

Lost — 1. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
493 kelime
üzerine koymak
Sahnedebir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
açmak
bir cihazı veya kontrolü çalışır duruma getirmek
I put on the heater when it is cold
Hava soğuk olduğunda ısıtıcıyı açarım
eklemek
birini bir listeye veya anlaşmaya dahil etmek
Please put my name on the list
Lütfen adımı listeye ekle
kilo almak
vücut ağırlığının artması
I put on weight during the holidays
Tatil boyunca kilo aldım
çalmak
müzik veya kayıt başlatmak
I put on some jazz music
Biraz caz müziği çaldım
değer biçmek
bir şeye önem seviyesi atamak
They put a high value on honesty
Dürüstlüğe büyük değer biçiyorlar
giymek
kıyafet veya ayakkabı gibi şeyleri vücuda takmak
Put on your coat before going out
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
sürmek
vücudun bir bölgesine krem veya makyaj yaymak
She puts on lotion
O krem sürer
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
She puts on a coat
O bir palto giyer
sahnelemek
bir tiyatro oyunu veya gösteri sunmak
They put on a show
Onlar bir gösteri sahnelediler
düzenlemek
halka açık bir etkinlik organize etmek
They put on a charity event
Bir yardım etkinliği düzenlediler
sergilemek
bir performansı izleyicilere göstermek
He put on a great performance
Harika bir performans sergiledi
takmak
gözlük gibi bir aksesuarı kullanmaya başlamak
Put on your glasses
Gözlüklerini tak
açmak
bir cihazda ses veya görüntü başlatmak
Put on some music
Biraz müzik aç
işletmek
birine şaka yoluyla takılmak
Don't put me on
Beni işletme
koymak
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yerleştirmek
Put your book on the table
Kitabını masanın üzerine koy
görevlendirmek
birine iş veya sorumluluk vermek
They put him on the project
Onu projede görevlendirdiler
kandırmak
birini doğru olmayan bir şeye inandırmaya çalışmak
Are you putting me on
Beni kandırıyor musun
sakinleşmek
Sahnededaha az üzgün veya heyecanlı hale gelmek
You need to calm down
Sakinleşmen gerekiyor
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
sakinleşmek
daha az kızgın veya heyecanlı hale gelmek
Please calm down
Lütfen sakinleş
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
kase
Sahnedeyemek için kullanılan yuvarlak ve derin kap
I have a bowl of soup
Bir kase çorbam var
yuvarlamak
bowling gibi bir oyunda topu yuvarlamak
He bowls the ball slowly
Topu yavaşça yuvarlıyor
turnuva
ödüllü bir yarışma veya müsabaka
They played in the big bowl
Büyük turnuvada oynadılar
top atmak
krikette vurucuya top göndermek
He learned how to bowl
Top atmayı öğrendi
Kalan 483 kelimenin kilidini aç
Premium ile bu içeriğin tüm kelimelerini, anlamlarını ve quizini aç. Tüm diziler ve filmler dahil.
10 / 493 kelime açık
Zaten Premium musun? Giriş yap