

Modern Family — Season 1 Episode 11
Kelimeler ve anlamları
580 kelime
Seviye
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kaldırmak
bir şeyi yerden kaldırmak veya tutmak
Please pick up your clothes
Lütfen kıyafetlerini yerden kaldır
tavlamak
biriyle ilişki kurmak için konuşmaya başlamak
He tried to pick up a girl
Bir kızı tavlamaya çalıştı
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I will pick up some milk on my way home
Eve dönerken biraz süt alacağım
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
sırılsıklam etmek
Sahnedetamamen ıslatmak
The rain soaked my clothes
Yağmur kıyafetlerimi sırılsıklam etti
ıslatmak
bir şeyi ıslak veya nemli hale getirmek
Soak the towel in water
Havluyu suda ıslat
banyo
uzun ve rahatlatıcı bir banyo
I had a nice long soak in the tub
Küvette güzel ve uzun bir banyo yaptım
banyo yapmak
su dolu bir küvette oturmak
I like to soak in the tub
Küvette banyo yapmayı severim
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
ikna edici
Sahnedeinsanları kendi fikrine razı etme konusunda başarılı olan
He is a very persuasive speaker
O çok ikna edici bir konuşmacıdır
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
somun
Sahnedefırınlanmış ekmeğin şekilli kütlesi
I bought a loaf of bread
Bir somun ekmek aldım
somun
fırında tek parça halinde pişirilen ekmek
I bought a loaf of bread today
Bugün bir somun ekmek aldım
somun
fırından çıkmış bütün ekmek
I bought a loaf of bread
Bir somun ekmek aldım
mesafe
Sahnedeiki yer arasındaki uzaklık
The distance is very long
Mesafe çok uzun
uzaklaşmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
He tried to distance himself from the problem
Sorundan uzaklaşmaya çalıştı
uzaklık
iki kişi veya nesne arasındaki boşluk
The distance is too big
Uzaklık çok fazla
mesafe
kat edilen toplam yol
We traveled a long distance
Uzun bir mesafe katettik
bilardo masası
bilardo oynamak için kullanılan masa
He is playing on the pool table
Bilardo masasında oynuyor
araba
Sahnededört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
araba
dört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
hindi
SahnedeŞükran Günü veya Noel'de sıkça yenen büyük bir kuş
We ate turkey for dinner
Akşam yemeği için hindi yedik
hindi
eti için yetiştirilen büyük bir kuş
The farmer raises turkeys
Çiftçi hindiler yetiştiriyor
Türkiye
Avrupa ve Asya kıtalarında toprağı bulunan bir ülke
I want to visit Turkey next summer
Gelecek yaz Türkiye'yi ziyaret etmek istiyorum
pratik yapmak
Sahnedegelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice the piano every day
Her gün piyano çalışırım
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
uygulama
toplumda veya bir grupta yaygın olan davranış biçimi
It is common practice to arrive on time
Zamanında gelmek yaygın bir uygulamadır
macera
Sahnedealışılmadık ve heyecan verici bir deneyim veya etkinlik
We had a great adventure in the mountains
Dağlarda harika bir macera yaşadık
deli
Sahnedeakıl sağlığı yerinde olmayan kişi
He is acting like a madman
Bir deli gibi davranıyor
adaletsiz
Sahnedeadil olmayan veya haksız
This decision is unfair
Bu karar adaletsiz
dağ
Sahnedeyer kabuğundaki büyük doğal yükselti
I climbed a high mountain
Yüksek bir dağa tırmandım
yığın
bir şeyden oluşan çok büyük miktar
There is a mountain of laundry
Bir yığın çamaşır var
korsan
Sahnededenizde gemilere saldıran kişi
He is a pirate
O bir korsandır
korsan
gemilere saldırıp yağmalayan kişi
Pirates stole the gold
Korsanlar altını çaldı
yasadışı kopyalamak
bir şeyi izin almadan kopyalamak
It is illegal to pirate software
Yazılımı yasadışı kopyalamak suçtur
izinsiz kullanmak
bir şeyi hak sahibinden çalmak veya izinsiz kullanmak
They pirate games without paying
Oyunları ödeme yapmadan izinsiz kullanıyorlar
kes şunu
rahatsız edici bir davranışı durdurmak
Cut it out! You are being annoying
Kes şunu! Sinir bozucusun
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
-e rağmen
söylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
orta sehpa
içecekler veya atıştırmalıklar için kullanılan küçük ve alçak masa
Put your cup on the coffee table
Bardağını orta sehpaya koy
kovmak
Sahnedebirini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş etmek
Sahnedesilahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
ateş
yanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
atmak
Sahnedebir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
yastık
Sahnedeyatakta başın altına konulan yumuşak nesne
I need a soft pillow
Yumuşak bir yastığa ihtiyacım var
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
aktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
Aman Tanrım
şaşkınlık veya şok belirtmek için kullanılır
My gosh, look at that cake!
Aman Tanrım, şu keke bak!
hıçkırarak ağlamak
Sahnedeyüksek sesle ve kesik kesik nefes alarak ağlamak
She began to sob
Hıçkırarak ağlamaya başladı
giyinmek
üstüne kıyafet giymek
I get dressed for school
Okul için giyiniyorum
kolonya
Sahnedecilde sürülen kokulu sıvı
He puts on some cologne
Biraz kolonya sürer
olursa diye
bir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
kontrol etmek
Sahnedebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
bozmak
plan veya düzeni aksatmak
Don't mess up my plans
Planlarımı bozma
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
hırpalamak
birine fiziksel zarar vermek
The bullies messed him up
Zorbalar onu hırpaladı
batırmak
bir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötü duruma getirmek
I messed up the project
Projeyi mahvettim
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
kameralı telefon
dahili kamerası olan cep telefonu
I took a photo with my camera phone
Kameralı telefonumla bir fotoğraf çektim
uyandırma
birini uykudan uyandırma işlemi
I need a wake up call
Bir uyandırma servisine ihtiyacım var
uyanmak
uyumayı bırakmak
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
sosisli sandviç
ekmek arasında servis edilen pişmiş sosis
I want a hot dog
Bir sosisli sandviç istiyorum
arkadaşlar
Sahnedeyakın arkadaşlar
We are best buddies
Biz en yakın arkadaşlarız
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
şapka
Sahnedebaşı örtmek için kullanılan giysi
He is wearing a hat
O bir şapka takıyor
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
dil
Sahnedeağız içindeki tat almaya ve konuşmaya yarayan yumuşak organ
She burnt her tongue
Dilini yaktı
dil
konuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
English is my mother tongue
İngilizce benim ana dilim
dil
ağzın içinde tat almaya ve konuşmaya yarayan etli organ
He burned his tongue on the hot coffee
Sıcak kahveyle dilini yaktı
dil
bir kişinin konuştuğu dil
She speaks in her mother tongue
O ana dilini konuşuyor
çileden çıkarıcı
Sahnedebirini aşırı derecede kızdıran
It is infuriating to wait for hours
Saatlerce beklemek çileden çıkarıcı
gaza getirmek
birini çok heyecanlı veya enerjik hissettirmek
The coach fired up the team
Koç takımı gaza getirdi
çalıştırmak
bir makineyi veya cihazı başlatmak veya açmak
Fire up the laptop
Dizüstü bilgisayarı çalıştır
ne
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
krep
Sahnedeince Fransız pankeki
I love eating crepes
Krep yemeyi seviyorum
devre
Sahnedeelektriğin akması için oluşturulmuş kapalı yol
The electrical circuit is broken
Elektrik devresi bozulmuş
tur
belirli bir düzen içinde gerçekleşen veya ziyaret edilen bir dizi olay ya da yer
He went on a lecture circuit
Konferans turuna çıktı
yargı çevresi
belirli bir bölgedeki davalara bakan mahkemeler grubu
The case went to the federal circuit court
Dava federal yargı çevresi mahkemesine gitti
işlev
Sahnedebir şeyin doğal veya amaçlanan kullanımı
What is the function of this button
Bu düğmenin işlevi nedir
resmî davet
sosyal bir toplantı veya parti
It was a formal function
Bu resmî bir davetti
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi
The machine does not function
Makine çalışmıyor
makineli tüfekle ateş etmek
seri bir şekilde ateş etmek
He machine gunned the target
Hedefe makineli tüfekle ateş etti
makineli tüfek
hızlı ateş eden silah
The soldier has a machine gun
Askerin bir makineli tüfeği var
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
işkence etmek
Sahnedebüyük fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
He was tortured for hours
Saatlerce ona işkence edildi
işkence
büyük fiziksel veya zihinsel acı
Silence can be torture
Sessizlik bir işkence olabilir
işkence etmek
birine şiddetli acı vermek
They tried to torture the prisoner
Mahkûma işkence etmeye çalıştılar
işkence
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
pencere
Sahnedeışık girmesini sağlayan, duvarda veya kapıda bulunan camlı alan
She opened the window
Pencereyi açtı
pencere
Sahnededuvarda bulunan cam kaplı açıklık
The window is broken
Pencere kırık
fırsat aralığı
bir şeyin yapılması için uygun olan kısıtlı zaman
We have a narrow window to finish the project
Projeyi bitirmek için kısıtlı bir zamanımız var
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
gece kulübü
Sahnedemüzik, dans ve içki için gece açık olan yer
They went to a nightclub on Friday
Cuma günü bir gece kulübüne gittiler
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
binmek
Sahnedebir ata veya araca binip gitmek
I ride a horse
Ata binerim
kaymak
bir konumda bulunmak veya yer değiştirmek
Her skirt tends to ride up
Eteği yukarı kayma eğiliminde
baskı yapmak
birini eleştirmek veya rahatsız etmek
My boss likes to ride me about my speed
Patronum hızım konusunda bana baskı yapmayı sever
yolculuk
bir araçla yapılan seyahat
I enjoyed the car ride
Araba yolculuğundan keyif aldım
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
hazırlamak
bir şeyi hazır hale getirmek
I will fix a sandwich for you
Senin için bir sandviç hazırlayacağım
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek duruma getirmek
He fixed the picture to the wall
Resmi duvara sabitledi
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I fix people who lie
Yalan söyleyen insanlardan nefret ederim
macun
Sahnedeyumuşak ve ıslak karışım
This paste is thick
Bu macun koyu kıvamlı
yapıştırıcı
yapışkan özelliğe sahip yumuşak madde
Use the paste for the paper
Kağıt için yapıştırıcıyı kullan
yapıştırıcı
bir şeyi yapıştırmak için kullanılan yumuşak ve ıslak karışım
I need some paste for this project
Bu proje için biraz yapıştırıcıya ihtiyacım var
aşırı tepki vermek
Sahnedebir şeye gereğinden fazla tepki göstermek
Don't overreact to the news
Haberlere aşırı tepki verme
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
büyük olay
çok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
abartılacak bir şey
pek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
önemli bir olay
çok büyük önemi olan bir durum
Winning the game is a big deal
Maçı kazanmak önemli bir olay
kolayca
Sahnedezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
kendi başına uyumaya alıştırmak
Sahnedebebeğin kendi kendine uykuya dalmasını öğretme süreci
She decided to ferberize her baby
Bebeğini kendi başına uyumaya alıştırmaya karar verdi
ferber metodu
Sahnedebebeklerin yalnız uyumasına yardımcı olan bir yöntem
They used the ferberize method
Ferber metodunu kullandılar
uzaylı
Sahnedebaşka bir gezegenden gelen varlık
The alien comes from Mars
Uzaylı Mars'tan geliyor
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
temiz
Sahnedekirli veya lekeli olmayan
The glass is clean
Bardak temiz
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
yasa dışı uyuşturucu veya alkol kullanmayan
He has been clean for three years
O üç yıldır temiz
partner
Sahnedebir etkinliği birlikte yaptığınız kişi
Find a partner for the dance
Dans için bir partner bul
ortak
bir işletmenin sahipliğini paylaşan kişi
He is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
iş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor