

Modern Family — 2. Sezon Bölüm 14
Kelimeler ve anlamları
408 kelime
Seviye
bu arada
Sahnedekonu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
uğramak
Sahnedebir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
vurmak
birine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
hediye kartı
Sahnedemal veya hizmet satın almak için kullanılan küçük plastik kart
I bought a gift card for her
Ona bir hediye kartı aldım
sınırı zorlamak
Sahnedekabul edilebilir sınırların dışına çıkmak
He is really pushing it by arriving late every day
Her gün geç gelerek sınırı zorluyor
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
eserler
Sahnedebirinin ürettiği veya yazdığı şeyler
He collected all of Mozart's works
Mozart'ın tüm eserlerini topladı
iş
yapılması gereken görev veya etkinlik
He has a lot of work to do
Onun yapacak çok işi var
fabrika
malların üretildiği veya endüstriyel işlerin yapıldığı yer
The steel works is very loud
Çelik fabrikası çok gürültülü
çalışmak
düzgün bir şekilde işlevini yerine getirmek
The new computer works well
Yeni bilgisayar iyi çalışıyor
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
şok
Sahnedeani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
elektrik çarpması
vücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
şok
vücudun ani ve tehlikeli tepki göstermesi durumu
The patient went into shock after the medicine
Hasta ilacı aldıktan sonra şoka girdi
şok
cihazlarda veya makinelerde bulunan bir seçenek
Press the shock button to start
Başlatmak için şok düğmesine basın
geçmek
Sahnedebaşka bir yere gitmek veya taraf değiştirmek
He went over to the other side
Karşı tarafa geçti
devrilmek
yere düşmek
The vase went over
Vazo devrildi
gözden geçirmek
bir şeyi incelemek veya kontrol etmek
Let's go over the plan
Planı gözden geçirelim
kaplamak
bir şeyin üzerini örtmek veya üstünde durmak
A rug goes over the floor
Halı yerin üzerini kaplar
ziyarete gitmek
birinin evine gitmek
I will go over to his house later
Daha sonra onun evine ziyarete gideceğim
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
düşük
Sahnedemiktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
alçak
Sahnedekötü veya adil olmayan
That was a low act
Bu alçak bir hareketti
böğürmek
inek gibi derin ve kalın bir ses çıkarmak
The cow lowed in the field
İnek tarlada böğürdü
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
planlamak
Sahnedebir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
program
planlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
sevgililer günü kutlaması
Sahnedebirine sevgiyi ifade etmek için ayrılan gün
Happy Valentines
Sevgililer Günün kutlu olsun
sevgililer günü
Sahnede14 Şubat'ta aşıklar için olan özel gün
Valentine's Day is on February 14
Sevgililer Günü 14 Şubat'tadır
sevgililer günü tatili
sevginin ifade edildiği özel gün
I bought a gift for Valentines
Sevgililer Günü için bir hediye aldım
sevgililer günü kartları
Sevgililer Gününde sevilen birine verilen kart
She received many valentines today
Bugün birçok sevgililer günü kartı aldı
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
eşcinsel
Sahnedeaynı cinsiyetten kişilere ilgi duyan
He is gay
O eşcinsel
eşcinsel
LGBTQ kültürüyle ilişkilendirilen kişi
He is an openly gay man
O açık bir eşcinsel erkek
eğlenceli
insanları güldürmeyi amaçlayan neşeli durum
The party had a gay atmosphere
Partinin eğlenceli bir atmosferi vardı
iyilik
Sahnedeahlaki açıdan iyi olma niteliği
She has a lot of goodness in her heart
Kalbinde çok iyilik var
iyilik
iyi olma durumu
She is known for her goodness
İyiliği ile tanınır
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
buradan çık
Sahnedebir yerden ayrılmak
Please get out of here
Lütfen buradan çık
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
katılmamayı tercih etmek
bir etkinliğe katılmamayı seçmek
She decided to sit out the game
Maça katılmamaya karar verdi
şef
Sahnedemutfaktan sorumlu profesyonel aşçı
The chef cooked a delicious meal
Şef lezzetli bir yemek pişirdi
uydurmak
Sahnedebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
çekici
Sahnedefiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
cinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
seksi
cinsel açıdan çekici olan
He looks very sexy in that suit
O takım elbise içinde çok seksi görünüyor
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
dinlenmek
sakinleşmek veya daha az hareketli olmak
I want to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmek istiyorum
çok değer vermek
Sahnedebir şeye çok önem vermek ve onu korumak
I treasure our friendship
Arkadaşlığımıza çok değer veriyorum
hazine
çok özel ve sevilen kimse
You are a real treasure to us
Sen bizim için gerçek bir hazinesin
hazine
çok değerli olan şey
They found the pirate's hidden treasure
Korsanın gizli hazinesini buldular
hazine
çok değerli veya önemli olan bir şey
They found a chest of gold treasure
Bir sandık dolusu altın hazine buldular
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
geçen sene
Sahnedeiçinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
geçen yıl
içinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
strateji
Sahnedeuzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
yırtmak
Sahnedebir şeyi parçalara ayırmak
I tore my shirt
Gömleğimi yırttım
gözyaşı
Sahnedegözden akan tuzlu sıvı damlası
A single tear fell
Tek bir gözyaşı damlası düştü
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek
This news will tear him apart
Bu haber onu yıkacak
hızla gitmek
bir yerden çok süratli geçmek
He tore down the street
Sokakta hızla ilerledi
satıcı
Sahnedeeşya veya hizmet satan kişi
The salesman was very helpful
Satıcı çok yardımcıydı
satıcı
ürün veya hizmetleri satan kişi
The salesman showed me the new car
Satıcı bana yeni arabayı gösterdi
hazır
Sahnedehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
sekreter
Sahnedeofis işlerini yapan kişi
She is a secretary
O bir sekreter
bakan
bir kurumda veya devlette üst düzey idari görevde bulunan kişi
The secretary leads the department
Bakan departmanı yönetiyor
sekreter
bir kişinin ofis işlerini yürüten yardımcı
The secretary managed the boss's calendar
Sekreter patronun takvimini yönetti
büro çalışanı
ofis içindeki işleri yürüten kişi
A secretary helps with general office duties
Bir büro çalışanı genel ofis işlerine yardımcı olur
her ne zaman
Sahnedeherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
devre dışı
Sahnedebir durumun ya da ilişkinin artık parçası olmayan
He is out of the picture now
O artık devre dışı
zıt
Sahnedebaşka bir şeyden mümkün olduğunca farklı olan şey
Black is the opposite of white
Siyah, beyazın zıttıdır
karşı
bir şeyin diğer tarafında bulunan
They sat opposite each other
Birbirlerinin karşısında oturdular
mevkidaş
farklı bir grupta aynı işi yapan kişi
I met my opposite at the conference
Konferansta mevkidaşımla tanıştım
bilet
Sahnedebir yere girmek veya seyahat etmek için kullanılan belge
I bought a movie ticket
Bir sinema bileti aldım
trafik cezası
trafik kurallarını ihlal ettiğiniz için verilen ceza makbuzu
He got a parking ticket
Park cezası yedi
giriş bileti
bir yere girmeye izin veren belge
I bought a ticket for the concert
Konser için bilet aldım
baş belası
uğraşması zor olan kişi
That child is a real ticket
O çocuk tam bir baş belası
çekiliş bileti
birine ödül kazanma şansı veren kâğıt
She bought a ticket for the prize draw
Ödül çekilişi için bir bilet aldı
yatak odası
Sahnedeuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
terk etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi geride bırakmak
He ditched his friends
Arkadaşlarını ekti
hendek
toprağa kazılmış uzun ve dar çukur
The car fell into the ditch
Araba hendeğe düştü
etkinlik
Sahnedeyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
somut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
binmek
Sahnedebir şeye binmek veya üzerine çıkmak
He mounted the horse
Ata bindi
dağ
çok yüksek doğal bir yer şekli
They climbed Mount Everest
Everest Dağı'na tırmandılar
monte etmek
bir şeyi bir yüzeye sabitlemek
He mounted the television on the wall
Televizyonu duvara monte etti
düzenlemek
bir etkinlik için hazırlık yapmak
They mounted a special exhibition
Özel bir sergi düzenlediler
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
hayalperest
Sahnedeşeyler hayal eden veya büyük umutları olan kişi
He is a dreamer
O bir hayalperest
vizyoner
daha iyi bir gelecek hayal eden kişi
She is a dreamer
O bir vizyoner
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
ad
bir kişiyi ya da şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
I know her name
Onun adını biliyorum
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şey değil
I found nothing
Hiçbir şey bulamadım
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
seçmek
Sahnedebir grup arasından seçmek
Pick out a dress for the party
Parti için bir elbise seç
ayırt etmek
bir gruptaki birini tanımak veya bulmak
I could pick out my friend in the crowd
Kalabalığın içinde arkadaşımı ayırt edebildim
seçmek
bir şeyi tercih ederek ayırmak
She helped me pick out a gift
Bana bir hediye seçmemde yardım etti
seçip çıkarmak
bir yüzeyden bir şeyi ayırıp almak
He picked out the pebble from his shoe
Ayakkabısındaki taşı seçip çıkardı
tiramisu
Sahnedekahve aromalı bir İtalyan tatlısı
I love eating tiramisu
Tiramisu yemeyi çok severim
batırmak
Sahnedebir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötüleştirmek
Do not mess up this task
Bu görevi mahvetme
karıştırmak
bir durumu içinden çıkılmaz hale getirmek veya düzensizliğe yol açmak
Do not mess up my plans
Planlarımı karıştırma
batırmak
bir şeyi kötü yapmak veya mahvetmek
Do not mess up this project
Bu projeyi batırma
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
bitiş
Sahnedebir film veya etkinliğin sona ermesi
That is a wrap for today
Bugünlük bu kadar, bitti
paketlemek
bir şeyin etrafını kaplamak
I need to wrap the gift
Hediyeyi paketlemem gerekiyor
kavramak
bir konuyu veya durumu anlamak
I cannot wrap my mind around this
Bunu bir türlü kavrayamıyorum
dürüm
içine malzeme sarılmış yassı ekmek
I ate a chicken wrap for lunch
Öğle yemeği için tavuklu dürüm yedim
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
başarmak
Sahnedebir şeyi yapmayı becermek
I can manage to finish the report
Raporu bitirmeyi başarabilirim
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başarmak
bir işi veya sorunu üstesinden gelerek halletmek
I can manage this task by myself
Bu görevi kendi başıma başarabilirim
asansör
Sahnedeinsanları bina içinde yukarı ve aşağı taşıyan makine
The elevator is broken
Asansör bozuk
utanmak
Sahnedeutangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
evinde gibi
Sahnedebir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum
evde
Sahnedeyaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde