

Modern Family — 5. Sezon Bölüm 14
Kelimeler ve anlamları
558 kelime
Seviye
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
mahremiyet
Sahnedebaşkalarının müdahalesi veya dikkatinden uzak olma durumu
I value my privacy
Mahremiyetime önem veririm
mahremiyet
başkalarının dikkati olmadan yalnız olma durumu
I need some privacy to work
Çalışmak için biraz mahremiyete ihtiyacım var
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
haklı
Sahnedeiyi bir sebebi veya adil bir nedeni olan
Her anger was justified
Öfkesi haklıydı
söylemek
Sahnedebirine sözlü olarak bilgi vermek
He says hello to everyone
O herkese merhaba söylüyor
ileri sürmek
bir düşünceyi veya inancı dile getirmek
He says that this is a bad idea
Bu fikrin kötü olduğunu ileri sürüyor
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
servet
bir kişinin kazandığı ya da sahip olduğu mal varlığı
She has a lot of money
Çok parası var
güncel
Sahnedeo an popüler olan veya gündemde bulunan
The topic du jour is inflation
Bugünün konusu enflasyon
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
yakın
Sahnedeuzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
yakın
kısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
Don't forget about the meeting
Toplantıyı unutma
dikkate almamak
bir şeyi düşünmeyi ya da ona dikkat etmeyi bırakmak
Forget about the old rules
Eski kuralları dikkate alma
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
almak
Sahnedebir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesajlaşmak
telefondan yazılı ileti göndermek
I will text you later
Sana daha sonra mesaj atacağım
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
sarmak
Sahnedebir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
girmek
bir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
etkilemek
birini belirli bir şekilde davranmaya yöneltmek
His friends got into him to behave badly
Arkadaşları onu kötü davranmaya yöneltti
alkole başlamak
alkol içmeye başlamak
He got into drinking at college
Üniversitedeyken alkol içmeye başladı
kaydetmek
Sahnedebir şeyin fotoğrafını veya videosunu çekmek
He captured the sunset
Gün batımını kaydetti
yakalamak
bir kişiyi veya canlıyı zorla ele geçirmek
The police were able to capture the suspect
Polis şüpheliyi yakalayabildi
etkilemek
birinin ilgisini veya beğenisini kazanmak
Her smile captured his heart
Gülümsemesi onun kalbini kazandı
bir seferde
Sahnedeher bir ayrı durumda veya seferde
Please enter one at a time
Lütfen teker teker giriniz
tek tek
bir seferde sadece bir tane
Go through the door one at a time
Kapıdan tek tek geçin
gizlice izlemek
Sahnedebirini gizlice takip etmek veya gözetlemek
They used a camera to spy on him
Onu gizlice izlemek için bir kamera kullandılar
gizlice izlemek
birini haberi olmadan izlemek
He tried to spy on his neighbors
Komşularını gizlice izlemeye çalıştı
gözetlemek
birini fark ettirmeden takip etmek
The detective decided to spy on the suspect
Dedektif şüpheliyi gözetlemeye karar verdi
yanlışlıkla
Sahnedeistemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
telefon
arama yapmak ve mesaj göndermek için kullanılan cihaz
I use my phone every day
Telefonumu her gün kullanırım
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
kahve
Sahnedekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
Latin
SahnedeLatin Amerika veya kültürü ile ilgili olan
I love Latin music
Latin müziğini seviyorum
Latince
Antik Roma'nın dili
He is studying Latin
O, Latince çalışıyor
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
kabul etmek
bir öneriyi veya kararı uygun bulup onaylamak
I will go with your plan
Senin planını kabul edeceğim
sattı
Sahnedepara karşılığında bir şeyi vermek
He sold his old car
Eski arabasını sattı
ikna olmak
bir şeyi kabul etmeye veya inanmaya ikna olmak
I am sold on this idea
Bu fikre ikna oldum
bayrak
bir işaret olarak kullanılan desenli kumaş parçası
They waved the flag
Bayrağı salladılar
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
hak tanımak
Sahnedebirine bir şey yapma veya elde etme hakkı vermek
This ticket entitles you to a free meal
Bu bilet size ücretsiz yemek hakkı tanıyor
adlandırmak
bir şeye başlık veya isim vermek
He entitled his book The Great Journey
Kitabına Büyük Yolculuk adını verdi
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
çok kızgın
Sahnedeçok öfkeli veya sinirli hissetmek
He is really pissed
O gerçekten çok kızgın
sarhoş
alkol etkisiyle kendinden geçmiş
He was completely pissed after the party
Partiden sonra tamamen sarhoştu
şahsen
Sahnedekişinin kendi bakış açısına göre
Personally I think it is a good idea
Şahsen bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
bizzat
başkası yerine doğrudan kendisi tarafından yapılan
She signed the document personally
Belgeyi bizzat imzaladı
etkilemek
Sahnedebiri veya bir şey üzerinde etki bırakmak
Peers can influence your choices
Akranlar seçimlerinizi etkileyebilir
etki
bir kişi veya şeyin diğeri üzerinde bıraktığı sonuç
She has a good influence on him
Onun üzerinde iyi bir etkisi var
etki
başkalarının kararlarını veya davranışlarını etkileme yeteneği
She has a lot of influence over him
Onun üzerinde çok fazla etkisi var
teçhizat
Sahnedebelirli bir faaliyet için gereken eşyalar topluluğu
He carried all his photography paraphernalia in a big bag
Tüm fotoğrafçılık teçhizatını büyük bir çantada taşıyordu
üçüncü sınıf
Sahnedeilkokulda bir öğretim yılı seviyesi
He is in the third grade
O üçüncü sınıfta
üçüncü sınıf
okulda bir eğitim yılı veya aşaması
She is in third grade
O üçüncü sınıfta
dik dik bakmak
Sahnedebirine ya da bir şeye gözlerini ayırmadan bakmak
Stop staring at me
Bana dik dik bakmayı bırak
rotayı belirlemek
Sahnedebir aracın veya geminin yönünü belirlemek
The captain navigated the ship
Kaptan gemiyi yönlendirdi
yolunu bulmak
bir yer veya durum içinde ilerleyerek yön belirlemek
It is hard to navigate the city without a map
Harita olmadan şehirde yolunu bulmak zordur
yön bulmak
bir yere ulaşmak için doğru yolu belirlemek
He used a map to navigate the city
Şehirde yön bulmak için harita kullandı
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
püskürtmek
Sahnedebir sıvıyı küçük damlalar halinde dışarı göndermek
He sprayed water on the flowers
Çiçeklerin üzerine su püskürttü
sprey
kutudan küçük damlalar halinde çıkan sıvı madde
She used some hair spray
Biraz saç spreyi kullandı
püskürtmek
sıvıyı küçük damlalar halinde havaya saçmak
He sprayed water on the flowers
Çiçeklerin üzerine su püskürttü
işaret
Sahnedebir şeyi ne zaman yapmanız gerektiğini belirten işaret
That is my cue to start
Bu, başlamam için işaret
kurtarmak
birini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
You must cue the man from the fire
Adamı yangından kurtarmalısın
ıstaka
bilardoda topa vurmak için kullanılan uzun sopa
She chalked the tip of her cue
Istakasının ucuna tebeşir sürdü
düşmek
Sahnedeyerinden çıkıp düşmek
The tooth fell out
Diş düştü
gözden düşmek
popüler veya tercih edilen bir seçenek olmaktan çıkmak
This style has fallen out of fashion
Bu tarz artık gözden düştü
arasının açılması
bir kişiyle olan ilişkiyi bozmak
We fell out after the argument
Tartışmadan sonra aramız açıldı
ketum
Sahnedebilgi vermekten kaçınan
He was cagey about his plans
Planları hakkında ketum davranıyordu
açık
Sahnedeönünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
net
anlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
boğazını temizlemek
dikkat çekmek için boğazından ses çıkarmak
He cleared his throat before speaking
Konuşmadan önce boğazını temizledi
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
faul
Sahnedekurallara aykırı davranış
The player committed a foul
Oyuncu faul yaptı
kirletmek
bir şeyi pis veya hoş olmayan bir hale getirmek
The oil spill fouled the water
Petrol sızıntısı suyu kirletti
iğrenç
çok kötü veya mide bulandırıcı
There was a foul smell in the room
Odada iğrenç bir koku vardı
parkur
Sahnedekentsel alanlarda engellerin üzerinden koşma zıplama ve tırmanmayı içeren spor
He likes to practice parkour in the city
Şehirde parkur yapmayı seviyor
dalga geçmek
Sahnedebiriyle eğlenmek için gülmek
Don't laugh at him
Onunla dalga geçme
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
ortak kullanmak
Sahnedebir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
kovmak
Sahnedebirinin bir yeri terk etmesini zorunlu tutmak
The landlord will kick out the noisy tenants
Ev sahibi gürültücü kiracıları kovacak
üretmek
bir şeyi ortaya koymak veya göndermek
The factory can kick out many items
Fabrika çok sayıda ürün üretebilir
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
kalitesiz
Sahnededüşük nitelikli
This product is bad
Bu ürün kalitesiz
fena
ciddi bir şekilde
He was hurt bad
O fena yaralandı
kötü
ahlaki açıdan yanlış
He is a bad person
O kötü bir insan
kafasına takmak
Sahnedebir şeyi çok fazla düşünüp endişelenmek
Stop overthinking your mistakes
Hatalarını kafana takmayı bırak
aşırı düşünmek
bir şeyi gereğinden fazla düşünmek
Don't overthink the problem
Sorunu aşırı düşünme
gereğinden fazla düşünmek
bir şey hakkında kaygıya yol açacak kadar çok düşünmek
You are overthinking this problem
Bu problemi gereğinden fazla düşünüyorsun
gelen kutusu
Sahnedeyeni elektronik mesajların geldiği yer
I checked my inbox for new emails
Yeni e-postalar için gelen kutumu kontrol ettim
ıslatmak
Sahnedebir şeyi ıslak veya nemli hale getirmek
Soak the towel in water
Havluyu suda ıslat
banyo
uzun ve rahatlatıcı bir banyo
I had a nice long soak in the tub
Küvette güzel ve uzun bir banyo yaptım
kazıklamak
birinden çok fazla para istemek
That shop tried to soak me for a simple repair
O dükkan basit bir tamirat için beni kazıklamaya çalıştı
çabalamak
bir şeyi yapmak için elinden gelenin en iyisini yapmak
She soaked her effort into the task
O tüm çabasını bu göreve verdi
dolaşmak
Sahnedekeyif için veya belirli bir hedef olmadan yavaşça yürümek
I like to walk around the park
Parkta dolaşmayı severim
taşınabilir
kullanım sırasında taşınabilen
He uses a walk-around phone at home
Evde taşınabilir bir telefon kullanıyor
yürüyerek gezmek
yaya olarak bir yerden başka bir yere gitmek
It is fun to walk around the town
Kasabayı yürüyerek gezmek eğlencelidir
dolaşmak
bir yerden başka bir yere yürüyerek gitmek
I like to walk around the city
Şehirde dolaşmayı seviyorum
dolaşmak
yürüyerek bir yerden bir yere gitmek
I like to walk around the city
Şehri dolaşmayı severim
cinayet
Sahnedebirini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
öldürmek
birini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
matematik
Sahnedesayıların ve şekillerin incelendiği bilim
I like math
Matematiği severim
matematik
sayıların ve şekillerin özelliklerini inceleyen bilim dalı
I study math at school
Okulda matematik çalışıyorum
rahatça
Sahnederahat veya kayıtsız bir şekilde
He dressed casually for the party
Parti için rahat giyindi
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
saklamak
Sahnedebir şeyi birine söylememek
I tried to keep the secret from her
Sırrı ondan saklamaya çalıştım
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't keep from laughing
Gülmekten kendimi alamadım
engellemek
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
The heavy rain kept us from going out
Şiddetli yağmur dışarı çıkmamızı engelledi
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç