

Modern Family — Season 1 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
536 kelime
Seviye
çok utanmış
Sahnedeaşırı derecede utanç duyan veya rezil olmuş
She was mortified when she tripped on stage
Sahnede ayağı takılınca yerin dibine girdi
çekilmez kişi
Sahnedecan sıkıcı veya zor biri
He is such a pill
O çok çekilmez biridir
hap
küçük ve katı ilaç parçası
I take a pill every morning
Her sabah bir hap alırım
tüylenmek
kumaş yüzeyinde küçük topçuklar oluşması
This sweater tends to pill
Bu kazak tüylenmeye meyilli
dansçı
Sahnededans eden kişi
She is a professional dancer
O profesyonel bir dansçıdır
yaklaşmak
Sahnedebirine veya bir şeye daha yakın hale gelmek
The train is approaching the station
Tren istasyona yaklaşıyor
yaklaşım
bir şeyi yapma yöntemi
We need a new approach to this problem
Bu soruna yeni bir yaklaşım gerekiyor
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
hava
Sahnedebir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
duygu
Sahnededuygusal bir durum veya tepki
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
öpüşmek
romantik bir şekilde öpüşmek
They started to make out
Öpüşmeye başladılar
yapmak
bir şeyi bir maddeden üretmek veya oluşturmak
The desk is made out of oak
Masa meşe ağacından yapılmış
göstermek
birini olduğundan farklı veya belirli bir şekilde yansıtmak
They made him out to be a hero
Onu bir kahraman olarak gösterdiler
çözmek
bir şeyin ne olduğunu veya ne anlama geldiğini anlamak
I cannot make out the sign
Tabelayı çözemiyorum
düzenlemek
bir belgeyi veya çeki alacaklı adına göre doldurmak
Please make out the check to the landlord
Lütfen çeki ev sahibine düzenleyin
kazanç getiren
Sahnedebir kuruma büyük başarı veya para sağlayan kişi
He is the top rainmaker at the law firm
O hukuk firmasındaki en iyi kazanç getiren kişidir
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
hoşça kal
Sahnedeİspanyolca veda kelimesi
He said adis to his friends
Arkadaşlarına hoşça kal dedi
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
iç çekmek
Sahnededuyguları belli etmek için derin nefes vermek
He sighed with relief
Rahatlamayla iç çekti
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
havlama
Sahnedebir köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard a loud bark
Yüksek bir havlama duydum
ağaç kabuğu
bir ağacın sert dış tabakası
The tree has thick bark
Ağacın kalın bir kabuğu var
havlama
köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard the dog's loud bark
Köpeğin yüksek havlamasını duydum
sertçe emretmek
yüksek sesle ve sert bir şekilde emir vermek
The boss barked an order at him
Patron ona sertçe emir verdi
tekerlek
Sahnedearaçların hareket etmesini sağlayan yuvarlak nesne
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
iterek götürmek
tekerlekli bir nesneyi iterek hareket ettirmek
He wheeled the suitcase
Valizi iterek götürdü
tekerlek
bir şeyin hareket etmesini sağlayan dönen yuvarlak parça
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
desteklemek
Sahnedebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
gayrimenkul danışmanı
Sahnedemülk alım satım işlemlerinde aracılık eden uzman
Our realtor found a buyer for the building
Gayrimenkul danışmanımız bina için bir alıcı buldu
emlakçı
mülk alım satımına yardımcı olan kişi
The realtor showed us the house
Emlakçı bize evi gösterdi
emlakçı
insanların ev alıp satmasına yardımcı olan kişi
The realtor helped us buy our first house
Emlakçı ilk evimizi almamıza yardımcı oldu
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
dilimlemek
Sahnedeince parçalar halinde kesmek
Slice the bread
Ekmeği dilimle
dilim
Sahnedeekmek veya pizza gibi bir şeyin ince parçası
I want a slice of pizza
Bir dilim pizza istiyorum
dilimlemek
bir şeyi ince ve yassı parçalara ayırmak
Please slice the bread
Lütfen ekmeği dilimle
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
çoğunlukla
Sahnedebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
çoğunlukla
büyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
kel
Sahnedekafasında saç olmayan
He is bald
O keldir
kelleştirmek
saç dökülmesine neden olmak
The treatment made him bald
Tedavi onu kelleştirdi
kel
kafasında hiç saç olmayan
My grandfather is bald
Dedem kel
görüşürüz
vedalaşırken kullanılan bir ifade
I have to go now, hasta luego
Şimdi gitmem gerek, görüşürüz
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
çit
Sahnedeinsanların veya hayvanların bir yere girmesini engelleyen yapı
The garden has a white fence
Bahçenin beyaz bir çiti var
eskrim yapmak
Sahnedespor olarak ince uzun kılıçlarla dövüşmek
He likes to fence
Eskrim yapmayı sever
çalıntı mal satıcısı
çalıntı malları alıp satan kimse
The police finally caught the fence
Polis sonunda çalıntı mal satıcısını yakaladı
kız torun
Sahnedebirinin oğlu veya kızından olan kız çocuk
Her granddaughter looks like her
Kız torunu ona benziyor
kız torun
çocuğun kızı
She has a granddaughter
Onun bir kız torunu var
kız torun
oğlunuzun veya kızınızın kızı
She is my granddaughter
O benim kız torunum
saygı
Sahnedebirine veya bir şeye karşı duyulan yüksek takdir duygusu
I have great respect for her
Ona büyük saygı duyuyorum
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
görüş
bir mesele hakkındaki fikir veya bakış açısı
He has a different respect on this issue
Bu konu hakkında farklı bir görüşü var
gelenek
bir grup veya yerde bir şeyi yapmanın alışılagelmiş yolu
It is a local respect to shake hands
El sıkışmak yerel bir gelenektir
saplamak
Sahnedebir şeyi başka bir şeye sertçe itmek
He jabbed his finger into my arm
Parmağını koluma sapladı
direk vuruş
boks sporunda atılan kısa ve düz yumruk
The boxer landed a quick jab
Boksör hızlı bir direk vuruş yaptı
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
suçlu
Sahnedebir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
şampiyon
Sahnedebir yarışmayı kazanan kişi
He is the world champion
O, dünya şampiyonu
savunmak
bir davanın veya fikrin destekçisi olmak
She will champion the cause of education
O eğitim davasını savunacak
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
en iyi
Sahnedeçok iyi veya mükemmel olan
He is the greatest player
O en iyi oyuncudur
en büyük
boyut veya miktar olarak en fazla olan
This is the greatest mountain
Bu en büyük dağ
en yüksek
derece veya seviye olarak en üstte olan
She achieved the greatest success
O en yüksek başarıyı elde etti
sır
Sahnedebaşkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli bilgi
Sahnedegizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
büyükanne
Sahnedeebeveynin annesi
My grandmother is kind
Büyükannem naziktir
küt sesi
Sahnedeağır bir nesnenin düşmesiyle çıkan boğuk ses
The book fell with a thud
Kitap küt diye düştü
hemşire
Sahnedehasta insanlara bakmak için eğitilmiş kişi
The nurse is very kind
Hemşire çok nazik
hemşire
hastanede hasta insanlara bakan kişi
The nurse works in the hospital
Hemşire hastanede çalışıyor
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
gömme aydınlatma
tavana gömülü şekilde monte edilen aydınlatma armatürü
We installed recessed lighting in the kitchen ceiling
Mutfak tavanına gömme aydınlatma yerleştirdik
eylem
Sahnedebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
kolay
Sahnedezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
zorlamak
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
Don't force me to go
Beni gitmeye zorlama
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
güç
büyük kuvvet veya enerji
The wind had great force
Rüzgarın büyük bir gücü vardı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
bak şimdi
karşıdakinin dikkatini çekmek için kullanılan ifade
Get this, he actually apologized
Bak şimdi, gerçekten özür diledi
anlamak
bir şeyi kavramak veya zihninde canlandırmak
I don't get this math problem
Bu matematik problemini anlamıyorum
üflemek
Sahnedeağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
mahvetmek
bir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
bir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
veranda
Sahnedebir evin dışında oturmak için yapılmış taş döşeli alan
We sat on the patio
Verandada oturduk
cümle
Sahnedetam bir düşünceyi ifade eden kelime grubu
This is a long sentence
Bu uzun bir cümle
mahkum etmek
bir suç için ceza belirlemek
The judge sentenced him to prison
Hakim onu hapse mahkum etti
hüküm
bir suç için mahkemenin verdiği ceza kararı
He received a five year sentence
Beş yıllık bir hüküm giydi
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
zorlamak
Sahnedebirini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
bastırmak
bir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
geri götürmek
bir şeyi eski yerine geri götürmek
I need to take back these books to the library
Bu kitapları kütüphaneye geri götürmem gerekiyor
geri almak
daha önce verdiğin veya izin verdiğin bir şeyi geri almak
I want to take back the money I lent him
Ona borç verdiğim parayı geri almak istiyorum
geçmişe götürmek
birine eski bir zamanı hatırlatmak
This song takes me back to my childhood
Bu şarkı beni çocukluğuma götürüyor
sözünü geri almak
söylediğin bir şeyin yanlış olduğunu kabul etmek
I take back what I said about you
Senin hakkında söylediklerimi geri alıyorum
tekrar kabul etmek
birisiyle ayrıldıktan sonra ilişkiye yeniden başlamak
She decided to take him back
Onu tekrar kabul etmeye karar verdi
basın
Sahnedehaber kurumları ve gazeteciler
The press is here
Basın burada
bastırmak
bir şeye baskı uygulamak
Press the button
Düğmeye bas
suçlamada bulunmak
birini resmen yasal olarak suçlamak
They decided to press charges against him
Ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdiler
acil
hemen ilgilenilmesi gereken
This is a press deadline
Bu acil bir son teslim tarihi
içermek
Sahnedebir grubun veya setin parçası olarak bulundurmak
The price includes breakfast
Fiyata kahvaltı dahildir
içermek
bir grubun veya bütünün parçası olarak bulundurmak
The book includes many pictures
Kitap birçok resim içerir
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
Sahnedetalimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
esinti
Sahnededoğal hava hareketi
There is a soft wind
Hafif bir esinti var
nefes
solunan hava
I lost my wind
Nefesim kesildi
sarmak
bir şeyi defalarca döndürmek
Wind the yarn
İpliği sar
duyum
gizli kalmış bilgi veya haber
She caught wind of the secret plan
Gizli planın kokusunu aldı
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
kıyaslamak
Sahnedebenzerlik veya farklarını bulmak için değerlendirmek
You should compare the prices before you buy
Satın almadan önce fiyatları kıyaslamalısın
ayakkabı
Sahnedeayağı koruyan örtü
I bought new shoes
Yeni ayakkabılar aldım
nal çakmak
bir hayvanın ayağına nal takmak
He shoes the horse
Atı nallıyor
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
program
televizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
sahip olmak
bir şeye sahip olmak
I have got a red car
Benim kırmızı bir arabam var
sahip olmak
bir şeye sahip olmak
I have got a new car
Yeni bir arabam var
pil
Sahnedeelektrik depolayan cihaz
The battery is dead
Pil bitti
darp
birine fiziksel olarak saldırma suçu
He was arrested for battery
Darp suçundan tutuklandı
batarya
birlikte çalışan büyük toplar grubu
The artillery battery moved into position
Topçu bataryası mevziye yerleşti
berbat olmak
Sahnedeçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
onay
Sahnederesmi kabul veya izin
He needs his boss's approval
Patronunun onayına ihtiyacı var
yer
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
az miktar
bir şeyin az miktarı
I would like a spot of tea
Biraz çay alabilir miyim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
gurur
Sahnedekendi başarılarından duyulan memnuniyet duygusu
He takes pride in his work
İşinden gurur duyuyor
beyzbol
Sahnedesopa ve topla oynanan bir oyun
I like playing baseball
Beyzbol oynamayı severim
rekabet etmek
Sahnedebaşkalarını yenmeye çalışmak
They compete for the gold medal
Altın madalya için yarışıyorlar
yarışmak
bir yarışmada veya etkinlikte yer almak
She will compete in the marathon
Maratona katılacak
rekabet etmek
başkalarına karşı kazanmaya çalışmak
Two companies compete for customers
İki şirket müşteriler için rekabet ediyor
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
hanımlar
Sahnedekadınlar
The ladies are here
Hanımlar burada
hanımefendi
yetişkin kadın
She is a lady
O bir hanımefendidir
merhamet
Sahnedebirine gösterilen nezaket veya bağışlama
He begged for mercy
Merhamet için yalvardı
geriye
Sahnedearkaya veya ters yöne doğru
He stepped backwards
Geriye doğru adım attı
tersten
ters yönde veya ters sırada
Can you count backwards from ten
Ondan geriye doğru sayabilir misin