenen para
I made a down payment on the house
Ev için peşinat ödedim
peşinat
bir alışverişin başlangıcında verilen para
I made a down payment on the house
Ev için bir peşinat ödedim
ön ödeme
satın alınan bir şey için verilen miktar
They asked for a down payment
Bir ön ödeme istediler
peşin ödeme
pahalı bir şey alırken yapılan ilk ödeme
He paid the down payment in cash
Peşin ödemeyi nakit yaptı
madalyon
Sahnedeiçine fotoğraf konulan ve zincirle taşınan küçük takı
She wears a gold locket
Altın bir madalyon takıyor
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
hurda
Sahnedeyeniden kullanılabilecek atık malzeme
He sells scrap metal
Hurda metal satıyor
iptal etmek
bir plan veya projeden vazgeçmeye karar vermek
They decided to scrap the plan
Planı iptal etmeye karar verdiler
kavga etmek
küçük bir kavga veya tartışma yaşamak
The two boys had a scrap
İki çocuk küçük bir kavga etti
parça
bir şeyden kalan küçük parça
There is a scrap of paper on the desk
Masanın üzerinde bir kağıt parçası var
kelepçelemek
Sahnedebirinin bileklerine kelepçe takmak
The police officer handcuffed the suspect
Polis memuru şüpheliyi kelepçeledi
kelepçe
bilekleri birbirine bağlamaya yarayan araç
He wore handcuffs on his wrists
Bileklerinde kelepçe vardı
kelepçelemek
birinin bileklerine metal kelepçeler takmak
The police officer had to handcuff the thief
Polis memuru hırsızı kelepçelemek zorunda kaldı
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
örtmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
yerine bakmak
birinin işini geçici olarak yapmak
Can you cover for me tomorrow
Yarın benim yerime bakabilir misin
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
korumak
birini tehlikelere karşı güvende tutmak
The soldier covered his comrade from the attack
Asker yoldaşını saldırıdan korudu
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
efsanevi
Sahnedeçok ünlü ve hakkında çok konuşulan
He is a legendary guitar player
O efsanevi bir gitaristtir
ilişki
Sahnedeiki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
düşünme
Sahnededikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
örtmece
Sahnedekaba bir ifade yerine kullanılan nazik söz
Passed away is a euphemism for died
Vefat etmek ölmek kelimesinin bir örtmecesidir
sincap
Sahnedeağaçlara tırmanan püsküllü kuyruklu küçük tüylü hayvan
The squirrel is eating a nut
Sincap bir fındık yiyor
sincap
ağaçlarda yaşayan kabarık kuyruklu küçük bir hayvan
I saw a squirrel in the garden
Bahçede bir sincap gördüm
saklamak
bir şeyi gelecekte kullanmak üzere gizlice biriktirmek
She squirrelled away some food for winter
Kış için yiyecek sakladı
boğucu
Sahnederahatsız edici derecede sıcak ve nemli
The weather is muggy today
Bugün hava boğucu
süs eşyası
Sahnedeküçük dekoratif nesne
She bought a small trinket
Küçük bir süs eşyası satın aldı
takım elbise
Sahnedebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
hanımlar
Sahnedekadınlar
The ladies are here
Hanımlar burada
hanımefendi
yetişkin kadın
She is a lady
O bir hanımefendidir
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
bakmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin ihtiyaçlarını karşılamak
He cares for his sick dog
Hasta köpeğine bakıyor
sevmek
bir şeye karşı sevgi hissetmek
I don't care for sweets
Tatlılardan hoşlanmam
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
Would you care for some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
hoşlanmamak
bir şeyi beğenmemek ya da sevmemek
I do not care for this food
Bu yemekten hoşlanmıyorum
akış
Sahnedebir şeyin sürekli ve hareketli şekilde gelmesi
A stream of people entered the store
Mağazaya bir insan akını girdi
dere
küçük bir nehir
The stream is very clear
Dere çok berrak
yayın
internet üzerinden iletilen canlı veya kayıtlı ses veya görüntü
I am watching a live stream
Canlı bir yayın izliyorum
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle